ÇİFTÇİYE DARBE ÜSTÜNE DARBE

ÇİFTÇİYE DARBE ÜSTÜNE DARBE

01 Kasım 2018 - 06:47

Çiftçiye bir kötü haber daha. Yerli tohuma sertifika zorunlu hale getirildi. Çiftçinin sertifika alması maliyetli olduğu için atalarımızdan kalma yüzlerce tohum çeşidi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

 

Tarım Bakanlığından yeni yönetmelik: Çiftçi bütün tohumlarını sertifikalandıracak sertifikalı tohum kullanmaya çiftçiye destek verilmeyecek. Çiftçinin eli kolu bağlandı. Çünkü sertifika almak o kadar kolay değil.

 

Ziraat Mühendisleri Odasının verilerine göre, Türkiye’de Mısır ve Patates’te yüzde 95, Ayçiçeğinde yüzde 82, Pamuk ve Soyada yüzde 80 ve sebzede yüzde 75 yabancı tohum kullanılıyor.

 

 

 

 

 

 

Edirne Ziraat Odası Meclis Başkanı Erdal Akgün, yerli tohum hakkında yaptığı açıklamada, “Yerli tohum dedelerimizin zamanında kaldı. Yerli ve Milli bir tohum ben bilmiyorum. Varsa getirsinler kullanalım. Çiftçinin hibrit tohum kullanması Türk tarımına ve çiftçisine darbe üstüne darbe vuruyor” dedi.

 

Türkiye’nin ekonomisi için çok büyük önem arz eden Tarım ve Hayvancılık sektörü bugünlerde zor günler yaşamakta. Özellikle yapılan devlet desteklemelerinin, çiftçilerin girdilerine karşısında yetersiz kaldığını belirten çiftçiler, son günlerde farklı mecralarda sıkça adını duyduğumuz “Yerli Tohum” konusunu konuştuk.

 

Buğday ekiminin başladığı bugünlerde“yerli tohum” diğer adıyla “Ata tohumu” ekiminde büyük zorluklar yaşadıklarını belirten çiftçiler, patent zorunluluğunun Yerli tohum ekim işini zorlaştırdığını belirttiler. Çiftçiler özellikle “Patent işlemlerinin” çiftçilerin olan maliyetlerine maliyet kattığını ve devlet desteklemelerinin sadece hibrit tohuma yönelik olduğunu belirttiler.

 

“Laboratuar Tohumu” olarak bilinen Hibrit tohum; “iki veya daha fazla aynı cins tohumun laboratuar ortamında saflaştırılması sonucu elde edilmiş, ekildiğinde geleneksel tohuma göre daha yüksek verim gücüne sahip ama bir sonraki sene ekimi dahi yapılamayan bu sebeple de yüksek maliyetli, tarım ilaçları ve kimyasal korumaya daha gereksinimli melez tohum” olarak tanımlanıyor. Yerli Tohum ise tamamen doğal şartlarda veya laboratuar ortamında genetiği değiştirilmemiş, mahsullerin biçimi bittikten sonra belirli bir miktarın tohumluk olarak ayrılarak, halk arasında bilinen adıyla babadan oğula şeklinde uygulanan bir durum. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının aldığı bir kararda kullanılacak olan tohumların patentleştirilerek “kimin hangi bölgede, hangi tür tohum ektiğini” belirlemek adına “Patent sistemi” uyguluyor. Bu durum karşısında oluşan maliyetlerin artması nedeniyle Türkiye genelinde pek çok çiftçi tarımdan vazgeçiyor veya mevcut topraklarını satarak şehirlere veya farklı mesleklere yöneliyorlar. Türkiye’nin tarım denilince akla gelen ilk bölgesi olan Trakya’daysa durum kritik seviyede. Yapılan son araştırmalara göre durumun ne derece kritik olduğuna dair en kapsamlı araştırmayı Tarım alanında faaliyet gösteren bilgi şirketi Doktar gerçekleştirdi.  Nisan 2018-Mayıs 2018 arasında 81 ilin 665 ilçesinde 3 bin 187 üreticiyle görüşerek Çiftçilere A’dan Z’ye sorular yöneltiyor.

 

AKGÜN: “ANAP BAŞLATTI, AKP HIZLANDIRDI”

Konu hakkında Edirne Ziraat Odası Meclis Başkanı Erdal Akgün’e bir takım sorular yönelttik. Türkiye genelinde gündem konusu olan “Yerli Tohum” hakkında sorularımıza bir takım cevaplar veren Akgün’ün en dikkat çeken cevabıysa; “Yerli tohum dedelerimizin zamanında kaldı. Yerli ve Milli bir tohum ben bilmiyorum. Varsa getirsinler kullanalım. Çiftçinin hibrit tohum kullanması Türk tarımına ve çiftçisine darbe üstüne darbe vuruyor” şeklinde oldu. Akgün ANAP dönemi uygulanan bazı politikaların günümüzde ağır kayıplara neden olduğunu ve bu olumsuz durumun AKP iktidarı döneminde hız kazandığını belirtti. Akgün; “Yerli tohum kullanımı hakkındaysa 1980’lu yıllarda Amerika tarafından Türkiye’nin hibrit tohuma özendirildiğini ve gün geçtikçe neredeyse yerli tohumun kalmadığını; “Bizim çocukluk zamanımızda dedelerimiz, atalarımız elde ettiği mahsulden belirli bir kısmını alır tohumluk olarak kullanırdı ve bu işlem tekrar tekrar uygulanırdı. Biberde böyleydi, domateste de böyleydi, buğdayda da böyleydi her şey bu şekildeydi. Çiftçilerin her ürünü her mahsulü hibrit tohuma yani genetiği oynanmış tohuma dönüştü. Artık üretim yapmak ve verim kazanmak, çok ama çok maliyetli oluyor” şeklinde yanıt veriyor.

 

“YERLİ VE MİLLİ OLARAK NEREDEYSE HİÇBİR ŞEY KALMADI”

Akgün bugünlerde adı sıkça duyulan yerli ve milli tohum olarak hiçbir üründe ulaşılamadığını belirterek; “Trakya Bölgesinde ilk olarak Sırpsındığı civarlarında Amerikan H1 tohumu ekildi. Bir sonraki yıl elde edilen mahsuller ekildiğinde hastalıklar ortaya çıkmaya başladı. Ve sonrasındaysa bu hastalıklara dayanıklı tohumların olduğu, ilacı, gübresi vs. çiftçilere sunulmaya başladı ve bu sürece kadar böyle yaygınlaştırıldı. Her alanda bu tohumlar ekildi ve topraklarımıza hastalık bulaştı. Şu anda her şeyde hastalıkla uğraşıyoruz. Ayçiçeğinde de, buğdayda da hastalıkla uğraşıyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin. Yerli ve Milli olarak neredeyse hiçbir şey kalmadı” dedi.

 

“BÖYLE BİR ŞEY VARSA ‘AL BUNU KULLAN’ DESİNLER. BEN O TOHUMU KULLANACAĞIM AMA BÖYLE BİR ŞEY YOK”

Akgün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın “Yerli Tohum kullanın” çağrısına tepki göstererek; “Kürsülere çıkıp da nutuk atmakla olmuyor. Cumhurbaşkanımızın eşi ‘yerli tohum kullanın’ diyor. Böyle bir şey varsa ‘al bunu kullan’ desinler. Ben o tohumu kullanacağım ama böyle bir şey yok. Araştırma enstitülerimiz vardı. Yerli tohum buralarda yetiştiriliyordu ve kullanılıyordu. Korunmuş ve kollanmıştı. Devlet çiftlikleri satıldı. Zirai araştırma enstitülerini arazilerini imara açtın. En güzel tohumlukların yetiştirildiği yerlere de TOKİ konutları, devlet hastaneleri yapıldı. Bir anlamda tarıma ve üreten insanlara yapılacak olan en büyük kötülük yapıldı” şeklinde konuştu.

 

TÜRK TARIMINA AMERİKAN OYUNU

Geçmiş yıllardan bu yana Amerika gibi ülkelerin kendi tohumlarını yaygınlaştırmak adına türlü oyunlar oynadığını ve günümüzde oluşan tüm tarımsal sorunların başında Amerika gibi ülkelerin olduğunu vurguladı. Akgün; “Nerede Türkiye’nin başına bir kötülük gelse Amerika öteden beri Türk devletine ve Türk Milletinin başına bela olmuştur. Tarımda da gerçekten bizi müthiş derecede sömürülmesine sebep olan ülkelerin başında Amerika geliyor. İlk önce Amerikan tohumlarıyla ilgimiz çekildi. Benim yaşımda olan veya benden büyük olanlar biraz kendilerini zorladıklarında o günlerden bugünlere nasıl gelindiğini fark edeceklerdir” ifadelerini kullandı.

 

ÇİFTÇİLERİN YÜZDE 61’İNİN KAZANCI 5 YIL ÖNCESİNE GÖRE AZALDI

Doktar’ın anketine göre çiftçilerin yüzde 61’lik bir oranı 5 yıl öncesine göre kazançlarının azaldığını söylerken, sadece yüzde 20’si gelirinin arttığını beyan ediyor. 5 yıl öncesine göre gelirinde bir değişiklik olmadığını belirten çiftçilerin oranı da yüzde 19.

 

SADECE YÜZDE 16’SI ÇİFTÇİLİKTEN “PARA KAZANIYORUM” DİYOR

Çiftçilerin yüzde 84’ü çiftçilikten elde ettikleri gelir ile para biriktirecek kadar kazanmadıklarını vurguluyor. Çiftçilik faaliyetinden tasarruf yapabilecek kadar para kazandığını söyleyen üreticilerin oranı sadece yüzde 16.

 

ÜRETİCİLERİN YÜZDE 68’İ YAKIN ZAMANDA TARLALARINA YATIRIM YAPMAMIŞ

Anketin en çarpıcı konularından birisi de “yakın zamanda tarlanıza yatırım yaptınız mı?” sorusu. Bu soruya Çiftçilerin yüzde 46’sı tarım ile para kazanılabileceğini söylemiş. Yüzde 47’lik bir kesim ise tarımsal faaliyetle iyi para kazanılamayacağını yüzde 7 ise kararsız konumda. Üreticilerin yüzde 68’i yakın zamanda tarlalarına yatırım yapmamış.

 

ÇİFTÇİLERİN YÜZDE 71’İ GİRDİLERİ VADELİ ALIYOR

Ankete göre girdilerini peşin olarak alan çiftçilerin oranı yüzde 29 seviyesinde,  yüzde 71’i girdilerini vadeli şekilde tedarik ediyor. Çiftçiye en çok kredi sağlayan kurumların başında yüzde 43 ile Tarım Kredi Kooperatifleri geliyor. Bankalar yüzde 42 ile ikinci sırada yer alırken, bayiler yüzde 31’lik oranla üçüncü sırayı alıyor. Çiftçiye kredi sağlayan diğer kanallar ise yüzde 14 ile tüccar ve yüzde 3 ile fabrikalar olarak belirtiliyor. Trakya’daki üreticilerin yüzde 59’u Kredi Kooperatifleri ile çalışırken, Çukurova’daki üreticilerin yüzde 54’ü ise bankalarla çalışıyor. GAP’taki çiftçilerin yarısı, daha yüksek faiz ödedikleri halde bayiler ile çalışıyor.

 

ÇİFTÇİ NE EKECEĞİNE “KENDİ” KARAR VERİYOR

Anket sonuçlarına göre çiftçinin ne ekeceği hakkında kendi başına karar verdiğini gösteriyor. Çiftçilerin yaklaşık yüzde 80’i ne ekeceğine kendisi karar veriyor. Aile ve yakın çevresinin telkiniyle üreteceği ürüne karar verenlerin oranı yüzde 10 iken, üreticilerin yüzde 4’ü ise ziraat mühendislerine danışarak ekeceği ürüne karar veriyor. Ankete göre çiftçilerin yüzde 55’i kendi kararına göre gübre ve ilaç kullanıyor. Kendi kararı dışında gübre ve ilaç için bayiye danışanların oranı yüzde 18 seviyesinde. Çiftçilerin yüzde 12’si il/ilçe tarım müdürlüklerine, yüzde 8’i aile ve yakın çevresine, toplamda yüzde 17’lik kısmı ise serbest danışman niteliğindeki ziraat mühendisleri, Tarım Kredi Kooperatifi ya ziraat odasına bağlı ziraat mühendislerine söz konusu girdilerin kullanımında danışıyor.

 

ÇİFTÇİLERİN YARISI ÖDEDİĞİ FAİZİ “BİLMİYOR”

Ankette çiftçilere ödedikleri faiz oranı soruluyor; Çiftçilerin yüzde 52’si ödediği faizin oranı ya da miktarını yani borçlanma maliyetini bilmiyor. Ankete göre bankalarla çalışmak istemeyen çiftçilerin yüzde 27’si yüksek faiz ödeyeceklerini düşündükleri için bankalarla çalışmıyor. Çiftçilerin Yüzde 21’i ihtiyaç duymadığı için, yüzde 13’ü kredi alamadığı için ve yüzde 10’u da vade günü ertelemesi olmadığı için bankalarla çalışmayı tercih etmiyor.

 

ÇİFTÇİLER GELECEKTEN NE BEKLİYOR?

Anketin en dikkat çeken kısımlarından biriyse Türkiye’deki çiftçilerin yüzde 45’inin gelecekten umutlu olmadığı, yüzde 19’unun ise bu konuda kararsız olduğuydu. Ankete göre çiftçilerin yarısından fazlasının ailesinde şehre göç eden en az bir birey mevcut. Küçük, orta ve büyük ölçekli çiftçiler arasında küçük çiftçiler göçten en çok etkilenen gruplar arasında yer alıyor.

 

ÇOCUKLARININ TARIMLA UĞRAŞMASINI “İSTEMİYOR”

Ankette yöneltilen sorulardan bir tanesi de “çocuklarının kendileri gibi çiftçilikle uğraşmasını isteyip, istemedikleri” sorusu yöneltiliyor. Çiftçilerin bu soruya yanıtıysa iç karartan türden. Çiftçilerin yüzde 64’ü çocuklarının kendileri gibi çiftçilikle uğraşmasını, tarımsal üretim yapmasını istemiyor. Bu soruya ‘İsterim’ ve ‘Kesinlikle isterim’ şeklinde yanıt veren çiftçilerin oranı ise sadece yüzde 30.

 

ÇİFTÇİLER EN ÖNEMLİ 3 SORUNUNUZ NE DİYE SORULDUĞUNDA; “MAZOT, GÜBRE VE PAZAR” DİYOR

Çiftçilere, çiftçilikte en önemli 3 sorununuzu sıralamak gerekirse ne cevap verirsiniz sorusuna; Çiftçilerin yüzde 57’si en önemli sorun olarak yüksek mazot maliyetini gösterirken, yüzde 44’lük bir kesim için en önemli sorun yüksek gübre maliyeti. Üreticilerin yüzde 27’si ise en önemli sorun olarak pazara erişimdeki zorluklar ve hak edilen fiyata ürünlerini satamamayı gösteriyor.

 

ÇİFTÇİLER, TARIM POLİTİKALARINDAN MEMNUN DEĞİL

Ankette tarım politikalarından memnun musunuz sorusuna yüzde 58’lik kesimi “memnun değiliz” diyor. Memnun olanların oranı ise yüzde 29 iken çiftçilerin yüzde 13’ü ise bu konuda kararsız olduğunu vurguluyor.

 

 

Kaynak: Bekir TÜCCAR
Bu haber 4608 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
YÜZLER GÜLÜYOR
YÜZLER GÜLÜYOR
VEFALI HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ
VEFALI HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ