Edirne’de 10 yıl kalmaya, Edirne Gazetesinde 260 yazı yazmaya niyetli olduğumuza göre bu yazımızla yolun 1/7 sine gelmiş oluyoruz. Öyleyse önce ir genel muhasebe yapıp bir bilanço çıkaralım:
1. Üç konu dışına çıkmayacağımızı söylemişiz: K1. Sizleri sizlere anlatmak, K2. Edirne kenti ve Trakya, K3. Eğitim (ve bu arada genel kavramların çözümlenmesi)
2. Sizlerle iletişim kurmada başarılı olamamışız; ne eleştiri, ne katkı, ne geri bildirim almışız. Okurlarımız kaç kişi bunu bile bilemiyoruz.
3. Bu yazıya kadar her yazımızı kendi içinde ele almış, bağımsızca oluşturmuşuz. Bir tür denemeler. Geri bildirim alsaydık ona göre kendimize yön verdik. Bu olmadığına göre bundan sonraki yazılarımızın planlanmasını kendimiz yapacağız. İlk adımda toplumsal kavramları ele alarak, becerebildiğimizce çözümlemeye çalışacağız. (Yani uzunca bir süre K3 içinde kalacağız; belki ara ara tekil yazılarla bunun dışına çıkarak.) Genel toplumsal kavramları ele alırken emperyalist güçlerin buyurduğu yola girmeyeceğiz; kim ne söylemiş diye boş bilimsel bildirilerde bulunmayacağız; en ilkelden başlayarak özgürce sorgulamaya çalışacağız...
İlk iki kavramımız halk ve aydın.
Halk ne? Aydın ne? Halk ne yapar? Aydın ne yapar?...
· Bu kavramların ilkel olmadığını ve belirsizce kullanılageldiğini biliyoruz. Bazıları halkı ‘halklar’ diye çoğul kullanıyor. Topluma karşı, örneğin TV de, ‘halktan olmak’ üstünlük ama dar çevrede ‘aydın olmak’ böyle. ‘Yarı aydın’ diye bir terim kullanıyoruz; hatta ‘aydın olmayan aydın’ dan söz ediyoruz.
· Sosyalist çözümlemede öne çıkarılan iki ana sınıf: proleterya (sanayi işçileri) ve burjuvazi (özellikle işverenler). Aydın, ara bir sınıf olan küçük burjuvazinin bir tabakası.
· Biz ne yapalım?
Biliyoruz ki toplumun böyle farklılaşması üretime dayalı. Tüketim ve üretim ilkel kavramlarımız. Öyleyse bunlardan başlayalım.
Yaşamak için tüketmek zorundayız; nefes almak, su içmek, yemek yemek, korunmak, barınmak,...
Bunu temelde doğayı sömürerek yapıyoruz.
İlkel yaşamda tüketim (doğanın sömürülmesi) çok basit. Ama bugün?
Bugün, tüketim de, bunu sağlamak için üretim de çok karmaşık. Yeryüzündeki insan sayısı altı milyonların üzerinde. Doğanın sunduğu yani kaynaklar gelişigüzel kullanıma yetersiz. Ayrıca bugün üretirken, yani doğal kaynakları kullanılır kılarken üretimin doğaya etkisini de düşünmemiz gerekiyor. Bunun en çarpıcı örneği hava kirliliği. Doğanın petrolünü, kömürünü kullanarak yer değiştiriyor, ısınıyor ve birçok şey üretiyoruz. Ama bunu hesapsız, plansız hatta duyarsızca yapınca, eskiden tükenmez sandığımız hava tükeniyor, kirleniyor, sağlıklı bir solunum bile yapamıyoruz. Hesapsız, duyarsız davranarak çevreyi kirletiyor, doğal dengeyi bozabiliyor, sonuçta kendimizi cezalandırabiliyoruz.
· Bugün üretim çok karmaşık. Ama genelleyerek basitleştirebiliyoruz.(Matematik de hep bunu yapıyor.)
Her toplumda, her toplum kesiminde dolaysız üretim yapanlar var: tarlayı sürenler, ekini ekenler, fidan dikenler, ürünü yetiştirenler, toplayanlar, hayvanları besleyenler, kesip yenir kılanlar, paketleyenler, taşıyanlar, madeni, petrolü çıkaranlar, arıtanlar, eritenler, döküm yapanlar, montaj yapanlar, makineleri işletenler, hamuru yoğuranlar, ekmeği pişirenler, pamuğu ipliğe, giysiye dönüştürenler,... İşte bu dolaysız üretenlere HALK diyoruz.
· Ama bugün üretim çok karmaşık. Dolaysız üretenlerin yani halkın yanında üretime dolaysız katılmayan: örgütleyen, yöneten, araştıran, tasarlayan, hesaplayan, öğreten, denetleyen, destekleyen bireyler de gerekli. Bu bireylere de AYDIN adını veriyoruz.
İki tanımlama yaptık. “Halk ne? Aydın ne?” sorularını yanıtladık. Ama sanırız birçok soruya da kapı açtık. Bu arada yazı sınırımıza da ulaştık ve sonrası sonra diyebiliriz.
Sağlıcakla,
|
|