NutukLuYorum 3
ALİ ALKAN

ALİ ALKAN

Ali Alkan

NutukLuYorum 3

24 Kasım 2017 - 03:20

Kararını açıklamıştı.

 

Ne İngiliz koruması, ne Amerikan mandası ne de bölgesel kurtuluş!

Tüm inancının yoğunlaştığı tek karar; ulusal egemenliğe dayalı, bağımsız yeni bir Türk devletiydi.

“Ya bağımsızlık, ya ölüm” de bu kararın ve akabinde kurtuluşun parolası olacaktı.

*

Günümüzde Mustafa Kemal Atatürk’ü, “tamam ülkeyi yine kurtarsaydı fakat sonrasında Osmanlı Devleti şeklinde neden devam etmedik?” görüşü ile eleştirenlere cevap da yine Nutuk dâhilinde mümkün.

Kurtuluş sonrasında Osmanlı hanedan ve saltanatının devam ettirilmesi görüşü, Mustafa Kemal’e göre Türk ulusuna karşı yapılabilecek en büyük kötülüktü. Çünkü ulus bağımsız olabilmek, boyunduruk altına girmemek adına her türlü fedakârlığı ve özveriyi gösterecek, bağımsızlığını kazanacak ancak sonrasında devam edilecek saltanat ile birlikte kazanılmış bu bağımsızlığın bir önemi kalmamış olacaktı.

 

Ayrıca halifelik için de Mustafa Kemal’in net ifadesi şuydu;

“Bilim ve tekniğin aydınlığa boğduğu gerçek uygarlık dünyasında, gülünç kabul edilmekten başka bir yanı kalmış mıydı?”

 

O hâlde yapılması gereken şey belliydi.

Osmanlı hükümetine, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine başkaldırmak, bütün ulusu ve orduyu ayaklandırmak!

*

Türk ata yurduna ve Türk’ün bağımsızlığına saldıranlara karşı ulusça, silahla karşı koymak ve onlarla savaşmak gerekiyordu ancak bu durumun da bazı gerekleri ve zorlukları vardı.

Tüm bu gerek ve zorlukları en başta açığa vurmak, yerinde bir davranış olmayacaktı.

O sebeple bu uygulamayı evrelere ayırmak gerekiyordu.

Bu sayede olaylardan ve olayların akışından yararlanarak ulusun duygu ve düşünceleri hazırlanacak; basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışılacaktı.

 

Bu, Mustafa Kemal’in tabiriyle bir “ulusal sır”dı.

Ve ulusun vicdanında, geleceğinde sezdiği büyük gelişme yeteneğini bir ulusal sır gibi vicdanında taşıyıp, yavaş yavaş topluma uygulatmak zorunda hissediyordu.

*

Tabi artık karar verilmiş, uygulama safhasına geçilmesi gerekiyordu.

İlk iş, bütün ordu ile bağlantı kurmak.

 

21 Mayıs 1919’da Erzurum’da bulunan 15. Kolordu komutanına bir şifre yazıyordu Mustafa Kemal Paşa. Bu şifrede genel durumun tehlikesinden üzüntü duyduğunu, ortak bir çalışma ile son vicdan ve vatan görevini yerine getirmek istediğini belirtiyordu.

Aslında Erzurum’a gitmek istiyordu fakat Samsun’daki karışık durum, buna pek müsaade etmiyordu. Zira burada Rum çeteleri Müslüman halka saldırıyor, halk ise bölgede bulunan yabancı birlik ve subaylardan fazlasıyla çekiniyordu.

 

23 Mayıs 1919’da ise Ankara’da bulunan 20. Kolordu komutanı ile bir iletişim kurmuştu. Samsun’a geldiğini ve kendisiyle daha sıkı bağlantı kurmak istediğini belirtmişti.

Ayrıca Ankara’daki kolordu komutanının İzmir ve dolayları ile alakalı alacağı bilgilerden de haberdar olmak istediğini bildirmişti.

 

Ancak 26 Mayıs 1919’da gelen cevapta; İzmir’den haber alınamadığı, Manisa’nın da işgal edildiği yazıyordu..

Ayrıca Afyonkarahisar’daki 23. Tümen’in mevcudunun yetersiz olduğu, Kastamonu ve Kayseri dolaylarında ise bazı güvenlik bozucu olayların gerçekleştiği söyleniyordu.

 

27 Mayıs 1919’da Konya Ordu Müfettişliği’ne; “Konya’da bir vatan ordusu kurulmakta olduğuna dair bazı haberler duyulmuştur, bunun içyüzü ve örgütü nedir?” demiş, “Konya’da vatan ordusu kurulduğundan haberim yok” cevabını almıştı.

Oysa ki bu soruyu yöneltme amacı, Konya’dakileri gayretlendirmek ve harekete geçirmekti.

 

Tüm bunların dışında Trakya bölgesindeki güç ve komuta durumundan pek haberi yoktu Mustafa Kemal’in. 18 Haziran 1919’da Amasya’dan, Edirne’de bulunan 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e yolladığı şifre ile verdiği direktifte; İtilaf Devletleri karşısında İstanbul hükümetinin düştüğü esir ve güçsüz durumdan bahsetmiş, ulusun kaderini böyle bir hükümete bırakmanın yıkılmaya mahkûm olmak anlamına geldiğini belirtmişti. Ayrıca Sivas’ta bir heyet kurulacağını ve Trakya-Paşaeli Cemiyeti’nin bu heyette delege olması amacıyla değerli gördükleri bir iki kişiyi göndermeleri gerektiğini söylemişti.

 

Hatta o delegeler Sivas’a gelene kadar Edirne ilinin haklarının savunucusu olmak üzere, örgüt üyelerinin kendisini vekil seçtiklerini belirten imzalı bir belgeyi şifreli telgrafla bildirmelerini istemişti.

 

Trakya’daki manevi gücü yükseltmek amacıyla da talimata şunu ekledi; “Anadolu halkı baştan aşağıya bölünemez bir bütün hâline getirildi. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizimle beraberdir. Anadolu’daki ulusal kuruluşlar, ilçe ve bucaklara kadar genişledi. İngiliz koruması altında bağımsız bir Kürdistan kurulması hakkındaki propaganda ortadan kaldırıldı ve taraftarları yola getirildi. Kürtler, Türklerle birleşti.”

*

12 Haziran1919’a kadar Samsun – Havza civarında kalmıştı Mustafa Kemal Paşa. Bu tarihten sonra Amasya’ya geçmişti. Samsun – Havza civarında kaldığı zaman zarfı içerisinde, ülkenin tamamında ulusal örgütlerin kurulması gerektiğini bütün komutanlara ve üst düzeydeki sivil memurlara duyurdu.

*

İzmir, Manisa ve Aydın işgal altındaydı..

Bu işgaller karşısında halk henüz aydınlanmamış, çaresiz bir vaziyette oldukça da hareketsiz kalmıştı.

Bu durumun, ulus yararına olmadığını çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum’da 15. Kolordu, Ankara’da 20. Kolordu ve Diyarbakır’da 13. Kolordu komutanlıklarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne birer genelge gönderdi.

Genelgede bu üç şehrin işgal durumundan bahsederek, gelecekteki tehlikeye dikkat çekmiş, ülke bütünlüğünün korunması için ulusal coşkunun daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi gerektiğini bildirmişti.

Bu amaçla da büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak ulusal gösterilerde bulunulmasını, bu durumun bütün kasaba ve köylere kadar da yaygınlaştırılmasını istemiş; bu mitinglerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunmasını, özellikle Hıristiyan halka karşı herhangi bir saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavırlar alınmaması gerektiğini söylemişti.

*

Ne mi oldu?

Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği bu talimat sonrasında her yerde mitingler yapılmaya başlandı. Sınırlı sayıdaki birkaç yer hariç..

Örnek olarak Trabzon. Miting sırasında Rumların uygunsuz davranışlarda bulunabilecekleri ve hiç yoktan olay çıkartabilecekleri düşüncesi, mitinge karar verilmişken bu kararın uygulanmamasına sebep olmuştu.

 

Tabi bu durumu kötüye kullanmaya çalışanlar da olmadı değil.

Sinop’a yeni atanmış bir mutasarrıf, oradaki mitingleri ve kararları kendisi yürütüyormuş gibi görünüp, halka miting kararlarıymış gibi bir yazı imzalatıyordu. Hatta bunun bir kopyasını da Mustafa Kemal Paşa tarafına yolluyordu.

Bu mutasarrıfın Sinop halkına karmaşa içerisinde imzalattığı yazılar içerisinde ise Türk ulusunun ancak kendi padişahının saltanat ve egemenliği altında olmak şartıyla, Avrupa koruması ve denetimi altında oluşacak bir yönetimde yaşayabileceği gibi hastalıklı fikirler bulunuyordu.

*

Peki bu ulusal gösterilerin yankıları ne olmuştu?

31 Mayıs ve 2 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’e gönderilen sıkıntılı telgrafların içerikleri neydi?

Ve çok daha önemlisi bu sıkıntılı telgraflara Mustafa Kemal Paşa’nın, 3 Haziran 1919’da vermiş olduğu cevap telgrafında neler yazıyordu?

Paşa, neden İstanbul’a geri çağırılacaktı?

*

Mücadele hız kazanıyor,

Hepsi ve daha fazlasıyla NutukLuYorum , devam edecek..

Bu yazı 463 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar