AKP ÖNCESİ FETULLAH GERÇEĞİ
ALİ İHSAN GÜRCİHAN

ALİ İHSAN GÜRCİHAN

Ali İhsan Gürcihan

AKP ÖNCESİ FETULLAH GERÇEĞİ

18 Aralık 2018 - 03:38

AKP ÖNCESİ FETULLAH GERÇEĞİ

                  Devlet’e SIZMA Dönemi

Geçmişte cemaat, hizmet hareketi diyerek özellikle siyasiler tarafından itibar edilen, bu hain terör örgütünün AKP’den önce de var olduğu iddiasına gelince. Elbette vardı.

Genel olarak kısaca ifade edecek olursak; TSK’nin büyük kısmını teşkil eden yerli ve milli vatansever Askerler, ABD stratejik ortaklığına ve NATO müttefikliğine tam bir güven duymadıkları, samimiyetine inanmadıkları gibi, bu görüntü altında örtülü bir şekilde yürütülecek her türlü tehlikeye karşı da temkinli ve mücadeleci idi.

Okuduklarımızdan, duyduklarımızdan bildiğimiz kadarı ile, Fetullah meselesi de, başlangıçta sözüm ona komünizmi önleme adına, NATO kapsamında yürütülen faaliyetler diye inandırılarak desteklenmiş, hatta bazılarınca da sahip çıkılmıştır. Soğuk savaş döneminde, NATO şemsiyesi ve bütünlüğü içerisinde muhtemel bir işgale karşı, düşman gerisinde yürütülecek direniş için belli bir disiplin içerisinde gizli örgütlenmeler yapıldığı için, bu faaliyetten fazla bir kuşku duyulmadığını düşünmek de mümkündür. Bu safhada bazı askerlerin bilerek ya da bilmeyerek, çıkarlarımızı koruma anlamında görevinin gereğini yapmadığı, kötüye kullandığı ya da en azından duyarsız kaldığı anlaşılmaktadır.  Zaman bu hataları elbette ortaya çıkaracak, Soğuk Savaş’ın devam ettiği 1960, 70 ve 80’li yıllardaki hataları daha net görmemizi sağlayacaktır.

Ne yazık ki bu faaliyet zaman içerisinde, ABD-CIA tarafından Büyük Orta Doğu projesi kapsamında Ilımlı İslam yalanı ile Türkiye’yi şekillendirmeye  ve ona karşı kullanmaya yönelen kirli bir örgütlenme haline dönüştürülmüştür. Fetullah denen hainin de bu maksatla kullanıldığı yıllardır ortadadır.

Bizzat yaşadığım meslek hayatım döneminde ise, 60’lı yılların sonu, 70’li yıllarda küçük rütbe ve kıtalarda bu işlerin farkında değildim ama, 80’li yıllar ikinci yarısından itibaren bu cemaatin, cemaatten öte bir örgütlenme olduğunu biliyordum. TSK dahil Devletin özellikle eğitim, adalet, mülki idare ve siyasi yönetici kadrolarına sızmaya çalıştığı anlaşılıyordu. Kendilerini gizlemeye çalışan bu sözde cemaat mensuplarından özellikle TSK içerisinde olanları, MİT ve Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesinin desteği ile tespit ve takip edilmeye çalışılıyor, kesinlik kazananlar, ya hukuki yoldan ya da Yüksek Askeri Şura kararı ile atılıyordu. Diğer Kurumlarla bağlantısı olanlarla ilgili bilgiler ise İstihbarat ve Güvenlik güçleri ile paylaşılıyordu. Bu konuda hata yapmamak için, MİT ve Emniyet İstihbarat yetkilileri ile üst düzeyde Genelkurmay Başkanlığında düzenli koordine toplantıları da yapılıyordu. Kısacası, bu cemaat ve Devlet’e zarar verebilecek diğer irticai yapılanmalar hassasiyetle takip edildikleri için, tehlike yaratacak bir konuma gelmeleri de hiçbir zaman mümkün değildi. Elbette tespit edilemeyenler vardı ama bunların da su yüzüne çıkacak cesaret ve güçleri yoktu. Şunu da belirtmek gerekir ki; bu şekilde ilişiği kesilen bazı personele, İstanbul Belediyesi gibi bazı belediye ve cemaat sermayesi ile çalışılan yerlerin sahip çıkıp iş vermesi  bizim tespitlerimizi doğruluyordu.

Bu dönem içerisinde, özellikle Askeri Okullarda büyük mücadele veriliyordu. Çankırı Astsubay Hazırlama Okul Komutanı görevinde iken, tespit ettiğimiz öğrenci ve özellikle Subay, Astsubayların ilişkisini kestiğimizde, bunlar adına kirli propaganda yapan cemaat uzantısı kişiler ve özellikle bazı siyasiler atılanların sözcülüğünü yapıyordu. Örneğin, Meclis’te bile dağıtabildikleri bildirilerle, hakkımızda söylenen “Bu Dinsizler, Aleviler mi terfi ettirilecek “ içerikli haksız açıklama ve saldırıları unutmak mümkün değildir. Hele rahmetli Hasan Celal GÜZEL’in Milli Eğitim Bakanı iken, özellikle biz Askeri Okul Komutanlarını kapsayan bir suç dosyası ile savcılığa müracaat etmesi, cemaate siyasi yaklaşımı ortaya koyması  açısından  ciddi bir örnek niteliğindedir.

Daha sonra General rütbesi ile Askeri Okullardan sorumlu bir göreve getirildiğimde, Fetullah’ın “Işık Evleri” kanalı ile özellikle İzmir’de Askeri Okullara sızma faaliyetini tespit ederek bu haini mahkemeye vermek istediğimizde, cemaat olmanın Türk Ceza Kanunu’na göre suç teşkil etmediği cevabını alıyorduk. O sıralarda Fetullah’a dava açmak için çaba gösteren kıymetli savcı Nuh Mete YÜKSEL ile yaptığımız görüşme sonucu , Fetullah hakkında Askeri Ceza Kanunu’na göre işlem yapılmasının daha etkili olacağı sonucuna varıldı. Savcı Nuh Mete YÜKSEL’in bilgi ve hukuki birikiminden de istifade ederek Fetullah’ın TSK’ne sızma girişimi hakkında suç dosyasını ( Fezlekeyi ) tamamlamıştık ki, Savcı YÜKSEL beni ziyarete gelerek         “ Paşam bu yazıyı gördün mü ?” diye bana, İç İşleri Bakanlığı başlıklı resmi bir yazıyı uzattı. Gördüğüm bu yazıya göre Fetullah Gülen, tedavi için ABD’ne gönderiliyordu, hem de yanına koruma görevlendirilerek. Hatırladığım kadarı ile altındaki imza Bakan Saadettin TANTAN’a aitti. Sonradan söylenenlere göre Başbakan ECEVİT’in de bilgisi dahilinde yapılan bir işlemdi. Hayal kırıklığına uğramıştım. Bilerek ya da bilmeyerek birileri tarafından bu hain kurtarılmış, belki birçok yetkili de bu işe alet edilmişti. Geriye doğru gidecek isek bu olay Fetullah haini ile ilgili önemli bir dönüm noktasıdır.  

Not :Bir dahaki yazı. AKP Döneminde Fetullah Gerçeği ( Devleti Ele Geçirme Dönemi )

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum