DEVLET'e SIZMA'dan, ELE GEÇİRME SAFHASI'na
ALİ İHSAN GÜRCİHAN

ALİ İHSAN GÜRCİHAN

Ali İhsan Gürcihan

DEVLET'e SIZMA'dan, ELE GEÇİRME SAFHASI'na

19 Aralık 2018 - 12:46

FETÖ denen terör örgütü, Fetullah Hoca ve cemaat namı ile AKP öncesinde de var olduğunu ve Devlete SIZMA girişiminin olduğunu dünkü yazımızda belirtmiştik. Duyduklarımıza ve okuduklarımıza göre,70’li, 80’li yıllarda Fetullah ve cemaati konusunda bazı hatalı yaklaşımlar  olduğunu ifade etmeye çalışmıştık.

Ancak bu dönem sonrası, bir kısım siyasilere rağmen Fetullahçıların bu Ülke için TEHDİT olduğunu iddia eden TSK, bu yapıya “Tehdit Dökümanı“nda yer vererek,  bu cemaat mensupları ile çok ciddi bir şekilde de mücadele ediyordu. Bu durum ne yazık ki AKP iktidarı ile birlikte değişmeye başladı. 70’li, 80’li yıllarda nasıl bazı hataların yapıldığı iddia ediliyor ve suçlu aranıyorsa, AKP iktidarı ile birlikte, özellikle 1990 ve 2000’li yılların başında yapılan tüm mücadeleyi boşa çıkaracak İKİNCİ BİR HATA dönemine giriliyordu.

Olumsuz gidişat hiç gecikmeden 2002 yılından itibaren, iktidar değişikliği ile birlikte başlamış, TSK’nin FETÖ karşısındaki mücadele gücü hemen hemen elinden alınmıştır. Fetullah cemaati ile ilgili İddia edilen bazı hatalarına rağmen TSK’lerden ilişik kesme konusuna hiç müdahale etmeyen Rahmetli DEMİREL ve ÖZAL’ın aksine, Başbakan Abdullah GÜL, MSB Vecdi GÖNÜL ve daha sonra Tayyip ERDOĞAN tarafından, ilişik kesme işine müdahale edilmiştir. Daha ilk Askeri Şuradan itibaren ilişik kesmelere ŞERH koyarak bu işlemin karşısında bir tavır ortaya koymuşlardır.

Kısa bir süre sonra da bu cemaatlerin yani FETÖ’nün “Tehdit Dökümanı”ndan çıkarılması ile, cemaat tamamı ile rahatlamıştır. Bu şekilde, MİT ve Emniyet İstihbarat’ın takibi ve bilgi akışı da durdurulmuştur. Fetullah açısından artık Devlet’e SIZMA girişimi safhası bitmiş, doğrudan ELE GEÇİRME safhası başlamıştır. Hiçbir endişesi kalmayan FETÖ’cüler, devleti ve özellikle TSK’nı ele geçirmek için, başlangıçta düzenli Askeri Şura faaliyetleri esnasında öncelikle kendilerinden olmayan Cumhuriyet değerlerini özümsemiş Atatürkçü düşünceye sahip subayların tasfiyesine gayret etmiştir.

Ancak uzun sürecek bu tasfiye faaliyetini hızlandırmak adına da ne yazık ki, Cemaat-Siyaset ve FETÖ’cü askerlerin işbirliği ile ERGENEKON-BALYOZ-CASUSLUK sözde davaları açılmış, bu şekilde Ülke sevdalısı Cumhuriyetçi subayların  TASFİYE işlemi büyük ölçüde tamamlanmıştır. Böylece FETÖ’cü subayların önü açıldığı gibi, cemaatle ilgisi olmayan bazı askerler de onlarla işbirliği yapmaya, makam ve mevki peşinde olan kişiliği zayıf bazıları ise en azından görünürde FETÖ çizgisinde hareket etmeye başlamıştır.  Bu şekilde FETÖ ne yazık ki umulmadık sayıda askeri ele geçirme ya da yanına çekme fırsatı bulmuştur.

TSK’nin geri kalan kısmı ise ne yazık ki, güçsüz ve aciz bir durumda gelişmeleri izlemekten başka bir şey yapamamıştır. İşte 15 Temmuz noktasına gelinen hainliğin temelinde bu TASFİYE HAREKETİ vardır. Eğer böyle bir hata yani tasfiye gibi bir operasyonla bu Ülke’nin iyi yetişmiş, TSK’nde özveri ile çalışan vefalı Askerleri Ordu dışına çıkarılmasa idi, TSK hiçbir konuda zayıflık göstermeyeceği gibi, 15 Temmuz gibi bir ayaklanma teşebbüsüne de ne ABD, ne FETULLAH, ne de o HAİN ASKERLER cesaret edebilirdi. O hain askerlerin üst düzey komuta makamlarına yükselebilmesi bile mümkün değildi. Bu açıdan baktığımızda Siyasi İrade ve bu hainleri terfi ettirip üst düzey yetkili görevlere getirenler de, en hafifi ile yanlışlıkla neden oldukları bu üzücü tablo adına Türk Milleti’ne hesap vermelidir.

Tekrar iddia ediyorum ;                                                                 Asker’e yönelik başlatılan ERGENEKON, BALYOZ, CASUSLUK gibi sözde davalara, siyasileri ve sorumluları aklamak için “ KUMPAS “ demek, olayı geçiştirmekten öte  operasyonun gerçek yöneticisi ABD’nin bu oyundaki rolünün ortaya çıkmasını engelleyecek büyük bir hata olur. Bu yaklaşım, 15 Temmuz’da  darbe girişimine kadar varan oyunun gerçek kurgulayıcısı ABD uzantılarını bulmamızı engellediği gibi Şehit ve Gazileri’mizin de gerçek anlamda hakkını ödeyemeyeceğimiz bir yaklaşımdır.

Kısaca ve açıkçası bu sözde davalar; TSK’lerini her türlü tehlikeye karşı ayakta tutan Milliyetçi, Cumhuriyetçi, Ülke sevdalısı Atatürkçü Subayları tasfiye etmek üzere yürütülmüş operasyon düzeyinde bir faaliyettir ve genel anlamda da Cumhuriyetle bir hesaplaşma hareketidir.

Düşünce farkımız da olsa, gerçekleri görebilme ve huzur içerisinde yaşama dileği ile sağlıcakla kalın.

YORUMLAR

  • 0 Yorum