SORUMLU ARAYANLAR …
ALİ İHSAN GÜRCİHAN

ALİ İHSAN GÜRCİHAN

Ali İhsan Gürcihan

SORUMLU ARAYANLAR …

17 Aralık 2018 - 04:22

Sabah kalkıyor, endişe ile televizyonu açıyoruz.

Birileri halen iktidar ve koltuk derdinde ama,

Nerede ise her güne kötü bir haberle başlıyoruz.

 

Felaket haberleri peş peşe,

Ankara’da hızlı tren kazası, 9 ölü, 45 yaralımız var,

Diyarbakır’da baraj kapağı patlıyor, köyler boşalıyor,

Okulun demir kapısı altında kalan küçük M.Ali ölüyor,

Oksijen yerine azot verilen hasta çocuk komaya giriyor,

Soma’da  maden ocağında tekrar göçük oluyor,

Düzce’de evde yangın sonucu, 3 çocuğumuz ölüyor,

İstanbul’da sünger fabrikası yanıyor.

 

Bunlar 24 saat içerisinde not edebildiklerim.

İnsan bunları duydukça neşesi kaçıyor, kahroluyor.

Ateş düştüğü yerde, analar, babalar, eşler yanıyor,

Yaşam bu kadar ucuz mu, ölüm, hele çocuk ölümü bu kadar kolay mı diye kimse yürekten ve içten sormuyor.

“ Vay, ah, of “ diye birkaç günde herkes unutup gidiyor.

 

Ne olur bir an durup, düşünelim,

İnançlıyız ama, İşi ALLAH bilir deyip,

Kendi sorumluluğumuzdan kaçmayalım.                                    

Suçu başkası yerine önce kendimizde arayalım,

Yaşamımızın her alanında çalışma şartlarına bir bakalım.

İşe göre uygun teşkilatlanma yapılmış mı ?

Sistem akılcı, güvenli ve çevreci esasları dikkate almış mı ?

İşi görecek personelin düzenli eğitimi yapılıyor mu ?

Ehliyet ve liyakat sistemi  kurumsal olarak çalışıyor mu ?

Sorumluluk duygumuz, iş ciddiyetimiz  var mı ?

Takip ve denetim sistemi yeterli ve çalışıyor mu ?

Hatalar tespit edilip, düzeltme ve ikazlar yapılıyor mu ?

Yoksa, felaket noktasına gelinceye kadar bir işçinin, bir garibanın sırtından iş idare edilip, kaza bela olunca da sorumluluk ona yıkılıp olay kapanıyor mu ?

Görürüz ve dinleriz ki;

Her olaydan sonra yetkililerce basının karşısına geçilir,                “ Çok yönlü araştırma ve inceleme başlamıştır. Sorumlular bulunup cezalandırılacaktır.” denir ve görev tamamlanır.   Bu o yetkilinin konu ile ilgili ilk ve son açıklamasıdır. Açıkçası bu cümle ile demek ister ki “ VALLAHİ, BİLLAHİ BEN SORUMLU DEĞİLİM, İŞTE EMİR VERDİM SORUMLUSU BULUNACAKTIR.” Sonunda nefesi, sesi ve ensesi zayıf birileri bulunur, zaten zaman da geçmiş olur ve olay unutulur, gider. Canı yanan üç beş kişide hakkını aramaya kalkınca, niye böyle ters konuşup bağırıyorlar diye  ayıplanır, daha da uzatırlarsa bir güzel de suçlanırlar olur biter.

Yaşadığımız tüm  bu felaketlere  daha genel anlamda bakarsak, aslında hepimiz suçluyuz ve hiçbirimiz sorumluluktan kaçamayız. Gözümüz önünde yapılan, hatta bazen kendimizin bile bir şey olmaz diye yaptığı hata ve yanlışları bir düşünün. Toplumsal anlamdaki bu sorumsuzluk ve duyarsızlığımız başımıza gelen üzücü olayların ana nedenlerinden biridir.

Kısacası ;

Sorumluluklar  tepe noktasından başlayarak sorgulanıp, aksaklıklar ortaya çıkarılmadıkça ve köklü çözümler bulunmadıkça, Yüce Yaratan’ın insana en büyük armağanı beynimizi ve yüreğimizi kullanmak yerine işi Allah’a havale etme kolaylığına saptıkça, yanlışları ve hataları önleme yolunda toplumsal duyarlılığımız gelişmedikçe, istemesek de kaza ve belalardan kurtulmak mümkün olmayacaktır.

Aklın ve duyarlılığın hakim olduğu, sıkıntısız, mutlu ve huzurlu günleri yaratmak dileği ile, sağlıcakla kalın.

               

                                                        17 Aralık 2017

YORUMLAR

  • 0 Yorum