AYDIN YILMAZ

AYDIN YILMAZ

AYDIN YILMAZ

ÇANAKKALE

20 Mart 2018 - 19:03

Farklı bir romana yelken açalım bugün. Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez, Sezen Özol’un kaleminden önce 3 perdelik tiyatro olarak yazılmış, şimdi ise elimizde bir roman olarak duruyor. Bir posta askeri olan İbram Aga'nın bakışıyla Çanakkale harebelerini anlatan belgesel roman "Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez', bu destanı yaratıp yaşayan, adı bilinen bilinmeyen şehitlerin, gazilerin, "rütbe gerekmeyen-tüm Çanakkale Askeri'nin anısına yazılmış bir kitaptır.

ISBN      6059490030 numarasıyla Şeref Kurtiş’in sahip olduğu Edirne Ceren kitapevinde basılmış.  Sayfa Sayısı 230

Okunmamız gereken çok güzel bir roman. Romanı elime aldığımda sayfaları hızlı hızlı karıştırmaya başladım. Bir yerde beni yakalamasını istedim. Karşılaştığım tek bir cümlesi beni büyüledi. Ve kitabı almaya karar verdim.

“Bu harp, bana kalırsa başka harplere benzemeyecek. Çünkü bu hesap, kaymakam efendinin dediği gibi böyük hesap diye onun sözünü kesti Hacı Hasan. Korkarım, yakında on ikililer, on üçlüler, on dörtlüler, belki on beşliler bile gidecek..."

Herkesi yakalayacak bir roman. Son zamanlarda okuduğunuz en güzel romanlardan birisi olacağına inanıyorum.

Gerisini Sezen Özol’un paylaşımına bırakıyorum…

Gönenliler seferberlikte cepheye asker yolluyor.

"Komşularıyla akşamdan helallaşmıştı. Yolda giderken, camiden çıkan bir iki ihtiyardan başka insan göremedi. Şubeye gelince, arkadaşlarının arasına karıştı. Çok geçmeden yüzbaşı, müftü, kaymakam ve jandarma çavuşu birlikte geldiler. Çavuş sıraya girenleri saydı, bir kişi noksandı.

-Geciken kim? diye sordu sert bir sesle.

-Keller'in Mustafa.

-Nerde kaldı, kaçtı mı yoksa?

Kaçan pek olmamış, dağ köylerinde üç delikanlı teşebbüs etmişse de, jandarmalar onları yakalamıştı. Tam o sırada Mustafa'nın, sırtında torbası, ayaklarında eski, sırım delikleri yer yer kopuk çarıklarıyla koşarak geldiğini gördüler.

-Nerde kaldın? dedi şube başkanı sert bir sesle. Hem, daha acemi ocağına bile katılmadan adam yerine koyarak size elbise ve çarık dağıttık. Nerde senin çarıkların?

-Torbada.

-Onları neden giymedin?

-Yolda belde eskimesinler, dedim. Yenileri gavura sakladım yüzbaşım.

Mustafa'nın ne demek istediğini herkes anlamıştı. Kaymakam bir şey söyleyecek oldu, sonra vazgeçti. Yüzbaşı gözlerini Mustafa'dan alamıyordu.

-Gavura sakladın ha! dedi. Haydi bakalım öyleyse, istikamet, asker ocağı, bozuk adım marş ileri.

Yolun iki yanı sessiz gözyaşlarını saklamaya çalışanlarla doluydu. Geçirmek için Kiraz da gelmek istemişti ama İbram Aga "Gelme, daha zor olur" demişti. Bir ara kalabalık arasında onu görür gibi oldu. “Yok, o değildir” diye geçti içinden. Gelmemesini kendisi için değil köydeki öteki yavuklular için istemişti. Kiraz gözlerine hükmedemez de yaşarırlarsa utanır, arkadaşlarının yüzüne bakamazdı. Sırf bunun için gelme demişti ama şimdi onu görüverse nasıl da sevinecekti!

Bu arada Hafize Abla ilişti gözüne, bir an göz göze geldiler. El salladı, gülümsedi. Hafize Abla onun Kiraz’ı gördüğünü anlamıştı, yana çekilince Kiraz kız utanarak öne çıktı, elinde kırmızı beyaz bezler vardı, bezler bayrağın renklerindeydi ve bayrağı andırıyordu, onları başının üstüne kaldırarak salladı. “Kimin yavuklusu o, İbram Aga’nın yavuklusu gelirse böyle gelir işte...” dedi. İçi içine sığmıyor yüreği kabarıyordu. Kiraz’ın ağlamasından korkmuştu ama tutmasa kendi sevinç gözyaşları sıra sıra akıverecekti.

Birden çalmaya başlayan davulların sesi gelince Kiraz’a el salladı, gülümsedi. Bu tebessümde, seni bu defa affettim ama bir daha sözümden çıkma gibilerden bir uyarı vardı sanki. Kiraz üstünde durmasa da Hafize Abla anlamıştı o tebessümdeki zarif uyarıyı. Yaklaşıp Kiraz’ın kulağına birşeyler fısıldadı.

-Neden gelmeyecekmişim, dedi Kiraz. Bugün gelmeyeceğim de hangi gün geleceğim? Şehit haberi alınca mı geleceğim?

-Kızım asker olan sen değilsin İbram Aga, yavuklusundan ayrılan askerin yüreği yufka olur, yanlış anlar diye korkarım.

-İbram Aga demişler ona, şimdi yanlış anlasa bile yalnız kalınca kendi kendine bulur doğruyu.

-Neyse, kasabanın dışına kadar biz de katılalım halkın içine.

-Hem neden öyle dersin Hafize Abla, yavulusundan ayrılan askerin yüreği yufka olur da, geride kalan yeni gelinlerin, asker karılarının, yavukluların yürecikleri yufka olmaz mı?

-Bilmez miyim kızım, benim Kiraz kızım bilmez miyim?

Yaşlılar bir kenara dikilmiş konuşmadan bakıyorlardı gidenlere. Ayaklarını sürüye sürüye yola koyulan asker adaylarının yerden kaldırdığı tozlara gözü takılınca:

-On doğumlular gidiyor, dedi içlerinden biri...

-Bu harp, bana kalırsa başka harplere benzemeyecek. Çünkü bu hesap, kaymakam efendinin dediği gibi böyük hesap diye onun sözünü kesti Hacı Hasan. Korkarım, yakında on ikililer, on üçlüler, on dörtlüler, belki on beşliler bile gidecek..."

YORUMLAR

  • 0 Yorum