“Gelen duyusal verileri organize ederek anlamlaştırma süreci”, veya “bir şeye dikkatli yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak” şeklinde tarif ediliyor.
Vedat Bilgin bir köşe yazısında;”Türkiye’de siyaset sürecini belirleyen olaylardan biri de algı ve gerçeklik arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Bu noktada ortaya çıkan ‘vahim bir siyasi yanlış ise, olgu ve algı arasındaki tutarsızlığı, kurgulanmış, hazırlanmış bir senaryo ile gidermeye kalkışmak, moda tabirle ‘algı operasyonu’ ile bunu yapmaya girişmektir. İşin daha vahim olanı ise böyle bir meselenin bu tür müdahalelerle giderilebileceğine inanmaktır. Toplum mühendisliği denilen, bu anti-demokrat anlayışı, siyasette otoriterizmden – totalitarizme kadar uzanan çeşitli akımlarda görmek mümkündür” diyor.
Tespit çok doğru.
Doğru da, siyaset menfaat aracı haline getirilince her şey mubah sayılıyor! ‘Algı’, AKP’nin adeta ‘can simidi’ oldu..
AKP, yıllardır ‘algı’ politikaları ile bu milletin oylarını devşirdi. Ama su görününce teyemmüm bozulur. 1 Kasım’da oy almak için seçmene yine çeşitli algı oyunları ile yaklaşmaya çalışsalar da seçmen artık yutmuyor; en azından büyük bir kısmı. 7 Haziran seçimlerinde görülmeye başlayan bu durum 1 Kasım seçimlerinde daha da net görülecek.
Daha önce mensubu oldukları Milli Görüş’ü Meclis dışında bırakmak ve tek başına iktidarlarını sürdürebilmek için ‘algı’ can simidine sarılanların en güvendikleri silahları ise “Saadet barajı aşamaz”, “AKP giderse istikrar bozulur”… gibi algı politikaları idi.
Peki, ne oldu?
Seçmen sandıkta kendilerini ikaz etti.
7 Haziran’da Barajı aşan 4 parti ne yaptı? Bir hükümet bile kuramadılar.
Bunca oy boşa gitmiş olmadı mı?
Demek ki, 4 yanlış bir doğru yapmıyor!
Netice, 5 ay içinde ülkeyi tekrar bir seçime sürüklediler! Bütün bunlar ülkemiz için hem maddi hem de zaman bakımından büyük kayıp kayıplara yol açtı.
Halbu ki, Milli Görüş’ü temsil eden Partilerin 45 yıllık siyasi tarihine baktığınızda, Mecliste oldukları hiçbir dönemde bu ülke hükümetsiz kalmamıştır.
Şimdi, yeni bir ‘algı’ konusu ortaya attılar; “Yerel ve Milli!” Milli konusuna 02.10.2015 tarihli yazımda değinmiştim. Yerel ise; Yöresel, Bir yere bir bölgeye ilişkin olan, Belirli bir yer ile ilgili olan… anlamlarına geliyor.
‘Algı’yı politikalarına malzeme yapanlar, önce “Yerel ve Milli” terimleriyle neyi kastediyorlar bunu açıklamalılar. Yerli ve Milli’den ne anladıklarını görelim!
Bütün bu olup bitenlerden sonra seçmenin kafasına takılan soru şu; 13 yıldır bu ülkeyi “Yabancı ve Gayri Milli”ler mi yönettiler?
Milli Görüş’ün tek temsilcisi ve 1 Kasım seçimlerine tek başına giren Saadet Partisi’nin seçim sloganı son derece güzel bir uyarı yapıyor;
“Yüreğinin sesini dinle, SAADET’i duyacaksın.”
Dostça kalın…RECEP ÇINAR
Vedat Bilgin bir köşe yazısında;”Türkiye’de siyaset sürecini belirleyen olaylardan biri de algı ve gerçeklik arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Bu noktada ortaya çıkan ‘vahim bir siyasi yanlış ise, olgu ve algı arasındaki tutarsızlığı, kurgulanmış, hazırlanmış bir senaryo ile gidermeye kalkışmak, moda tabirle ‘algı operasyonu’ ile bunu yapmaya girişmektir. İşin daha vahim olanı ise böyle bir meselenin bu tür müdahalelerle giderilebileceğine inanmaktır. Toplum mühendisliği denilen, bu anti-demokrat anlayışı, siyasette otoriterizmden – totalitarizme kadar uzanan çeşitli akımlarda görmek mümkündür” diyor.
Tespit çok doğru.
Doğru da, siyaset menfaat aracı haline getirilince her şey mubah sayılıyor! ‘Algı’, AKP’nin adeta ‘can simidi’ oldu..
AKP, yıllardır ‘algı’ politikaları ile bu milletin oylarını devşirdi. Ama su görününce teyemmüm bozulur. 1 Kasım’da oy almak için seçmene yine çeşitli algı oyunları ile yaklaşmaya çalışsalar da seçmen artık yutmuyor; en azından büyük bir kısmı. 7 Haziran seçimlerinde görülmeye başlayan bu durum 1 Kasım seçimlerinde daha da net görülecek.
Daha önce mensubu oldukları Milli Görüş’ü Meclis dışında bırakmak ve tek başına iktidarlarını sürdürebilmek için ‘algı’ can simidine sarılanların en güvendikleri silahları ise “Saadet barajı aşamaz”, “AKP giderse istikrar bozulur”… gibi algı politikaları idi.
Peki, ne oldu?
Seçmen sandıkta kendilerini ikaz etti.
7 Haziran’da Barajı aşan 4 parti ne yaptı? Bir hükümet bile kuramadılar.
Bunca oy boşa gitmiş olmadı mı?
Demek ki, 4 yanlış bir doğru yapmıyor!
Netice, 5 ay içinde ülkeyi tekrar bir seçime sürüklediler! Bütün bunlar ülkemiz için hem maddi hem de zaman bakımından büyük kayıp kayıplara yol açtı.
Halbu ki, Milli Görüş’ü temsil eden Partilerin 45 yıllık siyasi tarihine baktığınızda, Mecliste oldukları hiçbir dönemde bu ülke hükümetsiz kalmamıştır.
Şimdi, yeni bir ‘algı’ konusu ortaya attılar; “Yerel ve Milli!” Milli konusuna 02.10.2015 tarihli yazımda değinmiştim. Yerel ise; Yöresel, Bir yere bir bölgeye ilişkin olan, Belirli bir yer ile ilgili olan… anlamlarına geliyor.
‘Algı’yı politikalarına malzeme yapanlar, önce “Yerel ve Milli” terimleriyle neyi kastediyorlar bunu açıklamalılar. Yerli ve Milli’den ne anladıklarını görelim!
Bütün bu olup bitenlerden sonra seçmenin kafasına takılan soru şu; 13 yıldır bu ülkeyi “Yabancı ve Gayri Milli”ler mi yönettiler?
Milli Görüş’ün tek temsilcisi ve 1 Kasım seçimlerine tek başına giren Saadet Partisi’nin seçim sloganı son derece güzel bir uyarı yapıyor;
“Yüreğinin sesini dinle, SAADET’i duyacaksın.”
Dostça kalın…RECEP ÇINAR









