Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Özlük Hukuk Tis Sekreteri Engin Çoğal, iki basın açıklaması yaptı. Çoğal açıklamalarında, “AKP iktidarı din istismarı yapmakta sınır tanımıyor ve kamu çalışanlarının insanca yaşam hakları yüzdelik zamlara sıkıştırılamaz” ifadelerine yer verdi.
AKP İKTİDARI DİN İSTİSMARI YAPMAKTA SINIR TANIMIYORÇoğal yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi, “ Dini, siyasete alet ederek iktidara gelen ve 15 yıllık iktidarını korumaya devam eden AKP, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 37 maddelik tasarıyı TBMM Başkanlığı'na sunarak, Müftülerin de nikah kıyabilmesinin önünü açmaya çalışıyor. 15 yıllık AKP iktidarında kadın cinayetlerinde % 1400’lük artış olmuş, çocuk gelinler ve çocuk istismarı ise tavan yapmış iken, bunları önlemek için ciddi hiçbir girişimde bulunmayan AKP, bu olayların önünü daha çok açacak olan Müftülerin nikâh kıymasını yasallaştırmaya çalışarak, özlemini duydukları anti laik ve şer-i yasaları geri getirme çabası içinde. Bu çok tehlikeli bir yasadır. Müftülere resmi nikah kıyma yetkisinin verilmesi ile çocuk gelinlerin, çocukların cinsel istismarının artması ve laikliğin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Bu düzenlemeyle toplum, “müftüye nikâh kıydıranlar” ve “belediyeye nikah kıydıranlar” diye ayrıştırılacak. Müftülere nikâh kıydıranların ne kadar dindar, belediyelere nikah kıydıranların ise dinsiz olduğu teması işlenecek. Bu yasa "vatandaşların evlendirme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet alımını sağlamak" gerekçesi ile çıkartılmak isteniyor. Buradan AKP iktidarına soruyoruz; Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne yapılan resmi nikahlarda ne gibi zorluklar vardı da siz Müftülere nikah kıyma yetkisi veriyorsunuz? Biz bu tasarının oluşmasına neden olan zorlukların neler olduğuna dair bir araştırmaya hiç rastlamadık. Sizin asıl derdiniz kadınları toplumun dışına itmek ve çocuk yaşta evlilikleri özendirmek ve çocuk tecavüzlerini de meşrulaştırmaktır. Bu tasarının içinde evde doğum yapmış kadınların çocuklarına da kimlik verilebileceğine dair bir düzenleme de var. Yani; 12-13 yaşındaki bir çocuk evde doğum yaptığında, beyanı ile onun çocuğuna da rahatça kimlik verilecek. Bu çocukların maruz kaldığı tacizin, tecavüzün araştırılması yapılmayacak bile. Taciz vakaları örtbas edilecek, tecavüzcüler gizlenecek ve çocukların tecavüzcüsüyle evliliğinin yolu açılacaktır. Ayrıca beyan esasına dayalı doğum bildirimi başka önemli bir sakıncası daha var. Bir erkeğin dört kadın ile evlenmesinin ve olan çocukların ise beyan ile resmi nikahlı olan kadın üzerine kayıt edilmesinin önü açılacak vs. vs. Bu düzenlemeler ile yapılmak istenen; şer-i hukuk kurallarının topluma dayatılması ve kadının ezilmesi, aşağılanmasıdır. Tecavüzün, tacizin araştırılmaması, soruşturulmamasıdır. En önemlisi de laikliğin tamamen sonlandırılmasıdır. Böyle bir düzenleme devrim yasalarına, anayasanın değiştirilemez hükümlerine ve medeni hukuka açıkça aykırıdır kabul edilemez. Birleşik Kamu İş olarak; Bu yasa teklifinin derhal geri çekilmesini istiyoruz. Aksi takdirde; Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği çağdaş, laik, demokratik Cumhuriyete ve kazanımlarına her koşulda sahip çıkmak için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada mücadele etmeye devam edeceğiz.KAMU ÇALIŞANLARININ İNSANCA YAŞAM HAKLARI YÜZDELİK ZAMLARA SIKIŞTIRILAMAZ! “Ülkemiz kamu emekçileri ve emeklilerini doğrudan, diğer çalışanları ve emeklileri ise dolaylı olarak ilgilendiren 2018-2019 yıllarına ilişkin toplu sözleşme görüşmeleri 1 Ağustos 2017 tarihinde başlamıştır. Türkiye’de son 20 yıla damgasını vuran ekonomik politikalar başta kamu emekçileri olmak üzere emekçilerin aleyhine olmuş, kamu emekçileri için bütçeden ayrılan payın milli gelire oranı azalmıştır.2001 krizine rağmen bütçeden yapılan personel harcamalarının 2002 yılında yüzde 6,43 olan milli gelire oranı, 2005-2008 yılları arasında yüzde 5’in bile altına inerken, 2016 yılında ise bu oran yüzde 5,75 olarak gerçekleşmiş ve Akp döneminde kamu emekçileri yoksullaşmıştır.Türkiye Avrupa Birliği ülkeleri arasında gelir dağılımı en bozuk, OECD ülkeleri arasında ise Şili ve Meksika’dan sonra gelir dağılımı en bozuk ülkedir.Türkiye’deki gelir dağılımının bozuk ve adaletsiz olmasının en önemli nedeni maaş ve ücretlerin yetersizliğidir.Personel harcamalarının faiz dışı bütçe harcamaları içerisinde 2002 yılında yüzde 34 olan payı 2016 yılında yüzde 25,5’e kadar geriledi. Bu gerileme kamu personeli sayısında yaşanan yüzde 30’a yakın artışa rağmen yaşanmıştır.Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’in yaptığı araştırmalara göre açlık sınırı bin 693 lira, yoksulluk sınırı ise 5 bin 18 liradır. Oysa ülkemizde eşi çalışmayan iki çocuklu en düşük memur maaşı Temmuz ayında 2 bin 721 liraya olmuştur. Bu maaşın yüzde 62’sine denk gelen bin 693 lirası gıda harcamalarına gidiyor. Diğer bütün giderleri ise 1.028 liradır. Bunun doğal sonucu olarak memur diğer yaşamsal ihtiyaçlarını yeterince karşılayamamaktadır.Ortalama bir memur maaşı ise 2 bin 965 liraya yükselmiştir. Emekli aylıkları ise çoğunlukla açlık sınırının altında veya düzeyindedir.Yine yapmış olduğumuz hesaplamalara göre en düşük memur maaşının enflasyondan etkilenmemesi ve artan refahtan payını alabilmesi için yüzde 30,3 oranında artması gerekmektedir. Ortalama bir memur maaşının milli gelirden aldığı payın 2002 yılındaki düzeyine gelebilmesi için en az yüzde 64,4 en düşük memur emekli aylığının ise yüzde 88,6 arttırılması gerekmektedir.En düşük memur aylığının 2002 yılında milli gelirden aldığı pay kadar bir pay alabilmesini sağlamayı esas alan bir ücret zammı talep ediyoruz. Çalışanların 2002 yılından bu yana karşı kaşıya kaldığı kayıplar yüzdelik zamlarla telafi edilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Bu nedenle, emekli memurlara da yansıtılabilecek şekilde kamu çalışanlarına seyyanen bir zam yapılması kaçınılmazdır. En düşük memur maaşı dikkate alınarak öncelikle tüm kamu çalışanlarının maaşlarına seyyanen 750 lira zam yapılmalı, 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin zam oranları da Orta Vadeli Programında (2018-2020) yer verilecek enflasyon ve GSYH büyüme hedeflerine uygun olarak belirlenmelidir. Enflasyonun ve büyümenin hedeflenenden daha yüksek oranda gerçekleşmesi halinde ise aradaki fark memur maaşlarına yansıtılmalıdır.Asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır. Tüm ücretlerin brüt asgari ücret kadar olan kısmı vergiden muaf tutulmalıdır. Bu yolla yaşanacak vergi kaybı servet ve sermaye üzerindeki vergi yükü artırılarak sağlanmalıdır. Kayıt dışı ekonomi kayıt içine alınmalı, kara paraya izin verilmemeli, büyük bölümü vergiden kaçırılmış ya da suçtan elde edilmiş kayıt dışı servetlere, "servet barışı” gibi uygulamalarla af getirmek yerine etkin bir kontrol ve takip sistemi oluşturulmalıdır. Kamu çalışanlarının siyaset yapma ve siyasi partilere üye olma yasağı kaldırılmalıdır Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yetki yasası ile imza koyduğu Birleşmiş Milletler Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile eklerindeki, Avrupa Sosyal Şartı’ndaki ve ILO Sözleşmelerindeki taahhüt ve yükümlülüklerini yerine getirmeli, bu yükümlülükler etkili-örgütlü mekanizmalarla ulusal ve uluslararası düzeyde takip edilmelidir”









