Bir ilçenin basılması bizlerin aklına dahi gelmeyecek bir durum olmasına rağmen,personele yapılan çağrı üzerine tüm Karargah subayları kısa sürede görevleri başına gelmiş ve yoğun bir çalışma içerisine girmiştik.Harekat Şubeden sorumlu Kurmay Binbaşı Ahmet GÜREL ile birlikte bir yandan durumu değerlendirirken, Kolordu Komutanı’ndan aldığımız direktife göre bir yandan da tüm birliklerimizi uyarmaya,bir kısmı için hazırlık emri vermeye başlamıştık bile.
Daha kendimiz durumu tam olarak öğrenmeye ve ne yapacağımızı belirlemeye çalışırken bir yandan da bağlı olduğumuz MALATYA’daki 2 nci Ordu Komutanlığı’na ve ANKARA’daki Üst Komutanlıklara rapor vermek,merak edilen soruları cevaplandırmak işin en zor tarafı olmuştu. Meydana gelen olayı ne bizim anlatabilmemiz ne de onların da anlaması imkansız bir durumdu. Telefonda ,ya da mesaj üzerinde ‘ Eruh ile Şemdinli basıldı fazla bir şey bilemiyoruz,durumu biz de öğrenmeye çalışıyoruz’ diyerek sözü bitirmek kimse için yeterli bir açıklama olmuyordu.
O an için kendimizin dahi cevabını bilemediği sorular karşısında çaresiz kalmak bizleri üzdüğü ve terlettiği gibi, gergin durumların yaşanmasına da neden oluyordu.Maalesef, çaresiz kalınan ve suçlu aranan benzeri tüm istenmeyen durumlarda, bu olumsuz yaklaşımın sivil asker hepimizin ortak bir zafiyeti olduğunu da akıp giden zaman içerisinde fazlası ile yaşama fırsatı bulduk.
Baskın sırasında önce saklanıp,ancak saatler sonra Siirt’e gelebilen İlçe Kaymakamı’nın verdiği ilave bilgilere ulaştığımızda, fazla bir detay bilmemesine rağmen işin düşündüğümüzden daha ciddi boyutlar da olduğu ortaya çıkıyordu.
Kaymakam’ın ilettikleri de dahil olmak üzere gece boyunca ilk anda elde ettiğimiz bilgilere göre; Eruh bölgesindeki olayı daha kapsamlı ve önemli olarak değerlendirmiş ve bu bölgeye öncelik vermiştik.Bölgeden sorumlu Siirt’teki 70 nci Piyade Tugay Komutanlığı’na harekete geçmesi için ilk emirleri vermemize rağmen,en azından durumu tam açıklığa çıkarıncaya kadar Kolordu Komutanlığı olarak bizzat olay yerine gitmeye ve geçici bir süre için harekatı bizzat yönetmeye karar vermiştik. Geçici diye düşündüğümüz,üst düzey Devlet görevlilerinin ise üç beş çapulcunun üstesinden süratle geliriz dediği birbirini takip eden terör olayları sonrası artık normal Komutanlık faaliyetlerine dönmemiz mümkün değildi.Özel Harekat İcra Komutanlığı olarak Siirt merkez olarak yeni bir teşkilatlanmaya gidilecek,hatta daha sonraları hepimizin bildiği gibi Jandarma Asayiş Kolordusu olarak ikinci bir Komutanlık daha kurulacaktı.
Silahlı saldırı olduğunu sonradan öğrendiğimiz Şemdinli bölgesinde ise, bize bağlı olarak görev yapan bölgeden sorumlu Van Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı’nın olaylara müdahale etmesi için gereken görüşmeleri yapmış ve emirleri de göndermiştik.
Elbette Eruh’taki durumu tam olarak anlayıp faaliyeti düzene soktuktan sonra Kolordu Komutanlığı olarak ilk fırsatta Şemdinli’ye de gidecektik.
Hazırlıklarımızı tamamlayıp sabaha karşı helikoptere binerken gecenin koyu lacivert rengi de,doğu istikametinde maviye dönüşerek açılmaya başlamıştı bile.Biraz yükselip tam doğuya yöneldiğimizde uzaklarda dağların arkasında gördüğümüz kızıl ve sarı dalgalı tablo, gideceğimiz yerlerde güneşin doğmak üzere olduğunu gösteriyordu.
Hızla hedefine yaklaşan helikopterimizin gürültü ve sarsıntısı içerisinde,donuk bakışlarla bir yandan ne gibi bir durum ile karşılaşacağımızı düşünürken bir yandan da ağarmakta olan günün ve doğmaya çalışan güneşin lacivertten başlayıp nerede ise açık sarıya ve beyaza ulaşan renklerle gökyüzünde yarattığı harika manzarayı izliyor ve bize doğru kademeli bir düzende uçan diğer iki helikopterimizi takip ediyordum.
Dün akşam sessizce ve etrafa mutluluk bırakarak ayrılıp giden güneş, karanlık gecenin içinde buralarda çok şey değiştiğini, hain bir saldırı ile silahların konuştuğunu, kan akıtıldığını,hislerimize ölüm çökertildiğini bilmeksizin ,bir defa daha doğuyordu üzerimize.Dünyada olan kötülüklerden habersiz bir defa daha tattırmak istiyordu yaşam denen şeyin ve varolmanın güzelliğini bizlere.Mutluluğun ve huzurun kıymetini bilmeyen bizleri zorlarcasına ve tüm olanlara rağmen inadına doğuyordu güneş. İlk Şehit’in taşlar üzerinde uzandığı,bir ana ve babanın yüreğinin yandığı, hüznün üzerimize çöktüğü yer Eruh’ta bile.Ancak karamsarlık ve hüznün bulaştığı bizler için o an güneş ışık veren sıradan cansız bir ampulden farksızdı.Bir Sonraki Yazı :Eruh’ta İlk Saatler.Ali İhsan GÜRCİHAN
Daha kendimiz durumu tam olarak öğrenmeye ve ne yapacağımızı belirlemeye çalışırken bir yandan da bağlı olduğumuz MALATYA’daki 2 nci Ordu Komutanlığı’na ve ANKARA’daki Üst Komutanlıklara rapor vermek,merak edilen soruları cevaplandırmak işin en zor tarafı olmuştu. Meydana gelen olayı ne bizim anlatabilmemiz ne de onların da anlaması imkansız bir durumdu. Telefonda ,ya da mesaj üzerinde ‘ Eruh ile Şemdinli basıldı fazla bir şey bilemiyoruz,durumu biz de öğrenmeye çalışıyoruz’ diyerek sözü bitirmek kimse için yeterli bir açıklama olmuyordu.
O an için kendimizin dahi cevabını bilemediği sorular karşısında çaresiz kalmak bizleri üzdüğü ve terlettiği gibi, gergin durumların yaşanmasına da neden oluyordu.Maalesef, çaresiz kalınan ve suçlu aranan benzeri tüm istenmeyen durumlarda, bu olumsuz yaklaşımın sivil asker hepimizin ortak bir zafiyeti olduğunu da akıp giden zaman içerisinde fazlası ile yaşama fırsatı bulduk.
Baskın sırasında önce saklanıp,ancak saatler sonra Siirt’e gelebilen İlçe Kaymakamı’nın verdiği ilave bilgilere ulaştığımızda, fazla bir detay bilmemesine rağmen işin düşündüğümüzden daha ciddi boyutlar da olduğu ortaya çıkıyordu.
Kaymakam’ın ilettikleri de dahil olmak üzere gece boyunca ilk anda elde ettiğimiz bilgilere göre; Eruh bölgesindeki olayı daha kapsamlı ve önemli olarak değerlendirmiş ve bu bölgeye öncelik vermiştik.Bölgeden sorumlu Siirt’teki 70 nci Piyade Tugay Komutanlığı’na harekete geçmesi için ilk emirleri vermemize rağmen,en azından durumu tam açıklığa çıkarıncaya kadar Kolordu Komutanlığı olarak bizzat olay yerine gitmeye ve geçici bir süre için harekatı bizzat yönetmeye karar vermiştik. Geçici diye düşündüğümüz,üst düzey Devlet görevlilerinin ise üç beş çapulcunun üstesinden süratle geliriz dediği birbirini takip eden terör olayları sonrası artık normal Komutanlık faaliyetlerine dönmemiz mümkün değildi.Özel Harekat İcra Komutanlığı olarak Siirt merkez olarak yeni bir teşkilatlanmaya gidilecek,hatta daha sonraları hepimizin bildiği gibi Jandarma Asayiş Kolordusu olarak ikinci bir Komutanlık daha kurulacaktı.
Silahlı saldırı olduğunu sonradan öğrendiğimiz Şemdinli bölgesinde ise, bize bağlı olarak görev yapan bölgeden sorumlu Van Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı’nın olaylara müdahale etmesi için gereken görüşmeleri yapmış ve emirleri de göndermiştik.
Elbette Eruh’taki durumu tam olarak anlayıp faaliyeti düzene soktuktan sonra Kolordu Komutanlığı olarak ilk fırsatta Şemdinli’ye de gidecektik.
Hazırlıklarımızı tamamlayıp sabaha karşı helikoptere binerken gecenin koyu lacivert rengi de,doğu istikametinde maviye dönüşerek açılmaya başlamıştı bile.Biraz yükselip tam doğuya yöneldiğimizde uzaklarda dağların arkasında gördüğümüz kızıl ve sarı dalgalı tablo, gideceğimiz yerlerde güneşin doğmak üzere olduğunu gösteriyordu.
Hızla hedefine yaklaşan helikopterimizin gürültü ve sarsıntısı içerisinde,donuk bakışlarla bir yandan ne gibi bir durum ile karşılaşacağımızı düşünürken bir yandan da ağarmakta olan günün ve doğmaya çalışan güneşin lacivertten başlayıp nerede ise açık sarıya ve beyaza ulaşan renklerle gökyüzünde yarattığı harika manzarayı izliyor ve bize doğru kademeli bir düzende uçan diğer iki helikopterimizi takip ediyordum.
Dün akşam sessizce ve etrafa mutluluk bırakarak ayrılıp giden güneş, karanlık gecenin içinde buralarda çok şey değiştiğini, hain bir saldırı ile silahların konuştuğunu, kan akıtıldığını,hislerimize ölüm çökertildiğini bilmeksizin ,bir defa daha doğuyordu üzerimize.Dünyada olan kötülüklerden habersiz bir defa daha tattırmak istiyordu yaşam denen şeyin ve varolmanın güzelliğini bizlere.Mutluluğun ve huzurun kıymetini bilmeyen bizleri zorlarcasına ve tüm olanlara rağmen inadına doğuyordu güneş. İlk Şehit’in taşlar üzerinde uzandığı,bir ana ve babanın yüreğinin yandığı, hüznün üzerimize çöktüğü yer Eruh’ta bile.Ancak karamsarlık ve hüznün bulaştığı bizler için o an güneş ışık veren sıradan cansız bir ampulden farksızdı.Bir Sonraki Yazı :Eruh’ta İlk Saatler.Ali İhsan GÜRCİHAN









