Edirne’de eğitim dillere düştü…
Eğitimi yönetenlerin isimleri manşetlerden eksik olmuyor.
Sorsan hepsi dünyanın en iyi müdürü, yöneticisi, bürokratı…
Hiçbiri burnundan kıl aldırmıyor.
*
Şöyle bir tezim var:
“Genelde bilerek yapılan ve etik açıdan yanlış değerlendirilebilecek uygulamaları gerçekleştiren bürokratlarda, hiçbir zaman “Hatayı kabullenmişlik” durumu görülmüyor.
Çünkü o hata bilerek, isteyerek ve o kişinin doğru gördüğü çizgide, doğruya uydurduğu şekilde gerçekleşmiş oluyor”
Böylece hatayı kabul etmez kılıfını uydurur.
Belge ister, kanıt ister…
Yeri gelir onu da getirir “Al sana belge, kanıt” dersin ammaaa…
Bu kişiler için onu kabullenmek birazcık“Yürek” çokça “Vicdan”ister…
*
NOT:Yanlış bilmeden, istemeden yapıldığı takdirde rahat kabullenilebilir, yanlış bilerek, isteyerek yapıldığı takdirde çoğu zaman kabullenilmez. İkisi de yanlıştır… Hatta ikisi de aynı yanlış olabilir… Ancak “Bilmek ve bilmemek, istemek ve istememek” arasında ne kadar fark varsa o iki aynı yanlış arasında da o kadar fark vardır…
Unutmamak lazım!
*
Sabah haberlerini izlerken sunucu bir izleyicinin mesajını paylaştı…
Mesaj şu:
“Ülkeye gelen topçu ve popçuları marşlarla, meşalelerle, mahşeri kalabalıklarla karşılıyorsunuz. Ama Nobel Kimya Ödülü Türk Bilim Adamı Aziz Sancar’ı karşılayan kimse yok”
Mesaj çok açık…
Sancar’ın sizi hop oturtup hop kaldırtacak, coşturacak, hüzünlendirecek şarkıları yok.
Her hafta gazınızı itinayla alacak düzgün ve bitirici vuruşlara sahip bir forvet de değil…
Ancak onun aklı, ilmi, gerçekleri, öncelikleri, yetiştiği topraklara gurbette besleyip büyüttüğü gerçek bir vefası var…
Bizler akıldan, bilimden, gerçeklerden ve bu topraklar üzerinde her geçen gün daha ütopik hikayelerle anlatılan vefadan öylesine uzaklaşmışız ki; omuzlarımızda aydınlığı, aydınları taşımayı bir yük olarak görüyoruz artık.
Düşünün bunu…
*
Bir siyasetçinin bence “Milli ütopyası” olmalı…
Şu konjektürdeki siyasetçilerinin hemen hemen tamamının hayallerinin, aklının, bilgi, sözcük dağarcığının ulaşamayacağı o yere ülkede tek bir kişi ulaştı!
Onun adı Mustafa Kemal Atatürk!
Ve o bu ülkeyi hemen hemen her alanda “Kendi kendini kalkındıran bir devlet” olarak bizlere miras bıraktı.
O Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni halkın iradesine emanet etti.
Siyasetçinin değil…
Sonuçta meclise emekli olmak için giden birçok basiretsiz siyasetçi sayesinde gidemediğimiz, bir türlü göremediğimiz o köy hala bizim köyümüzdür…
Ama köyün gençliği eskisi kadar diri, asi ve yürekli değil maalesef…
O köyün koordinatları da Gençliğe Hitabe’de yazar…
Oku, anla, benimse, inan ve yola çık!Gökhan ATEŞ
Eğitimi yönetenlerin isimleri manşetlerden eksik olmuyor.
Sorsan hepsi dünyanın en iyi müdürü, yöneticisi, bürokratı…
Hiçbiri burnundan kıl aldırmıyor.
*
Şöyle bir tezim var:
“Genelde bilerek yapılan ve etik açıdan yanlış değerlendirilebilecek uygulamaları gerçekleştiren bürokratlarda, hiçbir zaman “Hatayı kabullenmişlik” durumu görülmüyor.
Çünkü o hata bilerek, isteyerek ve o kişinin doğru gördüğü çizgide, doğruya uydurduğu şekilde gerçekleşmiş oluyor”
Böylece hatayı kabul etmez kılıfını uydurur.
Belge ister, kanıt ister…
Yeri gelir onu da getirir “Al sana belge, kanıt” dersin ammaaa…
Bu kişiler için onu kabullenmek birazcık“Yürek” çokça “Vicdan”ister…
*
NOT:Yanlış bilmeden, istemeden yapıldığı takdirde rahat kabullenilebilir, yanlış bilerek, isteyerek yapıldığı takdirde çoğu zaman kabullenilmez. İkisi de yanlıştır… Hatta ikisi de aynı yanlış olabilir… Ancak “Bilmek ve bilmemek, istemek ve istememek” arasında ne kadar fark varsa o iki aynı yanlış arasında da o kadar fark vardır…
Unutmamak lazım!
*
Sabah haberlerini izlerken sunucu bir izleyicinin mesajını paylaştı…
Mesaj şu:
“Ülkeye gelen topçu ve popçuları marşlarla, meşalelerle, mahşeri kalabalıklarla karşılıyorsunuz. Ama Nobel Kimya Ödülü Türk Bilim Adamı Aziz Sancar’ı karşılayan kimse yok”
Mesaj çok açık…
Sancar’ın sizi hop oturtup hop kaldırtacak, coşturacak, hüzünlendirecek şarkıları yok.
Her hafta gazınızı itinayla alacak düzgün ve bitirici vuruşlara sahip bir forvet de değil…
Ancak onun aklı, ilmi, gerçekleri, öncelikleri, yetiştiği topraklara gurbette besleyip büyüttüğü gerçek bir vefası var…
Bizler akıldan, bilimden, gerçeklerden ve bu topraklar üzerinde her geçen gün daha ütopik hikayelerle anlatılan vefadan öylesine uzaklaşmışız ki; omuzlarımızda aydınlığı, aydınları taşımayı bir yük olarak görüyoruz artık.
Düşünün bunu…
*
Bir siyasetçinin bence “Milli ütopyası” olmalı…
Şu konjektürdeki siyasetçilerinin hemen hemen tamamının hayallerinin, aklının, bilgi, sözcük dağarcığının ulaşamayacağı o yere ülkede tek bir kişi ulaştı!
Onun adı Mustafa Kemal Atatürk!
Ve o bu ülkeyi hemen hemen her alanda “Kendi kendini kalkındıran bir devlet” olarak bizlere miras bıraktı.
O Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni halkın iradesine emanet etti.
Siyasetçinin değil…
Sonuçta meclise emekli olmak için giden birçok basiretsiz siyasetçi sayesinde gidemediğimiz, bir türlü göremediğimiz o köy hala bizim köyümüzdür…
Ama köyün gençliği eskisi kadar diri, asi ve yürekli değil maalesef…
O köyün koordinatları da Gençliğe Hitabe’de yazar…
Oku, anla, benimse, inan ve yola çık!Gökhan ATEŞ









