İnsan ülkesini çok sevmeyegörsün,Ülkesine karanlık ellerin değdiğini görmeye, o karanlık ellerin emellerini anlamaya görsün!İnsan marşına, bayrağına, lisanına, halkına ve özgürlüğüne sevdalanmaya görsün arkadaş!Boyun eğmeden yürümeye, koşmaya, bağırmaya görsün!İnsan toprağını özgürce ekmek, biçmek istemeye görsün!Yüreksizler, bileksizler, yüzsüzler, görgüsüzler karşısında durmayagörsün insan kendini!Kalbini bir davaya kaptırmaya görsün,Bir fikre bir kadın, bir çocuk, bir anne, baba çığlığı heba etmeye görsün insan!*Fazla uzatmanın alemi yok. Gönlümde ve aklımda her Mayıs ayının 6’ncı gününde Nazım Hikmet’in “Güneşi İçenlerin Türküsü” eşliğinde üç fidanla birlikte tüm düşüncelerim ipe gider,“ Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!”diyerek! Sonra durur düşünür, yokluğunuzu anlatan dizelere sarılırım…Yeni tanıştığım şair Şükrü Erbaş’ın, “Ölümün de yetmedi kurtarmaya onlarıAdınla tutuldukları korkularındanYıllarca cesedinin üzerinde tepinip durdular.Konuştular, konuştular, konuştular…İnsan doğasının o en güzelO en yüce yetkisini çirkinleştirdiler.Bir yanlışını alıp seninYetersiz akıllarının ucuz kurnazlığı ileBinlerce doğrunun üzerine örttüler,.İnandırmak için herkesi kendi yanlışlarınaYanıtı yasaklanmış sorular sordular.Ses geldikçe öfkelendilerGelmedikçe kuşkulandılarGüçleriyle birlikte büyüdü korkularıEn küçük sessizlikten bile ürker oldular. Kurtuluşu sana sarılmakta buldularSana sarıldıkça rahatladı ruhları.Öyle ucuz ettiler ki herşeyi-Sözü, saygıyı, erdemi-Ölümü bile kirlettilerÖlümü bile kirlettiler” dizeleriyle bu 6 Mayıs’ta düşüncelerimi ipten alıp, “43 yıl sonra yaşımdan yaşınıza” selam yolluyorum…Son olarak, “Sizin kadar olmasa, olamasa da” Bende “Seviyorum”
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!”diyerek! Sonra durur düşünür, yokluğunuzu anlatan dizelere sarılırım…Yeni tanıştığım şair Şükrü Erbaş’ın, “Ölümün de yetmedi kurtarmaya onlarıAdınla tutuldukları korkularındanYıllarca cesedinin üzerinde tepinip durdular.Konuştular, konuştular, konuştular…İnsan doğasının o en güzelO en yüce yetkisini çirkinleştirdiler.Bir yanlışını alıp seninYetersiz akıllarının ucuz kurnazlığı ileBinlerce doğrunun üzerine örttüler,.İnandırmak için herkesi kendi yanlışlarınaYanıtı yasaklanmış sorular sordular.Ses geldikçe öfkelendilerGelmedikçe kuşkulandılarGüçleriyle birlikte büyüdü korkularıEn küçük sessizlikten bile ürker oldular. Kurtuluşu sana sarılmakta buldularSana sarıldıkça rahatladı ruhları.Öyle ucuz ettiler ki herşeyi-Sözü, saygıyı, erdemi-Ölümü bile kirlettilerÖlümü bile kirlettiler” dizeleriyle bu 6 Mayıs’ta düşüncelerimi ipten alıp, “43 yıl sonra yaşımdan yaşınıza” selam yolluyorum…Son olarak, “Sizin kadar olmasa, olamasa da” Bende “Seviyorum”








