Geçenlerde arkadaşlarla Karaağaç Mahallemize çay içmeye gittik. Çocukluk ve Gençliğimin geçtiği Karaağaç Mahallesi. Ayrılalı tam 42 yıl olmuş! Yaşı 50’nin, hatta 60’ın altında olanları tanımakta zorlansam da fırsat buldukça uğrar hem dostlarla görüşür, hem eski günleri yad ederim. Tren istasyonunun revaçta olduğu, Avrupa ülkelerin yoğun işçi gönderildiği, hele hele gençleri askere uğurlama mevsimlerinde bir başka idi Karaağaç tren istasyonu.
Malum, Osmanlı döneminde daha ziyade gayri Müslim azınlıkların yaşadığı ve “Küçük Paris” olarak anılan Karaağaç Mahallesi, Osmanlı’nın çöküşü ile birlikte gerileyerek zaman içinde adeta bir köy görünümü almış. 1970’li, 80’li yıllarda Karaağaç mahallesinde bayağı bir canlılık vardı. Halkı genelde sebze üretimi ile uğraşır ve Haziran ayında taze fasulye ile başlayan, daha sonra biber, patlıcan, domates… ile devam eden ve sonbahar aylarında kışlık sebzeye kadar her gün İstanbul’a 10’larca kamyon sebze gönderilirdi. Her evin bir-iki at ile birlikte süt ve mamulleri ihtiyacını karşılamak için inek gibi bir-iki büyük baş hayvanı olurdu. Az sayıda traktör kullanılırdı. Oldukça hareketli bir mahallemizdi.
Yıllar geçti, şartlar değişti Karaağaç da değişti. İstasyon bölgesinde açılan Kafeteryaların bilhassa hafta sonları yoğun müşterileri oluyor. Ama bu canlılık sadece Lozan Caddesi ve İstasyon civarında görülür. Birkaç yüz metre içerilere doğru girildiğinde arada ne kadar fark olduğu görülüyor.
WC İHTİYACI!
Geçtiğimiz yıllarda Karaağaç’a Lozan anısına bir anıt dikildi. Edirne’ye son zamanlarda ‘eser’ diye dikilen birçokları gibi ne tarihimiz, ne de kültürümüzle uyum sağlamayan bir şey. Şehrimize gelen turistler haliyle Karaağaç mahallesini, dolayısı ile bu anıtı da ziyaret ediyorlar. Ancak çevredeki esnafın bu konuda şikâyetleri var! Esnaf, bilhassa turlarla toplu gelenlerden pek istifade edemedikleri gibi WC konusunda sorun yaşadıklarını söylüyorlar. Sorun şöyle; toplu halde 5-6 otobüs ile gelen turistler gerek anıtı gerek çevreyi dolaştıktan sonra tuvalet ihtiyacı giderecek yer arıyorlarmış. Böyle olunca, kalabalık turist gurupları tuvalet ihtiyacını gidermek için çevredeki kahve ve diğer esnafın tuvaletlerine doluşuyor. Bu durum bayağı sıkıntıya neden oluyormuş. Bunu bize bir kahveci esnafı anlattığı için ilgililere duyurmak istedim. Esnaf; “Oraya anıt dikenler bir de WC yapmalıydılar” diyor.
Bu arada sel felaketinin izlerinin hala kapanmadığı görülüyor. Hatta Nisan ayında bile nehirlerde taşma olabileceği endişesi yaşanıyor. Zira seddeden Karaağaç Mahallesine girişe kadar olan arazilerin bir kısmında hala sular var. Bu arazilerin bu yıl ekilip dikilmesinin tehlikeye gireceğinden endişe ediliyor.
Aslında şikâyetler bunlardan da ibaret değil. Ama şimdilik bunlarla yetinelim.
Evet, Karaağaç’ın hali böyle. Hani deveye demişler, “boynun neden eğri!” Deve de; “nerem doğru ki” demiş. Şehrimizin her bölgesinde farklı farklı veya benzer dertler/sorunlar var.
Tedavi için önce teşhis gerekir. Biz tespitlerimizi ilgililere duyurmaya ve halkımıza tercüman olmaya çalışıyoruz. Hoşumuza gitmese de doğru söyleyen ve doğruyu gösteren eleştirilere hepimizin ihtiyacı var. Tarihe bakıldığında birçok icatların aykırı çıkışlardan çıktığı görülür.
Onun için ilgililer, iyi niyetle yapılan eleştirilerden rahatsız olmamalı! Dostça kalın!Recep ÇINAR
Malum, Osmanlı döneminde daha ziyade gayri Müslim azınlıkların yaşadığı ve “Küçük Paris” olarak anılan Karaağaç Mahallesi, Osmanlı’nın çöküşü ile birlikte gerileyerek zaman içinde adeta bir köy görünümü almış. 1970’li, 80’li yıllarda Karaağaç mahallesinde bayağı bir canlılık vardı. Halkı genelde sebze üretimi ile uğraşır ve Haziran ayında taze fasulye ile başlayan, daha sonra biber, patlıcan, domates… ile devam eden ve sonbahar aylarında kışlık sebzeye kadar her gün İstanbul’a 10’larca kamyon sebze gönderilirdi. Her evin bir-iki at ile birlikte süt ve mamulleri ihtiyacını karşılamak için inek gibi bir-iki büyük baş hayvanı olurdu. Az sayıda traktör kullanılırdı. Oldukça hareketli bir mahallemizdi.
Yıllar geçti, şartlar değişti Karaağaç da değişti. İstasyon bölgesinde açılan Kafeteryaların bilhassa hafta sonları yoğun müşterileri oluyor. Ama bu canlılık sadece Lozan Caddesi ve İstasyon civarında görülür. Birkaç yüz metre içerilere doğru girildiğinde arada ne kadar fark olduğu görülüyor.
WC İHTİYACI!
Geçtiğimiz yıllarda Karaağaç’a Lozan anısına bir anıt dikildi. Edirne’ye son zamanlarda ‘eser’ diye dikilen birçokları gibi ne tarihimiz, ne de kültürümüzle uyum sağlamayan bir şey. Şehrimize gelen turistler haliyle Karaağaç mahallesini, dolayısı ile bu anıtı da ziyaret ediyorlar. Ancak çevredeki esnafın bu konuda şikâyetleri var! Esnaf, bilhassa turlarla toplu gelenlerden pek istifade edemedikleri gibi WC konusunda sorun yaşadıklarını söylüyorlar. Sorun şöyle; toplu halde 5-6 otobüs ile gelen turistler gerek anıtı gerek çevreyi dolaştıktan sonra tuvalet ihtiyacı giderecek yer arıyorlarmış. Böyle olunca, kalabalık turist gurupları tuvalet ihtiyacını gidermek için çevredeki kahve ve diğer esnafın tuvaletlerine doluşuyor. Bu durum bayağı sıkıntıya neden oluyormuş. Bunu bize bir kahveci esnafı anlattığı için ilgililere duyurmak istedim. Esnaf; “Oraya anıt dikenler bir de WC yapmalıydılar” diyor.
Bu arada sel felaketinin izlerinin hala kapanmadığı görülüyor. Hatta Nisan ayında bile nehirlerde taşma olabileceği endişesi yaşanıyor. Zira seddeden Karaağaç Mahallesine girişe kadar olan arazilerin bir kısmında hala sular var. Bu arazilerin bu yıl ekilip dikilmesinin tehlikeye gireceğinden endişe ediliyor.
Aslında şikâyetler bunlardan da ibaret değil. Ama şimdilik bunlarla yetinelim.
Evet, Karaağaç’ın hali böyle. Hani deveye demişler, “boynun neden eğri!” Deve de; “nerem doğru ki” demiş. Şehrimizin her bölgesinde farklı farklı veya benzer dertler/sorunlar var.
Tedavi için önce teşhis gerekir. Biz tespitlerimizi ilgililere duyurmaya ve halkımıza tercüman olmaya çalışıyoruz. Hoşumuza gitmese de doğru söyleyen ve doğruyu gösteren eleştirilere hepimizin ihtiyacı var. Tarihe bakıldığında birçok icatların aykırı çıkışlardan çıktığı görülür.
Onun için ilgililer, iyi niyetle yapılan eleştirilerden rahatsız olmamalı! Dostça kalın!Recep ÇINAR









