Panelde Mimarlar Odası Edirne Temsilciliği Yönetim Kurulu Başkanı M. Emin Parlakçı panelde yaptığı konuşmada Kenti tanımlayarak, ‘Kent belleği kavramındaki Kent, sosyal, ekonomik ve yönetsel ilişkilerin şekillendiği, ileri düzeyde iş bölümünün ve sürekliliğin olduğu büyük yerleşimler’ olduğunu söyledi.Parklakçı konuşmasının devamında şunları kaydetti;“Daha iyi bir Dünya tasarla’ temalı 2016 yılı Dünya Mimarlık gününü kutlama çerçevesinde düzenlemiş olduğumuz, Kent belleği kavramının, kentin oluşumu ve sürdürülebilir olmasındaki rolü, somut yaşanmışlıkları sizlerle paylaşacağız.Son yıllarda kent kimliği, kent kültürü, kolektif bellek, kent belleği kavramlarını sıkça duymaktayız. Bu panelde Kent belleği kavramını gündeme taşıma amacındayız. Kent belleği kavramındaki Kent, sosyal, ekonomik ve yönetsel ilişkilerin şekillendiği, ileri düzeyde iş bölümünün ve sürekliliğin olduğu büyük yerleşimlerdir. Bellek ise, kentteki algılarımızın zihnimizde işlendikten sonra bıraktığı izler olarak tanımlayabiliriz. Kentlerin yaşamında ve gelişmesinde bu izler belirleyici rol oynar. Bu izler kentin gelişimini etkilerken kentte bireyler üzerinde izler bırakarak kendi belleğini oluşturur.Medeniyetin oluşması bu yerleşik kültürün oluşmasına bağlıdır. Medeniyet kurarak, diğer canlılardan farklılaşan insanın, belleğe ihtiyacı vardır. Çünkü insanı diğerlerinden ayıran unsur ne alet yapmak ne düşünmek ne de problem çözmektir, kültürdür, kendisinden önce yaşayanlardan öğrendiklerine katarak yaşayacak olanlara aktarmaktır insan. Bu da belleği gerektirir. Tüm yaratıcılıklarımız varoluşumuz ve geldiğimiz nokta belleğimizin ürünüdür. Tüm bu süreçler ‘kent belleği’ kavramını ortaya çıkarmıştır. ‘Kent Belleği’ bu yerleşik kültürün somutlaşmış halidir. Hissedersiniz ve duyularımızla algılayabilirsiniz ve o lezzeti tadarak hoşnut olursunuz, mutluluğu yakalarsınız. Bunları yapabilince de insanı diğer canlılardan ayıran yegâne özelliği devreye girer ve ‘yaşam kültürüne katmanlar eklersiniz’. Yaşam kültürüne eklediğiniz katmanları koruyarak sürdürülebilirliği elde edersiniz ki işte sizi var edende budur, aksi durumda yok olmaya mahkûm olursunuz. Burada önemli bir nokta ‘yaşam kültürüne eklenen katmanların’ görünür ve daha ilerisi tekrar yaşanabilir test edilebilir olmasıdır. Bu katmanlar canlı kalmalıdır. Geçmiş katmanları algılamadan oluşabilecek katmanlar, kanseratif katmanlara bizi götürür. Değerlerimizi, bu kanseratif katmanlar sebebiyle kaybederiz. Bu tehlikeyi kaygısı olan bireyler, yaşam örgütleri görmeli ve karar vericileri bu konuyu ciddiye almalarını sağlamalıdırlar. Karar vericilerin bunları dikkate almadan verdikleri kararlardan sorumluda olsalar, bunların sonuçlarını ancak birey olabildikleri ölçüde yaşarlar. Ya toplumlar!Tüm yok oluş sonuçlarını, karar vericilerini yönlendirmeyen, uyarmayan, dur demeyen o toplumlar yaşar. Peki ne adına! Kent kültürü, mekân kavramı çerçevesinde, yaşayanların ortaklaştıkları yaşamsal gereklerden etkilenerek değerler oluşturmak ve bunları somut, yaşanabilir, geliştirilebilir, aktarılabilir, yani mekâna bağlanabilir kılmaktır.Burada mekân kavramı, kent kültürünün ana zemini ve belirleyicisidir. Mekân, sınırlandırma özelliği olan öğelerle beklenen özellikleri sağlayan boşluklardır diyebiliriz. Kent kültürünü oluşturan ana mekân ise sokaktır. Dolayısı ile kent belleğinde sokağın özel bir yeri vardır. Kent belleği mimarlık ürünlerine, özelliklede sokağın içine saklanmıştır. Sokak ve meydanlar kendisini sınırlayan yapılarla birlikte kentin ana mekânlarıdır.Bu Mekânsal oluşumun hemen sonrasında, ortaklaşılan gerekliliklere (din, sosyal hayat, beslenme gibi) dayanarakta, değerler oluşmaya başlar. Bu değerler de kent kültürünü oluşturur. Başarı ise kent kültürünün sürdürülebilir olmasıdır. Mekân kavramı mimarlık eyleminin ana ve vazgeçilmez unsuru olduğu düşünülünce de kent kültürünü mimarlık eylemi ile ilişkilendirebiliriz. Çünkü kent, kendisinin oluşumunu sağlayan alt mekânların bir bütünüdür. Mimarlık eylemleri nitelik ve nicel açıdan kent kültürü içinde önemli bir yeri vardır. ‘Kent Belleği’ yerleşik kültürün somut halidir demiştik. Böyle olunca da farklı süreçlere ait kent kültürü içinde yer alan mimarlık eylemleri, katmanlar halinde görülmelidir. Yani belli süreçleri temsil ettiğini düşündüğümüz mimarlık eylemlerinin bu kültürel katmanları oluşturması, onları korumamıza bağlıdır. Buradaki sorun hangi mimarlık eylemlerinin korunacağıdır. Buda koruma sorunsalını ortaya koymaktadır.Kent belleğinin korunması 1- mekândan kopmuş değerler (tarihi değerler, buluntular, objeler, fotoğraflar, simülasyonlar gibi) 2- henüz bulunduğu mekanla bağının devam ettiği değerler diyerek iki kısımda düşünürsek, korumanında iki şekilde olacağı ortaya çıkmaktadır. Mekânından kopmuş değerler, öncelikle, mekânı ile bağlarının kurulması olanaklı ise bunun sağlanması, değil ise kent belleği müzelerinin oluşturulması şeklinde olur. Bu durumda dahi bulunduğu mekân hakkında bilgi ve belgeler olması halinde bu durum değerlendirilerek yapılmalıdır.BU ANLAMDA EDİRNE BELEDİYESİNİN KENT BELLEĞİ MÜZESİ KENTİMİZ İÇİN OLUMLU BİR ADIMDIR.İkinci kısım korumalar Henüz bulunduğu mekanla bağının devam ettiği değerlerse kesinlikle kendi mekânında ve hatta mekânı ile bağları güçlendirilerek korunmalıdır.Kent ve mimarlık ürünleri kent belleğinin oluşmasını sağlarken, kent belleği de kenti ve mimarlık ürünlerini etkiler. Bu döngüsel bir üretimdir. Yani kent kendi belleğini oluştururken, kent belleği de kentin yeni oluşumlarını etkiler. Böyle sağlıklı bir döngü kent kültürünü ve kent kimliğini ortaya çıkarır. Bizlere ve karar vericilere düşen kentteki bu etkileşim ve döngünün katmanlarını kaybetmemek ve yok etmemektir. Geçmişi geleceğe taşıdığımız gibi kentin her dönemini, değerleri ile birlikte geleceğe taşıma sorumluluğu vardır. Yani kent belleğinin korunması sorumluluğu.Edirne Kenti olarak Dünya kültür mirası olan Selimiye caminin ve onlarca mimarlık yapıtının Edirne kent belleğinde ki ağırlığını görmek mümkün olur.Tüm bunlar kentin yaşayan bir organizma olduğunu gösterir. Kentin her hücresi yenilenir, ancak geçmişinden şifreler alır ve bunun izlerini mekanda ve hatta malzemede saklar. Aksi durum kanseratiftir. Önlenemezse kenti ve bir kültürü yok eder.Bir adım ilerisi, kenti geliştirirken yaptığımız hataların bile bellekte kalmasını sağlayarak, hatanın tekrarlanmasını önleyecek kadar kent belleği kavramını genişletebiliriz.Oluşmuş tarihi kent mekânlarının sürdürülebilirliğini yitirmesi durumunda ise, yapılacak düzenlemelerde ve yeni işlev verirken konunun uzmanlarının görüşleri alınmalı ve kent belleğine müracaat edilmeli ve hatta proje demokrasisi işletilmelidir. Çok dikkatli hassas ve temkinli davranılmalıdır.Konfor değerlerin (ekonomik başarılar, çıkarlar) sürdürülebilir olmadığı, sürdürülebilir olarak görünse de bunun zahiri bir beklenti olduğu belgelenmeli ve kentte yaşayanlarla bu paylaşılmalı. Bunu tabiî ki kültürün bütün katmanlarını bir arada görebilenlerce sağlanacağı açıktır. Kültürel katmanların görülebilmesi korumadan geçmektedir. Konfor değerler peşinde olanlar hızlı bir biçimde ikna edilmelidirler. Özellikle karar vericileri üreten odaklar ve karar vericiler bu ikna çalışmasında ilk özneler olmalıdır. Yaşamsal önemi olan ikna çalışmaları aralıksız ve ısrarlı olmalıdır.“TABİ Kİ BİZE DE BU SÖZLERİN TAKİPÇİSİ OLMAK DÜŞER”Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın Tarihi kentler birliği toplantısında söylemiş olduğu, ‘Edirne tarihi dokusuyla olağanüstü güzel bir kent. Tarihi dokuyu bir miras gibi değil bir emanet gibi görüyoruz, Çünkü miras olarak görürsek, bunu yanlış kullanma, yanlış değerlendirme ve yanlış sonuçlar üretme ortaya çıkabilir. Biz, bize devredilen bu tarihi dokuyu geleceğin bir emaneti olarak görüyoruz ki, onu koruyarak, daha da güzelleştirerek, gelecek nesillere, çocuklarımıza, torunlarımıza ve tüm insanlığa daha sağlam, daha güzel şekilde bırakalım.’ demesi, kentin karar vericilerinden beklenendir ve sorumluluklarıdır. Tabi ki bize de bu sözlerin takipçisi olmak düşer.Son olarak önerilerini sunan Parlakçı, “Bugünkü çabamız ve daha önceki benzer çabalarımızın amacına ulaşması için, hepimiz organize ve birlikte olmamız gerekir. Bu sebeple de özellikle Edirne Belediyesine, Mimarlık fakültesine ve görüşülerek tespit edilecek başkaca kurumlara, temsilcilerinin olacağı “Kolektif Bellek Danışma kurulu”nun bir protokolle kurulmasını öneriyoruz. Mimarlar odası olarak bu konudaki görüşmeleri yapmayı düşünüyoruz. Kollektif belleği (ortak akıl) sağladığımızda hata şansımız minimuma inecek ve sorumlulukları ortak göğüsleyeceğiz.Mimarlık fakültesinde bu konu çerçevesinde Edirne özelinde, Edirne sokakları ile ilgili tez, araştırma, seminer çalışmalarının yoğunlaşmasını ve bunların kamuoyu ile paylaşılmasını umuyoruz.Karar vericilerin uygulamalarının takip edilmesi en önemli adım olacaktır” dedi.Panele konuşmacı olarak katılması beklenen Cengiz Bektaş geçirdiği bir rahatsızlık sonucu katılamadığı bildirildi.
GÜNDEM
Yayınlanma: 05 Ekim 2016 - 08:01
Güncelleme: 05 Ekim 2016 - 11:41
Kent Belleği paneli gerçekleştirildi
Mimarlar Odası Edirne Temsilciliği 2016 yılı Dünya Mimarlık gününü kutlama çerçevesinde “Kent Belleği” panelini düzenledi.
GÜNDEM
05 Ekim 2016 - 08:01
Güncelleme: 05 Ekim 2016 - 11:41





