Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin en renkli geleneklerinden biri olan davul-zurna ezgileri, pehlivanların mücadelelerine heyecan ve coşku katıyor. Bu geleneğin en önemli temsilcilerinden biri ise Edirne’nin köklü müzisyen ailelerinden Zurnacı Ailesi.
Kırkpınar Müzisyenleri Derneği Başkanı ve aynı zamanda davul-zurna ekibinin şefi Fahrettin Zurnacı, tam 58 yıldır her Kırkpınar’da çayırda görev yapıyor. Pehlivanların güreşe başladığı andan itibaren zurnasından çıkan özel ezgiler, seyircileri coşturuyor, güreşe ritim kazandırıyor.
Davul ve zurna Kırkpınar Yağlı Güreşleri her başladığında davul, zurna’nın yanında Zurnacı ailesi Kırkpınar Müzisyenleri Derneği Başkanı ve Kırkpınar davul-zurna ekibi şefi Fahrettin Zurnacı her daim hatırlanır ve unutulmaz.
Kırkpınar’ın tarihi dokuna müzisyenliğe damga vuran ailenin yaşayan efsanelerinden Fahrettin Zurnacı ve ailesinin Kırkpınar’a ilk damga vuran isimlerin başında dedeleri Osman Zurnacı’nın zurnaya el uzatması ile başlıyor. Daha sonra destansı Kırkpınar’a damga vuranların başında baba Fariz, amca Aziz geliyor.
Ailenin yaşayan efsane en büyüğü olan Fahrettin ve torun Ahmet Kırkpınar’ın unutulmazlarını yaşatma adına geleceğe taşıyor.
Ritüelin efsane ismi olan Fahrettin Zurnacı geçmişten geleceğe hikayeyi anlatarak Kırkpınar’ın tarihine de ışık tutmuş oldu.
DEDELERİMİZDEN BİZE MİRAS KALDI
Zurnacı soyadımızın verdiği nam ile beraber bizde herkes müzisyen olduğunu ifade eden Zurnacı, “ Dedelerimizden bize kalan büyük bir miras. Bu işin başlangıcını yapan rahmetli dedem Osman Zurnacı bu işe ilk el atan isimlerin başında geliyor. Daha sonra babam Fariz Zurnacı’nın bana öğrettiği tecrübe ile bir ömürdür devam ediyoruz.
Özellikle pehlivanların güreş tuttuğu esnada davul ve zurna ile araya gireriz. Bu aslında tecrübe isteyen alan. Özellikle güreş esnasında ritimlere uymak gerekiyor. Bize göre aslında bu iş çok ince ve hassastır. Güreşçilerin bu ritmi tutması gerekiyor. Çünkü dedelerimizden gördüğümüz taktikleri uyguluyoruz.
Bu yaşama kadar beni hayata tutan Zurna’dır. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri geldiğinde ben bambaşka birine bürünüyorum. Çünkü 1966 yılında i Er Meydanına ilk attığım adımdan sonra buralardan hiç kopmadım. Çünkü dilek olay 58 yıldan bu yana müziğimizi icra ediyoruz.” dedi.
NEREDE NE GELECEĞİNİ PEHLİVANLAR BİLİR.
Dua edildikten sonra pehlivanlar güreşe ilk başladığı zaman, cazgırın güreşi saldığında, güreş havasının ağırlanmasıyla çalmaya başladıklarından söz eden Zurnacı, “Nerede ne geleceğini pehlivanlar bilir. O müzikten onlar da büyük bir cesaret alıyorlar. Bunu başpehlivanlar bana söyledi. Hareketler yenişe kalktığında Cenk Harbiyeyi çalarız hızlandırmak için. Bitinceye kadar ağırlamasını çalarız. Rakiplerini tam tutuşla tuttukları anda, rakiplerini yenecekleri zaman Cenk Harbiye yaptığımızda seyirci de bakar. Davulcular ve pehlivanlar yendiklerini anlarlar ve bunu hissederler. Bunu bana Çardak Güreşleri’nde başpehlivanlar söylediler.” diye ifade etti.
ZURNACI ZOR YETİŞİR
Bundan sonra davulcu, zurnacı zor yetişeğini söyleyen Zurnacı, “Sanırım 15-20 sene sonra davul zurnacı bulmak zor olur. Edirne kaybeder. Neden? Kuruluşlar davul, zurna alsın, bir iş versin. Ben bunu her zaman söylüyorum. Televizyonlarda da söyledim. Ben zurnacılık ve halk oyunlarıyla iki sefer Dubai’ye gittim. Pehlivanlarla iki sefer İsviçre’ye gittim. Yine pehlivanlarla İngiltere’ye, Almanya’ya ve Rusya’ya gittim. Yeni nesil fabrikaya çalışmaya gidiyor oysa ki davul, zurnacılık sonsuz bir meslek. Ben kendim Milli Eğitim’den emekliyim. Halk oyunları olarak işe girdim. Yazık bu saatten sonra mesleğe kişi yetişmez. Artık güreş havasını yeni gençler de pek bilmez. Eski pehlivanlar bile güreş havasını istiyor. 1966’da zurna çalmaya başladım hala zurna çalıyorum. Ben zurnacılıkla Batı Avrupa’yı gezdim. Doğu’ya da gittim. Rusya’ya başpehlivanlarla, Ahmet Taşçı’yla gittim. Halk oyunlarıyla Gürcistan’a gittim.” Diye konuştu. HABER: SEVDA GÜZEY





