Ülkemizin birliğine ve bütünlüğüne kast eden F Tipi terör örgütü dahil olmak üzere; bütün bölücü, gerici, terör örgütleri ile doğrudan veya dolaylı ilişkisi olanların yargı önünde hesap vermeleri gerektiğine inandıklarını dile getiren Çoğal, şunları öne sürdü; “Ancak darbecileri yargılama gerekliliğini toplumsal muhalefet bileşenlerinin hak ve özgürlüklerini kısıtlama bahanesine dönüştürülmesi, onca kamu personelinin, hiçbir savunması alınmadan, henüz haklarında somut bir delil yokken, henüz masum ile suçlu ayrışmamışken, henüz masumiyet ilkesini koruyan soruşturma evresinde iken, kümülatif olarak ihraçları, tüm özlük haklarının ve maaşlarının dahi kesilmesi, mal varlıklarına el koyma kararı verilmesi, gözaltına alınan kişilere işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele gösterilmesi, fetöcü, darbeci olarak yaftalanması gibi fiili durumlar yaşandığını gözlenmekteyiz. Adalet duygusunu yok edecek ve özlük hakları gasp edecek bu ve benzeri uygulamalar ise hukuki olmaktan uzak, çağdaş ceza hukukunun kabul etmediği bir uygulamadır.15 Temmuz darbe girişiminin, AKP iktidarı tarafından polis devleti uygulamalarına, ideolojik tasfiye aracına ve kamu çalışanlarının iş güvencesini ortadan kaldırmaya yönelik bir fırsata çevrilmesinin sonuna kadar karşısındayız.AKP hükümetini tekrar uyarıyoruz. Savunma hakkı tanınmaksızın kamu görevinden çıkarılanların itirazları dikkate alınarak durumları yeniden değerlendirilmeli, hakkında kesin, somut ve objektif deliller bulunmayan masum kamu görevlileri görevlerine iade edilmelidir. Olağanüstü hal KHK’ların amacı dışında, yasama organının yetkisinin gasp edilmesi saikiyle kullanılmasından da vazgeçilmelidir.Birleşik Kamu İş olarak; Kamu Emekçilerinin memuriyet güvencesini, hukuki güvenlik hakkını, adil yargılanma hakkını ihlal edecek, muhalif tüm unsurları susturacak uygulamalarına karşı duracağımızı hatırlatarak siyasi iktidarı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine uymaya, Evrensel Hukuk kurallarını gözetmeye çağırıyoruz.Bu dönemde mağdur olan üyelerimizin ve kamu emekçilerinin yararlanabilmesi için hukuk büromuz tarafından hazırlanan OHAL ve KHK rejimin eleştirisi ve izlenecek yollar ile ilgili bir çalışma yapılmıştır, siz değerli kamuoyu ile paylaşıyoruz. OHAL KHK REJİMİNİN ELEŞTİRİSİ VE İZLENEBİLECEK HUKUKİ YOLLARÖncelikle, 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile 667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674 sayılı 8 adet KHK çıkarıldığını ve bu şekilde ihdas edilen hukuk tekniğinin hukuki güvenlik ilkesinden yoksun olduğunu ifade etmek gerekir.Diğer yandan, tüm hukuksal kategorilere KHK ile kural getirilmesi, OHAL’de dahi mümkün değildir. Buradaki sorun ve çözüm önerilerini şöyle sıralamak doğru olur:1- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tamamı askıya alınamaz.AİHS 15 uyarınca, Olağanüstü Hal dönemlerinde taraf devletler, sözleşmeye aykırı “TEDBİR”ler alabilirler. Ancak aynı madde uyarınca, sözleşmenin 2.,3.,4., ve 7. maddelerine aykırı tedbirler OHAL halinde dahi alamazlar.Dolayısıyla;i-Yaşam Hakkına aykırı tedbir OHAL’de de alınamaz.ii-İşkence Yasağına aykırı tedbir OHAL’de de alınamaz.iii-Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı’na aykırı tedbir OHAL’de de alınamaz.iv-Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesi ve geçmişe yürümezlik kuralı OHAL’de de ihlal edilemez.v-İhdas edilen AİHS genel ilke ve haklarına aykırı düzenlemeler, ve her türlü yönetsel işlem, karar ve eylem TEDBİR niteliğinde olmalıdır. Kalıcı olamaz.2-Anayasanın 15. Maddesi de OHAL durumunda Temel Hak ve Hürriyetlerin kullanımına dair kısıtlamalara ilişkin AİHS’e paralel bir hükümdür. Burada da yaşam hakkı, maddi-manevi varlığının bütünlüğü her koşulda dokunulmaz kılınmış, cezaların kanunsuz olamayacağı ve geçmişe yürümeyeceği ilkesi OHAL’de de korunmuştur.Anayasanın 15. Maddesi de temel hak ve özgürlüklere dair OHAL kısıtlamalarının çerçevesini çizmiş ve bu koşulda dahi “düşünce özgürlüğü” negatif hakkını çifte korumaya almıştır. Böylece “Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz” kuralının OHAL kısıtlamalarında da ihlal edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.Yine Anayasanın 15. maddesi de OHAL durumundaki temel hakların kısıtlanabilmesi halini TEDBİR kavramıyla ele almıştır.3-Anayasa ve AİHS paralel hükümleri bir arada değerlendirildiğinde;i-Kanunsuz Ceza olmaz (Suçta ve Cezada Kanunilik ilkesi - nullum crimen nulla poena sine lege) ilkesinin gerek KHK’lar ile, gerekse ceza soruşturması süreciyle ihlal edildiği görülmektedir. Örneğin;- Bir bankada hesabı bulunmak,- Bir dershanede öğrenci bulunmak,- Bir yurtta kalmak,- Bir sivil ya da askeri okulda öğrenci ya da öğretmen olmak vb…Tüm bunlar yasaların suç saymadığı fiillerdir. Terör örgütü üyeliği, bu suç olmayan fiillerden kıyas yoluyla çıkarsama yapılamayacak bir suçtur. Nitekim suç tipi nitelemesinin ve bu nitelemeye giden suçun unsurlarının kıyas yoluyla savlanması da ceza hukukunda “KIYAS YASAĞI” ile karşılaşır. Yasal olan bir eylemden yasal olmayan bir eyleme doğru sanık aleyhine akıl yürütmek, ya da yasal suç tipinin yasakladığı eylemi, yasal eylemi de kapsayacak şekilde genişletmek, kıyas yasağı ve onun sonucu olan genişletme yasağı çerçevesinde mümkün değildir. Terör örgütü üyeliği ya da darbe suçları, çok daha ciddi ve somut suç araçları ve delillerinin mevcudiyetini ister. Aksi halde, bizatihi siyasi iktidarın yıllarca referans olduğu, iç içe olduğu bu kurumlardan hizmet alanlarda ya da buralarda ücretli emekçilik yapanlarda, bu etkinliklerinin suç oluşturmadığına dair güvenlerinin yok edilmesi sonucu çıkar. Burada da hukuki güvenlik ve bilinebilirlik ilkesi karşımıza çıkar. Bu başlığın bir kapsamı da isnadın bilinmesi/isnadın bildirilmesi ilkeleridir. Suje, neyle suçlandığını, ve suçunun kanuni bir suç tipi olduğunu bilecek, delillerini görecek, ve buradan kurulan muhakeme hukukuyla kendisine hukuka aykırı bir suçlama yapıldığı hissine kapılmayacak. Verili durumda ise, Toplum, bizatihi yürütme organlarının cevaz verdiği olguların bir anda suç kategorisi olarak ilan edilmesini anlamlandıramaz, kavrayamaz. Bir bütün olarak toplumun hukuk inancı yok olur. Suç olarak nitelendirilmeyeceğine emin olduğu eylemler sebebiyle bir anda mesleğinden çıkarılmış, hapishanelere düşmüş bir toplumda hukuk güvenliği yok olur. Elde kalan ceza hukuku değil, düşman ceza hukukudur.Sonuç olarak, yürütülen idari soruşturmalar, gerek idari tasarruf niteliğindeki kurum kararıyla, gerek KHK ek’li listeleriyle görev ihraçları yönünden; gerekse cezai soruşturmalar, bu yönüyle suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal etmektedir. Oysa Anayasa ve AİHS, ceza hukukunun temeli olan bu ilkenin OHAL’de dahi ihlal edilemeyeceğini, buna aykırı idari ya da adli işlem ve eyleme cevaz verilemeyeceğini kurala bağlamıştır.”
GÜNDEM
Yayınlanma: 17 Eylül 2016 - 08:27
'Ne askeri, ne sivil dikta'
Birleşik Kamu-İş Genel Merkez Özlük Hukuk TİS Sekreteri Engin Çoğal, 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminin fırsat görülerek bir tasfiye sürecinin başlatıldığını ileri sürerek, “FETÖ’yü temizleme bahanesiyle girişilen uygulamalar, muhalifleri yok etme girişimlerine dönüşmektedir” iddiasında bulundu.
GÜNDEM
17 Eylül 2016 - 08:27





