MUZAFFER ZEKİOĞLU Toplumu oluşturan bireylere bir göz gezdirdiğimizde bir öfke deposuyla karşılaşıyoruz. Yukarıdan aşağıya göz merceğimizle bir tarayalım. Bakış alanımız içine neler girecektir neler…. Tepedeki muktedir, adam döver gibi konuşur. Başbakan habire “ hodri medyam!” diyerek peşrev çeker. Meclisteki beyler birbirlerinin açığını bulup oraya sürekli yumruk indirmeyi tasarlar.Göz merceğimizi aşağı mahalleye çevirelim. Öğretmen öğrencisinin suratına beş kardeşi bindirip iz bırakır. Halbuki bize öğretildiği kadarıyla “ Dayak, aciz eğitimcinin eğitim aracıdır.” Öyle cennetten filan çıktığı da yok . Bunun yanında özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerin bazıları, öğretmeni zor duruma düşürüp zafer kazanmanın peşindedirler. Trafikte yol verme, vermeme nedeniyle bıçaklar, tabancalar çekilir. Kapısının önüne araba park edilmesi bahanesiyle sopalar, taşlar konuşturulur. Kadına hakaret ve işlenen cinayetler gazetelerin birinci sayfalarında eksik olmaz. Daha neler neler…Bilim adamlarının dediği gibi; öfke, doğal ve geçici bir duygudur. Bu duyguyu her insan yaşar. Önemli olan, öfkemizin ve sinirimizin saldırgan davranışlara ve kine dönüşmemesidir. Yetersizlik, acizlik, kıskançlık, korku, endişe, yalnızlık, itilmişlik ve de anlaşılamamak öfkeyi oluşturan kaynaklardır.Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilebilmesi için öncelikle bazı farkındalıkların kazanılması gerekir. Ne istediğini bilen insan, duygularını da doğru bir şekilde ifade eden insandır. Öfkeli insan, olay ve durumları abartılmış ve çarpıtılmış olarak algılar. Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları doğrultusunda davranma eğilimindedirler.Halbuki öfkeli olduğunuzda önce yavaşlayın, göstereceğiniz tepkileri gözden geçirin, aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, söyleyeceklerinizi mantık süzgecinden geçirin, öfkenin altında yatan gerçek düşünceyi bulmaya çalışın. O ortamdan uzaklaşmaya gayret edin. Derin nefes alıp verme egzersizleri yapın. Bu sırada kendinize “sakin ol!” ya da “Gevşe!” diyerek telkinde bulunun.Bu konudaki güzel bir alıntıyı sizinle paylaşalım. “Malakat” adlı eserinde Hacı Bektaş-ı Veli anlattığına göre, Hz. Adem’e can gelip gözünü açar. Bakar ki, sağ tarafında üç latif güzel varlık görür. Adlarını ve görevlerini sorar: Birincisi; “Adım akıl, yerim beyindir.” der. İkincisi; “Adım, haya, yerim yüzdedir” der. Üçüncüsü; “Adım, iman, yerim kalpte(göğüste, döşte)” der.Adem, sol tarafına bakar, yaramaz, çirkin üç yaratık görür. Adlarını ve görevlerini sorar: Birincisi; “Adım, öfke, makamım beyindedir..” der. Adem A.S: “Beyin, aklın yeri “der. Öfke der ki; “Ben gelince, o gider; o gelince ben giderim. İkimiz aynı anda beyinde bulunmayız.” der. İkincisi; “Adım, tamah, yerim (yanaklar) yüzdedir.”der. Adem: “yüz, haya (ar)ın yeridir” der. O şahış der ki, “O gelince ben giderim, ben gelince o gider. İkimiz aynı anda bir makamı işgal etmeyiz. Üçüncüsü: “ Adım, maskaralık ve mütekebbirliktir. Makamım kalpte(döşte, göğüste) dir .”der. Adem: “Orası imanın yeridir” der. O şahıs der ki; “İman gelince ben giderim. Ben gelince iman gider. İkimizin aynı anda bir yeri işgal etmemiz mümkün değildir.” der.Unutulmamalıdır ki, öfke duygusu yok edilemez. Ancak, olaylara bakış açınızı değiştirmek sizin elinizdedir. Bakış açınızın değişmesi, olayların sizde yarattığı öfke duygusunu taşınabilir boyuta indirgemenize ve doğru biçimde ifade etmenize yardımcı olacaktır. Öfkesiz ve sakin günler geçirmeniz dileklerimle…..
SAĞLIK
Yayınlanma: 20 Nisan 2016 - 08:00
ÖFKE
MUZAFFER ZEKİOĞLU Toplumu oluşturan bireylere bir göz gezdirdiğimizde bir öfke deposuyla karşılaşıyoruz. Yukarıdan aşağıya göz merceğimizle bir tarayalım. Bakış alanımız içine neler girecektir neler…. Tepedeki muktedir, ...
SAĞLIK
20 Nisan 2016 - 08:00









