Emre SARI- [email protected]Sezon sonuna yavaş yavaş gelinirken Devlet Tiyatroları başta olmak üzere, ödenekli veya özel tiyatroların birçoğu repertuvarlarındaki bazı oyunların son gösterimlerini gerçekleştirdi. Yeni oyun ve yeni üretimler için muhtemel çalışmalarının altyapılarını oluşturmak için kimileri kolları sıvarken, kimileri de çoktan tatile girmenin naif sereserpeliğinde ‘sanat zor iş azizim’ türevi söylencelerle başta Cihangir olmak üzere muhtelif sanat sevici semt ve mekanlarda davudi seslerini ve dair pürüzsüz Ebert öğretisi diksiyonlarını parlatmaya koyuldu.Olsun tabi sanat zor iş…Lakin bir de son dönemde özellikle gençleri vuran ve keza birçok ekonomik zorluklar ya da başka ‘birtakım’ dış etkenler dolayısıyla yerleşik sahnesi bulunmayan özel tiyatro üretenlerinin içine düşmek zorunda kaldığı bir çarktan bahsetmek istiyorum bu hafta size; tiyatro sahnesi kiralama ve karaborsa saatlik prova alanı pazarlarındaki peşin satan rahatlığındaki büyük şefleri…Biraz sert bir girizgah yaptım zannederim ama teşbihte hata oldu ise elbet düzeltilir…Edirne’de tabi nispeten çok yoğun bir tiyatro işlerliği (turne tiyatroları zaten konunun dışında) ya da pek fazla alternatif ya da modern sanat üretim alanı çok fazla ihtiyaç olmadığından (?) bu konuya vakıf değil ancak bu işlerliğin çok daha hızlı ve kör dövüşüyle ilerlediği büyük kentlerde ilginç bir sistem ilerliyor…Büyük büyük şefler, küçük küçük bütçeli küçük küçük tiyatrolarının küçük görülen üretimlerine mekanlarına fahiş kiralama bedelleri koydular, bu küçük küçük tiyatrolar da gidip kendilerine yol açabilmek adına küçük küçük avangart sanat üretim alanları hayata geçirip küçük küçük bütçelerle ama büyük büyük sorunlarla çok büyük üretimler yaptılar. Sonra birgün geldi, sanki o küçük küçük tiyatrolar da büyük büyük dertlerle uğraşmamışlar gibi büyük şeflerin koltuğuna oturdular ve kendilerinden sonra gelen küçük küçük tiyatroların küçük küçük üretimlerine büyük büyük kirli ticari matematikler ve bilumum ahlak-etik öğretileriyle ‘çay içmeye de uğrayın olur mu canlar’ nezaketi göstermeyi de ihmal etmeden kapıyı gösterdiler… Şimdi kim küçüldü kim büyüdü orası kafa karıştırır hale geldi…Sonra yerel yönetimler daha büyük bir pazar ve ahbap-çavuş ilişkisiyle nispeten sahiplenici bir üslupla, ‘biz de çok yardımcı olmak isteriz biz sizi seviyoruz ama önce makbuzu getirmelisiniz’ dediler. Bilet fiyatlarından ve gelen seyirci sayılarından haberi olmayan aymazlıkları veya ücretsiz oynamayı kafasına takan amatör bir oluşumla karşı karşıya olduklarını dahi umursamayan peşin satan esnaf abi babacanlığıyla…Ve bir şekilde sahnelerin kapıları bu ‘küçük’lere açılamıyor haliyle…Eleştirmek ya da çözüm önerileri koymak için değil kim nerede küçülüp nerede büyüyor kafam bir hayli karıştığı için paylaşmak istedim sadece…Yalnızca küçük bir nokta var, tiyatrolar ve tiyatrocular birbirleriyle ve seyirciye ulaşabildiği ölçüde güçlüdür para veya rantla değil, unutanlar var çok aşikar, düşük bütçeli küçük hadsizliğimle affınıza sığınarak hatırlatmak istedim…Bunu hatırlayabilen ve hatırlamaya direnen çok az tiyatro insanı var, onları da küstürmeyelim en azından…Tüm bunlar bir kenara halen böyle bir ortamda bu yıl 16. sanat yılını direnerek sürdüren bir Samsun Sanat Tiyatrosu oyununa, sevdiğim ve daha önce başka tiyatrolarda yolumun da kesiştiği oyuncu bir dostumun davetiyle, geçtiğimiz günlerde yolum düştü. Edirneli tiyatroseverler buruk bir anıyla hatırlar Yaşar Gündem hocanın direnen tiyatrosunun mekan verilmeyen ‘Diren’ oyununu…Neyse ki Edirne’nin kara lekelerini de bir çırpıda rahatlıkla temizleyebilen bir Recep Gürkan başkanı varmış da Saraçlar’da halkla buluşabilmişti oyun…Samsun Sanat Tiyatrosu’nu bu kez, epeydir izleme fırsatı bulamadığım, İstanbul turnelerini bir türlü yakalayamadığım Aziz Nesin derlemesi Böyle Gelmiş Böyle Gitmez oyunuyla anmak istiyorum biraz da…Haraşo ören mafyatik popüler kültür abilerinin seyirciye, ‘merhaba biz biraz sizi rahatsız edeceğiz’ der bakışlarının prologda göz kırptığı oyun, gerek seçilen metinler, gerek oyunculuklarındaki sade ve gerçek komikle güzel bir forma büründürülmüş. Hatta öyle an’lar var ki gülerken içinizde bir şeylerin acıdığını da hissediyorsunuz ki zaten bu da herşeyden önce kara mizahın ülke topraklarında can bulmuş en değerli üstadının anlatılarının gücünden geliyor…Oyun üzerine aslında çok fazla söylenecek birşey yok, köy seyirlikleri tadında sade bir dekor kullanmış Yaşar hoca, ışık tasarımı noktasında zaman zaman zayıf kalabiliyor biraz göz ardı edilmiş, salt aydınlatma odaklı gidilmiş ancak bu tiyatronun bir sezon boyunca, tüm yurdu karış karış ilçe bucak gezdiğini belki hayatında ilk kez tiyatroyla tanışan onlarca berrak ruha sanat koklatmaya kafa yorduğunu düşündüğünüzde tüm bu saydıklarımın hiçbir önemi kalmıyor…Denk gelirseniz gidin izleyin, hiçbir halta benzemez bulsanız bile ekibin size ne kadar bağlılıkla ve sevgiyle baktığını gördüğünüzde bile ‘iyi ki varsınız beya’ diyesiniz gelir, yani değer…
SAĞLIK
Yayınlanma: 14 Nisan 2016 - 08:00
Sahne açmazları ve büyük şefler
Emre SARI- [email protected] Sezon sonuna yavaş yavaş gelinirken Devlet Tiyatroları başta olmak üzere, ödenekli veya özel tiyatroların birçoğu repertuvarlarındaki bazı oyunların son gösterimlerini gerçekleştirdi. Yeni oyun ...
SAĞLIK
14 Nisan 2016 - 08:00









