“Neyi seçer âşık olan insan? Sevdiği uğruna dünyayı (bütün hayatını) gözden çıkarmayı seçer.”
*
Tolstoy, “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı” der.İnsan, nasıl duymaya, düşünmeye başladığı andan itibaren kelimenin gerçek anlamıyla hayata girmiş olursa, insanlık da duygularını ve düşüncelerini sesler, çizgiler ve renklerle canlı ve cansız simgeler halinde şekillendirmeye başladığı andan itibaren, gerçekten tarih sahnesine çıkmış olur.*Hasan Nail Canat’a göre “Gülü incitmeden, gül yaprağına şiir yazmak”,Ebers’e göre “Sanat bizi Allah’a götüren köprü“Sanat için soyunurum” diyen film yıldızı, “Sanat, sanat içindir ne demek?” diyen edebiyat öğretmeni, “Sanat gerçekleri anlamamızı sağlayan yalandır” diyen Pablo Picasso ve bunun gibi günlük hayatta içinde “sanat” geçen pek çok cümle.*Sanatın tanımını, anlamını kime sorarsanız, herkesten farklı cevap alırsınız.Kişiler tarifleri yaparken daha çok sanatsal düzenlemeleri içeren etkinliklerden söz ederler. Hemen akla gelen edebiyat, tiyatro, sinema, opera, plastik sanatlardır.Yani bireyle sanatçının, sanatını icra ettiği konser, sergi salonları, sahne gibi yerlerde buluşması düşünülür.Peki gerçekten sanat, belli bir mekanda yapılan, estetik kaygı taşıyan kuralları harekete geçiren bir etkinlik midir? O zaman hayatı boyunca sadece birkaç kez sinemaya gitmiş ya da bir romanı baştan sona kadar okumamış bir kişi sanatsal faaliyetlerin insan ruhunda yaptığı rötuştan mahrum mu yaşıyor demektir?*Medeniyetlerin başlamasıyla birlikte sanat da başlamıştır.Bunun belli bir kuralı, zorunluluğu olduğu için sanat, uygarlıkla paralel gitmemiştir.Sanat yaşamsal bir faaliyet olarak hayatın doğal uzantısı durumunda ister istemez ortaya çıkmıştır.Yaşamın her alanında fark edelim ya da etmeyelim sanat vardır.Aslında sanat, hayatta algılanabilen estetik duyarlılığın tümüdür.Sanat beş duyumuza hitap eden, doğal işleyişin zarafet kazanmasıdır.Etkileyici bir parfüm, lezzetli bir yemek, özenle düzenlenmiş bir bahçe, tebessümle söylenmiş bir söz, ipek ibrişimle dokunmuş bir eşarp insan ruhunda tarif edilemez duygular bıraktığında sanata uzanan kapıları aralar.Bir de altıncı his vardır ki bu da tanımlanamayan estetik duygu ihtiyacıdır.Sanat, kişinin evreni algılamasını sağlar. Katıldığımız her sanatsal etkinliğin ardından, kişiliğimizin daha farklı boyuta taşındığını hissederiz.Belki 10 yıl önce okuduğumuz bir kitaptan pek bir şey hatırlamayız ama üzerimizde bıraktığı etki farkında olmadan konuşmalarımızın, hareketlerimizin bir parçası olmuştur bile. Dinlediğimiz bir melodi yüreğimizin derinliklerinde çiçekli bir bahçe hazırlayabilir.
Sanatın ruhumuzda bıraktığı izler iyiye, doğruya ve tabi ki gerçeğe yöneliktir.Sanattan kalan ruhumuzda hissettiğimiz duyarlılığın günlük ya da davranışa dönüşmesidir. Sanat bir gereksinimdir çünkü sanat hayata dostça bir katkıdır.
*
Sanat, her zaman insan için var olmuştur. İnsan var olduğu sürece de sanat var olacaktır. En bilindik örnektir, tiyatro sahneleri.Hayatı orda taklit ediyoruz biz derler.Ya da sinema aynı şekilde.Aslında taklit etmek de diyemeyiz tam olarak.Sanat, “nasıl bir hayat istiyoruz” mantığını yansıtır insanın.Örneklendirmek gerekirse, sinemalarda hep harika aşkı anlatmak istemez mi insan, gösterişli yaşamı, güllük gülistanlık hayatları..İşte insan zihnindeki idealin dışa vurumu, karşınızda “Sanat”.. Erdoğan EĞMEN
*
Tolstoy, “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı” der.İnsan, nasıl duymaya, düşünmeye başladığı andan itibaren kelimenin gerçek anlamıyla hayata girmiş olursa, insanlık da duygularını ve düşüncelerini sesler, çizgiler ve renklerle canlı ve cansız simgeler halinde şekillendirmeye başladığı andan itibaren, gerçekten tarih sahnesine çıkmış olur.*Hasan Nail Canat’a göre “Gülü incitmeden, gül yaprağına şiir yazmak”,Ebers’e göre “Sanat bizi Allah’a götüren köprü“Sanat için soyunurum” diyen film yıldızı, “Sanat, sanat içindir ne demek?” diyen edebiyat öğretmeni, “Sanat gerçekleri anlamamızı sağlayan yalandır” diyen Pablo Picasso ve bunun gibi günlük hayatta içinde “sanat” geçen pek çok cümle.*Sanatın tanımını, anlamını kime sorarsanız, herkesten farklı cevap alırsınız.Kişiler tarifleri yaparken daha çok sanatsal düzenlemeleri içeren etkinliklerden söz ederler. Hemen akla gelen edebiyat, tiyatro, sinema, opera, plastik sanatlardır.Yani bireyle sanatçının, sanatını icra ettiği konser, sergi salonları, sahne gibi yerlerde buluşması düşünülür.Peki gerçekten sanat, belli bir mekanda yapılan, estetik kaygı taşıyan kuralları harekete geçiren bir etkinlik midir? O zaman hayatı boyunca sadece birkaç kez sinemaya gitmiş ya da bir romanı baştan sona kadar okumamış bir kişi sanatsal faaliyetlerin insan ruhunda yaptığı rötuştan mahrum mu yaşıyor demektir?*Medeniyetlerin başlamasıyla birlikte sanat da başlamıştır.Bunun belli bir kuralı, zorunluluğu olduğu için sanat, uygarlıkla paralel gitmemiştir.Sanat yaşamsal bir faaliyet olarak hayatın doğal uzantısı durumunda ister istemez ortaya çıkmıştır.Yaşamın her alanında fark edelim ya da etmeyelim sanat vardır.Aslında sanat, hayatta algılanabilen estetik duyarlılığın tümüdür.Sanat beş duyumuza hitap eden, doğal işleyişin zarafet kazanmasıdır.Etkileyici bir parfüm, lezzetli bir yemek, özenle düzenlenmiş bir bahçe, tebessümle söylenmiş bir söz, ipek ibrişimle dokunmuş bir eşarp insan ruhunda tarif edilemez duygular bıraktığında sanata uzanan kapıları aralar.Bir de altıncı his vardır ki bu da tanımlanamayan estetik duygu ihtiyacıdır.Sanat, kişinin evreni algılamasını sağlar. Katıldığımız her sanatsal etkinliğin ardından, kişiliğimizin daha farklı boyuta taşındığını hissederiz.Belki 10 yıl önce okuduğumuz bir kitaptan pek bir şey hatırlamayız ama üzerimizde bıraktığı etki farkında olmadan konuşmalarımızın, hareketlerimizin bir parçası olmuştur bile. Dinlediğimiz bir melodi yüreğimizin derinliklerinde çiçekli bir bahçe hazırlayabilir.
Sanatın ruhumuzda bıraktığı izler iyiye, doğruya ve tabi ki gerçeğe yöneliktir.Sanattan kalan ruhumuzda hissettiğimiz duyarlılığın günlük ya da davranışa dönüşmesidir. Sanat bir gereksinimdir çünkü sanat hayata dostça bir katkıdır.
*
Sanat, her zaman insan için var olmuştur. İnsan var olduğu sürece de sanat var olacaktır. En bilindik örnektir, tiyatro sahneleri.Hayatı orda taklit ediyoruz biz derler.Ya da sinema aynı şekilde.Aslında taklit etmek de diyemeyiz tam olarak.Sanat, “nasıl bir hayat istiyoruz” mantığını yansıtır insanın.Örneklendirmek gerekirse, sinemalarda hep harika aşkı anlatmak istemez mi insan, gösterişli yaşamı, güllük gülistanlık hayatları..İşte insan zihnindeki idealin dışa vurumu, karşınızda “Sanat”.. Erdoğan EĞMEN









