Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, yürütme kurulu ile birlikte Türkiye’de il il gezerek eğitimdeki sorunları yakından gözlemlediklerini belirterek, 18 yıldır eğitimde yaşanılan eşitsizliğin salgında daha da derinleştiğini ve başta yoksul ailelerin çocukları olmak üzere eğitimden kopuklaşmanın hızlandığını öne sürdü.
Kamu okullarıyla özel okullar arasında ciddi bir uçurum oluşmuş durumda olduğuna dikkat çeken Aydoğmuş; “ Eğitime yeterli bütçe ayrılmadığı için kamu okullarının kendi arasında eşitsizlikler oluşmuş durumda. Köylerde, kırsal kesimde yaşayan öğrencilerimiz eğitimden tamamen kopmuş durumda. Şu an aslında bir neslin kayboluşu riskiyle karşı karşıyayız. En son açıklama yapıldı. Yüz yüze eğitimin 2. 3. 4. 8. Ve 12. Sınıflar için başlayacağı ve 5 Ekim’de de çok hızlı bir şekilde meslek liseleri, spor liseleri, güzel sanatlar liseleri, çok programlı Anadolu liseleri ve mesleki eğitim liselerinde uygulama derslerinin yüz yüze başlaması hayata geçirildi. Ancak çok ciddi kaygılar yaşıyoruz. Bu kaygıları neden yaşıyoruz? En çok yüz yüze eğitimin başlamasını biz öğretmenler istiyoruz. Hem öğrencilerimizin eğitimden kopuşunu görüyoruz hem de bu çalışma koşulları bizim için sabahtan akşam saatlerine kadar ekran başında veya telefonlar üzerinden öğrencilerimize ulaşmaya çalıştığımız aynı zamanda yüz yüze eğitimde sorumlu olduğumuz aynı zamanda mesleki formasyonumuzu uygun olmamasına rağmen tanık olunan veya temaslıların takip edildiği filyasyon ekiplerinde görevli olmaya zorlandığımız yine şu an koruyucu malzemelerin üretilmesi devletin iş sağlığı ve güvenliği sağlanan işletmelerde gerçekleştirilmesi sorumluluğuyken meslek liselerindeki öğretmen arkadaşlarımızın koruyucu malzeme üretmeye zorlanması yaşadığımız sorunları çok daha ciddi boyuta ulaştırmış durumda. Bu hepimiz bir sağlık riski anlamına gelir. Halk sağlığı riski anlamına geliyor. Öğrencilerimizin velileriyle temas ettiğimiz tüm kesimlerle birlikte değerlendirdiğimizde en son sağlık rehberinin güncellenmesi şu anda salgın yayılımının artması noktasında çok büyük bir riskle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” şeklinde açıkladı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mart – 23 Haziran verileri üzerinden de UNICEF raporu üzerinden de görüyoruz ki 7 aya yakın bir süre geçmesine rağmen 6 milyonu aşkın öğrencimiz salgın döneminde uzaktan eğitime ulaşamadı. Milli Eğitim Bakanlığı verileri 6 milyon 322 bin 878 üzerinden bu rakamı doğrulamış durumda. Düşünebiliyor musunuz 6 milyonu aşkın öğrencimiz tamamen eğitimden kopuş durumda ve şu an üretilebilen tek çözüm 6 ayı aşkın süre geçtikten sonra 500 bin tablet. İnternet erişimi sorunu devam ediyor. Bilgisayar, tablet sorunu devam ediyor. Son olarak öğretmen arkadaşlarımız şu anda hem uzaktan eğitim hem yüz yüze eğitim hem de görev alanı dışındaki işlerde çalıştırılarak son derece esnek çalışma koşullarını yaşıyorlar. Salgında baş etmek öğretmenleri ve eğitim emekçilerine bırakılmış durumda. Ek ders ücretlerinde kesintiye gidilmek başta olmak üzere ekonomik krizin geldiği noktaya rağmen maaşlarda ve toplu iş sözleşmesinde yeniden güncellemeye gidilmemesi birlikte değerlendirdiğimizde hem özlük hem mesleki hem de ekonomik açıdan ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Şu an yaşadığımız tablo eğitim açısından ülkemizde büyük bir krize dönüştü.”dedi.
VELİLER ÖZEL OKULA MECBUR BIRAKIYLIYOR
Koronavirüs salgını ile ilgili Milli Eğitim Bakanın sorumluluğa davet eden Aydoğan; “Milli Eğitim Bakanlığı da kamu okullarına yeterli bütçe ayırmadığı için aslında veliler özel okullara şu anda mecbur bırakılıyor. Şu algıyı da kabul etmiyoruz. Eğitim-Sen olarak örneğin tanı koyulan veya temaslı olan eğitim kurumlarını kayıt altına alıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’na gerekli önlemleri alması noktasında sorumluluğunu hatırlatıyoruz. En son 682’ye ulaştı. Bu sayı artmaya devam ediyor. Hala kayıt altına almaya devam ediyoruz. Özel okullarda salgın yayılımına ilişkin hiçbir bilgi kamuoyuna yansıtılmıyor. Bu kadar bilim dışı bir durum olabilir mi? Her yerde salgın yaşanıyorken her yerde salgın yayılımı artıyorken özel okullarda herhangi bir vakanın karşılaşılmaması gibi bilime tamamen aykırı bir durum olabilir mi? Bu bilgilerin de saklandığını görüyoruz. Salgında 1 buçuk milyonu aşkın öğrenci özel okullara kayıt yaptırdı. Yani aslında mecbur bırakıldı. Kamu okullarında gerekli önlemlerin alınmaması eğitimin ticarileştirilmesinin yolunu açıyor. Bu da son derece bilinçli bir politika. Bu da 18 yıldır siyasi iktidarın eğitimin ticarileştirilmesi, paralaştırılması alınıp satılabilir bir hizmet haline getirilmesinin sonucu bunu şu an çok net bir şekilde yaşıyoruz. Özel okullar ve kamu okulları arasındaki uçurum ciddi boyutta. En son LGS sınavı da bunun bir kanıtıydı. Sosyo-ekonomik durumu orta ve üst gelirde olan ailelerin çocuklarıyla yoksul ailelerin çocuklarının aldığı puanların aralığı 120 puan gibi bir açıya ulaşmış durumda. Bilindiği üzere yabancı dil dersleri özel okullarda daha da ağırlıklı görülüyor. Yine LGS’de temel, belirleyici test öğrencilerin okullara yerleştirilmesinde yabancı dil testiydi. 3.53 oranla en belirleyici test oldu. Yani her geçen gün özel okullarla kamu okulları arasındaki eşitsizliğin derinleştiğini görüyoruz” şeklinde açıkladı.
Kamu okullarıyla özel okullar arasında ciddi bir uçurum oluşmuş durumda olduğuna dikkat çeken Aydoğmuş; “ Eğitime yeterli bütçe ayrılmadığı için kamu okullarının kendi arasında eşitsizlikler oluşmuş durumda. Köylerde, kırsal kesimde yaşayan öğrencilerimiz eğitimden tamamen kopmuş durumda. Şu an aslında bir neslin kayboluşu riskiyle karşı karşıyayız. En son açıklama yapıldı. Yüz yüze eğitimin 2. 3. 4. 8. Ve 12. Sınıflar için başlayacağı ve 5 Ekim’de de çok hızlı bir şekilde meslek liseleri, spor liseleri, güzel sanatlar liseleri, çok programlı Anadolu liseleri ve mesleki eğitim liselerinde uygulama derslerinin yüz yüze başlaması hayata geçirildi. Ancak çok ciddi kaygılar yaşıyoruz. Bu kaygıları neden yaşıyoruz? En çok yüz yüze eğitimin başlamasını biz öğretmenler istiyoruz. Hem öğrencilerimizin eğitimden kopuşunu görüyoruz hem de bu çalışma koşulları bizim için sabahtan akşam saatlerine kadar ekran başında veya telefonlar üzerinden öğrencilerimize ulaşmaya çalıştığımız aynı zamanda yüz yüze eğitimde sorumlu olduğumuz aynı zamanda mesleki formasyonumuzu uygun olmamasına rağmen tanık olunan veya temaslıların takip edildiği filyasyon ekiplerinde görevli olmaya zorlandığımız yine şu an koruyucu malzemelerin üretilmesi devletin iş sağlığı ve güvenliği sağlanan işletmelerde gerçekleştirilmesi sorumluluğuyken meslek liselerindeki öğretmen arkadaşlarımızın koruyucu malzeme üretmeye zorlanması yaşadığımız sorunları çok daha ciddi boyuta ulaştırmış durumda. Bu hepimiz bir sağlık riski anlamına gelir. Halk sağlığı riski anlamına geliyor. Öğrencilerimizin velileriyle temas ettiğimiz tüm kesimlerle birlikte değerlendirdiğimizde en son sağlık rehberinin güncellenmesi şu anda salgın yayılımının artması noktasında çok büyük bir riskle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” şeklinde açıkladı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mart – 23 Haziran verileri üzerinden de UNICEF raporu üzerinden de görüyoruz ki 7 aya yakın bir süre geçmesine rağmen 6 milyonu aşkın öğrencimiz salgın döneminde uzaktan eğitime ulaşamadı. Milli Eğitim Bakanlığı verileri 6 milyon 322 bin 878 üzerinden bu rakamı doğrulamış durumda. Düşünebiliyor musunuz 6 milyonu aşkın öğrencimiz tamamen eğitimden kopuş durumda ve şu an üretilebilen tek çözüm 6 ayı aşkın süre geçtikten sonra 500 bin tablet. İnternet erişimi sorunu devam ediyor. Bilgisayar, tablet sorunu devam ediyor. Son olarak öğretmen arkadaşlarımız şu anda hem uzaktan eğitim hem yüz yüze eğitim hem de görev alanı dışındaki işlerde çalıştırılarak son derece esnek çalışma koşullarını yaşıyorlar. Salgında baş etmek öğretmenleri ve eğitim emekçilerine bırakılmış durumda. Ek ders ücretlerinde kesintiye gidilmek başta olmak üzere ekonomik krizin geldiği noktaya rağmen maaşlarda ve toplu iş sözleşmesinde yeniden güncellemeye gidilmemesi birlikte değerlendirdiğimizde hem özlük hem mesleki hem de ekonomik açıdan ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Şu an yaşadığımız tablo eğitim açısından ülkemizde büyük bir krize dönüştü.”dedi.
VELİLER ÖZEL OKULA MECBUR BIRAKIYLIYOR
Koronavirüs salgını ile ilgili Milli Eğitim Bakanın sorumluluğa davet eden Aydoğan; “Milli Eğitim Bakanlığı da kamu okullarına yeterli bütçe ayırmadığı için aslında veliler özel okullara şu anda mecbur bırakılıyor. Şu algıyı da kabul etmiyoruz. Eğitim-Sen olarak örneğin tanı koyulan veya temaslı olan eğitim kurumlarını kayıt altına alıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’na gerekli önlemleri alması noktasında sorumluluğunu hatırlatıyoruz. En son 682’ye ulaştı. Bu sayı artmaya devam ediyor. Hala kayıt altına almaya devam ediyoruz. Özel okullarda salgın yayılımına ilişkin hiçbir bilgi kamuoyuna yansıtılmıyor. Bu kadar bilim dışı bir durum olabilir mi? Her yerde salgın yaşanıyorken her yerde salgın yayılımı artıyorken özel okullarda herhangi bir vakanın karşılaşılmaması gibi bilime tamamen aykırı bir durum olabilir mi? Bu bilgilerin de saklandığını görüyoruz. Salgında 1 buçuk milyonu aşkın öğrenci özel okullara kayıt yaptırdı. Yani aslında mecbur bırakıldı. Kamu okullarında gerekli önlemlerin alınmaması eğitimin ticarileştirilmesinin yolunu açıyor. Bu da son derece bilinçli bir politika. Bu da 18 yıldır siyasi iktidarın eğitimin ticarileştirilmesi, paralaştırılması alınıp satılabilir bir hizmet haline getirilmesinin sonucu bunu şu an çok net bir şekilde yaşıyoruz. Özel okullar ve kamu okulları arasındaki uçurum ciddi boyutta. En son LGS sınavı da bunun bir kanıtıydı. Sosyo-ekonomik durumu orta ve üst gelirde olan ailelerin çocuklarıyla yoksul ailelerin çocuklarının aldığı puanların aralığı 120 puan gibi bir açıya ulaşmış durumda. Bilindiği üzere yabancı dil dersleri özel okullarda daha da ağırlıklı görülüyor. Yine LGS’de temel, belirleyici test öğrencilerin okullara yerleştirilmesinde yabancı dil testiydi. 3.53 oranla en belirleyici test oldu. Yani her geçen gün özel okullarla kamu okulları arasındaki eşitsizliğin derinleştiğini görüyoruz” şeklinde açıkladı.





