Cumhuriyet’in ilanından bu yana Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin en önemli kültürel unsurlarından biri olan davul ve zurna geleneği, Zurnacı ailesi tarafından kuşaktan kuşağa taşınmaya devam ediyor. Er meydanında pehlivanlara ritim tutan aile, yalnızca müzisyenlik değil, aynı zamanda bir geleneğin hafızasını da yaşatıyor.
Ailenin temsilcilerinden Fahrettin Zurnacı, çocukluk yıllarından itibaren bu kültürün içinde yetiştiğini belirterek, müzikle tanışmasının çok erken yaşlarda başladığını anlattı. Kırkpınar atmosferinin içinde büyüdüğünü ifade eden Zurnacı, er meydanının kendisi için bir okul niteliği taşıdığını söyledi:
“7 yaşlarındaydım, evde davul çalmaya başladım. Babam beni hep Kırkpınar’a götürürdü. O zamanlar bugünkü gibi düzenli bir alan yoktu. Biz sahaya girer, pehlivanları, davulcuları, zurnacıları izlerdik. O ortamın içinde büyüdüm.”
Zurnacı, ailesinin bu geleneği yalnızca bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak sürdürdüğünü vurguladı. Dedesi Osman Zurnacı’dan başlayan hikâyenin, babası Fariz Zurnacı ve amcalarıyla devam ettiğini belirten Fahrettin Zurnacı, ailenin 1923 yılından bu yana Kırkpınar’da aktif görev aldığını ifade etti.
“Dedem Osman Zurnacı, babam ve amcalarım bu işin içindeydi. Biz de onların izinden gittik. Bu sadece bir iş değil, bir miras. Biz o mirası taşımak zorundayız.”
12 yaşında Kırkpınar’da resmi olarak davulcu olarak görev almaya başladığını anlatan Zurnacı, o günden bugüne kadar aralıksız şekilde er meydanında olduğunu söyledi. Askerlik döneminde kısa bir ara verdiğini belirten Zurnacı, onun dışında her yıl Kırkpınar’da yer aldığını ifade etti.
Kırkpınar’a olan bağlılığını duygusal sözlerle anlatan Zurnacı, bu geleneğin hayatının merkezinde olduğunu dile getirdi:
“Kırkpınar deyince içim titrer. Orada yaşadıklarımız, gördüklerimiz, tanıdığımız insanlar… Hepsi bir hatıra. Ben bu işi bırakmayı hiç düşünmedim. Allah ömür verdikçe, görev verildikçe devam edeceğim.”
Zurnacı ayrıca yıllar içinde Kırkpınar’ın büyük değişim geçirdiğini de anlattı. Eskiden imkânların çok kısıtlı olduğunu, bugün ise organizasyonun modern bir yapıya kavuştuğunu belirtti:
“Eskiden su bile tankerlerle getirilirdi. Pehlivanlar orada yıkanırdı. Bugün tesisler, tribünler, düzen çok farklı. Ama o eski ruhun yeri bambaşkaydı.”
Kırkpınar güreş sahasının taşınması tartışmalarına da değinen Zurnacı, tarihi çayırın korunması gerektiğini savundu. Ona göre Kırkpınar’ın ruhu bulunduğu toprakla birlikte anlam kazanıyordu:
“Orası sadece bir saha değil, tarih. Aslı çayırdır. Değişirse o ruh eksilir. Biz o toprağın kokusuyla büyüdük.”
Bölgedeki diğer yağlı güreş organizasyonlarında da görev aldıklarını söyleyen Zurnacı, Trakya genelinde güçlü bir davul-zurna geleneği bulunduğunu ancak Kırkpınar’ın ritminin ayrı bir yere sahip olduğunu ifade etti. Ona göre “güreş havası” yalnızca teknik bir müzik değil, aynı zamanda pehlivanın ruhunu harekete geçiren bir ritimdir.
“Bu ritim bizim işimiz. 16/32’lik dediğimiz o düzen, pehlivanı kaldıran ritimdir. Herkes çalamaz. Bu bir ustalık işidir.”
Zurnacı, yıllar içinde akademik çevrelerin de bu müzik kültürüne ilgi gösterdiğini belirterek, Trakya Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli araştırmaların yapıldığını söyledi. Güreş havasının yalnızca yerel bir gelenek değil, kültürel bir değer olarak incelendiğini ifade etti.
Fahrettin Zurnacı, UNESCO süreciyle ilgili yapılan çalışmalarda da yer aldıklarını belirterek, bu kültürün uluslararası alanda tanınmasının kendileri için büyük bir gurur olduğunu dile getirdi.
Bugün Zurnacı ailesi, Kırkpınar er meydanında yalnızca davul ve zurna çalan bir ekip değil; aynı zamanda bir asırlık kültürün, emeğin ve hafızanın taşıyıcısı olarak geleneği yaşatmaya devam ediyor. HABER: MERT SOYLU





