Türkiye’nin ünlü dergilerinden biri olan Aksi Dergisinin 2. sayısında, Mehmet Berk Yaltırık’ın Osmanlı döneminde Balkanlarında geçen korku hikayesi yer aldı. Yaltırık, 2. romanı için çalışmalarını devam ettirdiğini belirterek; “Hikâyelerimde Edirne ağırlıklı çalışıyorum” dedi. Kısa sürede Türkiye genelinde yoğun bir okuyucu kitlesine ulaşan Aksi dergisi, Edirneli olan bir korku yazarına yer vermeye devam ediyor. Aksi dergisinin ilk sayısında “Karaağaç İstasyonu” başlıklı korku hikayesiyle yer alan Mehmet Berk Yaltırık, tekrar derginin Ekim ayı sayısında tekrar yer aldı. İthaki Yayınları’ndan bu yıl çıkan ‘Yedikuleli Mansur’ romanıyla tanınan 2. romanı için çalışmalarına devam eden Mehmet Berk Yaltırık, çocukluğundan bu yana hikaye ve yazarlığa olan tutkusuyla korku mecrasında farklı hikaye ve yazılar yazıyor. Yaltırık, yazıları ve Türkiye’deki Korku-Fantastik Edebiyatı hakkında Gazetemiz Muhabiri ve Yazarı Bekir Tüccar’a çeşitli açıklamalarda bulundu. AKSİ DERGİSİNİN EKİM AYI SAYISINDA YİNE BİR YAZIN YAYINLANDI. YAZIN NE KONULUYDU?Yaltırık: “Bu benim sevdiğim ve bereketli bir mecra. Her seferinde yazdığım yazılarda ‘acaba gönderdiğim kişiler ya hep bunu mu yazıyorsun. bu da aynı’ diye söyleyeceklerini tahmin ediyorum ancak her seferinde farklı bir konu gözüme çarpıyor. Aksi Dergisi de sağolsun yazılarıma yer veriyor. Bu çok mutluluk veren bir his. Türkiye’nin ünlü dergilerinden birisi olan Aksi, size yer veriyor. Benim Aksi dergisinde yayınlanan Eylül ayı sayısında Karaağaç İstasyonu başlıklı yazım yayınlanmıştı. Çevreden ve otoriter kişilerden olumlu eleştiriler ve yorumlar gelmişti. Bunun üzerine Aksi dergisinde 2. yazım yayınlandı. Bu yazımda hikayemiz Osmanlı Balkanlarında geçiyor. Aksi dergisinde çıkan yazılarım benim hayatımda çok önemli bir kilometre taşı olacak. Çünkü ben eskiden yazdığım hikayeler hep defterde kalıyordu. Hep şunu düşünmüşümdür o zamanlarda 1-korku yazabilir miyim? 2-bu yazıları yayınlarlar mı?. Çünkü korku edebiyatına tür dışı gözüyle bakıyorlardı. Korku hikayelerim de şimdi baktığınızda böylesine prestijli bir dergide yayınlanması ayrı bir duygu. Korku hikayeleri de her dergide de yer almaya başladı. Gerçekten korku hikâyelerini takip eden bir kitle var” HİKAYELERİNDE DAHA ÇOK BALKANLAR VE TRAKYA VAR. SEBEBİ NEDİR? “Sadece dergilerde değil, kendime ait bir romanım var. Şu an 2. romanım için çalışmalarım devam ediyor. Hikâyelerimde Edirne ağırlıklı çalışıyorum. 2. korku romanımda Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli ağırlıklı bir roman olacak. Trakya genelinde olacak ancak ağırlık Edirne olacak. İlk ödül alan hikâyem Kumarcı Bahattin. İtaki Yayınlarından 2013 Öykü Seçkisinde çıkmıştı. 1920’lerin Edirne’sinde geçen bir konuyu ele alıyor bu öyküm. 15’e yakın Edirne ve Edirne Köylerinde geçen korku hikâyelerim var. Benim yazmayı bereketli bulduğum en ağırlıklı 2 husus var. Biri Balkanlar diğeri de yüzyıl öncesine dayanan Abdülhamit dönemi. O dönemlerde belgelere dayalı olaylar var. arka plan çok renkli Kabadayılar, kantocular, çeteler vs. her türlü yazıyı yazabilecek. Orta Asya ve İslam coğrafyası bu konuda çok zengin. Şamanizm, cinler, periler, yapılan ayinler vs. daha pek çok şey var size sayabileceğim. Bazen sosyal medyada yazdığım kısa hikayelerde bazı insanlar bana geri dönüş yapıp; ‘bizim köyde bu varmış. Şöyle olmuş’ diyorlar” TÜRKİYE’DEKİ KORKU VE FANTASTİK HİKAYELERİNİN DURUMU NE? NASIL TEPKİLER ALIYORSUN KORKU YAZARIYIM DEDİĞİNDE?“Popüler kültürün getirdiği çöp yazı dediğimiz yazmak için yazılan yazılar var. Ancak Türk Edebiyatında çok kaliteli genç kalemler var. Çoğu popüler değiller belki de ancak çok sağlam bir kalemler. Örneğin; Toprak Işık diye bir yazar var. Çoğu edebiyatla ilgilenen farklı kalemler onun yazılarının gelecek vaat ettiğini söyler. Aynı Sıdıka’nın yazarı Atilla Atalay gibi. Farklı olarak ‘Tekme Tokat Şehir Rehberi’ diye bir kitap çıktı. Kısacası Türkiye’de edebiyat camiasında ne düşüyor ne de çıkıyor. Neticesinde sanat dalları ne kadar farklı olsa da sonucunda yaratıcılık var. Biz daha iyi korku ya da daha iyi fantastik edebiyat yapmaksak çok büyük bir kayıp yaşamayız. Fakat yaparsak daha farklı bir toplum ve bireylerle karşılaşırız. Düşünsenize Game Of Thrones’un Türkiye’den çıktığını düşünün. Örneğin; Türkiye’de Behzat Ç. dizisi çıktı. Türkiye’de farklı polisiye roman veya hikayelerinde patlama oldu. Az bilinen yazarlar yeniden basılıp okunmaya başlandı. Korku ve Fantastik Edebiyat için de bunu söyleyebilirim. Bir şey olacak ve birden bire daha bir popülerlik kazanacak. İnsanlar, yerli korku yazar ve hikayelerine talep gösterecek. Bu yazar sayısına, yazarların kalitesine ve genç yeteneklere teşvik edecektir diye düşünüyorum” FARKLI MECRALARDA YAZILARIN VAR MI?“Aksi dergisinden farklı dergi veya fanzin gibi yayınlarda yazılarım yer alıyor. Sadece devamlı yazmam sekteye uğruyor. Çoğu dergiye özellikle ilk kez yayınlanmaya başlayan dergilerse yazımı yayınlamak istiyorlarsa gönderiyorum. Özellikle Balkan ülkelerinde korku üzerine bir merak ve ayrı bir talep var. Önceki dönemlerdeki vampir, hortlak hikayeleri çok bilindiği için o bölgelerde de yazılarımın okunduğunu öğreniyorum” KORKU YAZARISIN AMA İLLA Kİ BİR KORKUN VARDIR. KLİŞEDİR AMA SEN NEDEN VEYA NELERDEN KORKARSIN?“Açıkçası insanlardan korkuyorum. Özellikle İstanbul’a giderken daha çok yaşıyorum bu korkuyu. Metrobüste insanların ellerinin yüzlerinin kan bere içinde kavga edişlerini ve bir başkasının gelip telefonla kan fotoğraflarını çekip sakince yoluna devam eden insanlar da gördüm. Daha saymakla bitmeyen bir korkunç döngü var. Bu yüzden insanlardan daha çok korkuyorum. Ancak klasiktir hemen hemen herkes karanlıktan korkar. Ben çocukken Kemal Sunal’ın Süt Kardeşler filmini izlediğimde oradaki Gulyabani karakteri benim rüyalarıma girmişti. Sanki ilk görüşte aşkı derler ya buna benzer bir şeydi işte o korku. Hiç hayatımda çıkmadı zaten” TÜRKİYE’DE KORKU YAZARLIĞINA MERAKLI VEYA KORKU ÜZERİNE ÇALIŞMALAR YAPANLAR NELER YAPMALI?“Film, heykel, resim, hikaye hepsi birbirinden farklı mecralar. Hepsinin kendisine göre avantajı veya dezavantajı var. İlk olarak ne üzerine yazılar yazacaksınız onu netleştirmeniz gerek. Ne üzerine korku yazacaksanız onun üzerine iyi bir araştırma ve plan yapmanız gerek. Hele hele Türkiye’de bu işi yapmak biraz zor. Sosyolojik ve tarihçe çok önemli bu konuda geçmiş yıllarda benzer hikayeleri yazacağınız zaman tarihte bilinmiş bir hikaye varsa çok iyi uyarlamanız gerek. Okuyucu okuduğu zaman korkmamalı, inanmalı ki amacına ulaşsın. Çok farklı isteyen kafasında tasarladığı bir hikayeyi sürdüredebilir. Çok farklı bir şey korku yazarlığı ama her sanat gibi fedakarlık istiyor. Çok emek istiyor. Çok zaman istiyor”
YAŞAM
Yayınlanma: 10 Ekim 2017 - 04:57
TÜRKİYE'Yİ KORKUTAN EDİRNELİ
YAŞAM
10 Ekim 2017 - 04:57









