Gözleri hala her Pazartesi sabahı ve Cuma okul çıkışında yapılan törenlerdeki gibi ışıl ışıl…Hiç bitmemiş aşk, tutku, inanç…Sesler o günlerdeki gibi kararlı…Gözler uzaklarda, gözlerde özlem, gözlerde bayrak…İstiklal Marşı’nda muziplik yapan öğrencilere kızar gibiler biraz kaşları çatık…Telaşlılar gibi de; ama yetiştirdikleri nesilden eminler!Omuzlarında koskoca bir ülke taşıyıp bana mısın dememişçesine sağlamlar o an… Yüreklerinden fedakarlık taşıyor…“Tekrar” diyorlar; “Tekrar dön deseler dakika durmayız”Bilginin, kitabın, ilmin aşık olduğu insan onlar…Bizlerin öğretmenleri…Ülkenin ışıkları, enerjileri, mimarları… Ne güzel okudunuz İstiklal Marşı’nı… Ülkenin yüz akları… *TAVSİYERüzgarlı havada dalgalanan Türk Bayrağı’nın yanında durun.Okşasın yüzünüzü…Anne, baba, kardeş, eş, dost gibi…Zaten hepsinin toplamı bir bayrak değil mi?*Babamın okul toplantılarına geldiği ve öğretmenle gözümün önünde bire bir görüştüğü her konuşmanın sonundaki cümle “Eti sizin, kemiği benim! Hatta kemiği de sizin olsun”Öğretmene yapılan saygısızlığı anne babam kendisine yapılmış sayardı.Babamız öğretmene böylesine sınırsız yetkiler tanıyınca ister istemez bizlerde öğretmenlerimize saygıda kusur etmiyor ve verilen görevlerin hepsini layıkıyla yerine getirmeye çalışıyorduk.Ama zorla sevmedik biz öğretmenlerimizi. İnatla sevdik… İnatla saygı duyduk… Geldiğimiz noktada da hepsinin teker teker büyük payları vardır…Şiddet olgusu sevgiyi küçültür…Şimdilerde düşündüğümde babamın her toplantı sonrası öğretmenlerime söylediği “Eti de kemiği de sizi olsun” cümlesi beni zoraki bir saygı sevgiye itmemiş hiç…Et ve kemik mevzusu hala devam eder ailede…Ben bugünlerde bu mevzuyu “Saygı ve sevgi” olarak yaşıyorum…En çokta minnet ve özlem o günlere, o güzel insanlara…*Şimdiki dönemde öğretmenler kalifiye yetişmiyor…Daha doğrusu öğretmenler, öğretmen olabileceğine inanmıyor!Çünkü ülkemizde öğretmen olmak eğitirken değil eğitim verebilmek adına çırpınırken yıpratılıyor… Sistem sadece öğrenciyi değil, öğretmeni de yarış atı gibi oradan oraya savuruyor…Bazıları bu sistemden umudu kesip diplomasını duvardan alıyor ve evin bilinmez bir köşesine kaldırıyor.Yani hayata eğitimini almadığı bir işle başlıyor… Sonra her alanda bir sürü boşluk, dengesizlik ve işlevsizlik oluşuyor… Bu çarpık sistemde herkes zaman kaybediyor… Öğretmen, öğretmenliğini unutuyor… *Öğretmenlik yapmak için direnen kişilerde özel sektörde ilerlemek için çok ağır şartlarda çalışmaya başlıyor!Meslek aşkı bu şartları kaldıracak güce sahip oluyor her zaman.Ama bazı öğrencilerin cıvık, kendini bilmez ve saygıdan uzak söylemleri özel sektörde ayyuka çıkınca; meslek aşkı, onuru, gururu bunları kaldırabilecek güce her zaman sahip olamıyor…Anne baba evde çocuğuna “Senin öğretmenin benim ödediğim paralarla maaş alıyor” edebiyatını benimsettiği için, çocuklar öğretmenlerinin yüzüne bu çirkin ifadeleri rahatça savurabiliyor…Çocuğa özgüven aşılayayım derken saygısızlığın daniskasını benimsettiğini anlamıyor veli…Burada parasıyla puluyla caka satan ve çocukların eğitimini parayla pulla satın aldığını düşünerek evdeki asli eğitimi aksatan velilere sesleniyorum;“Eğitimi satın alamazsınız… Parasını ödediğiniz eğitim; çocuklarınızın almak istediği ve sizin ona evde verdiğiniz terbiye kadardır. Tüm bunların toplamında insan yetiştirmiş oluyorsunuz zaten”*NOT: Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 93’ncü yılı, bağımsızlık yaşı kutlu olsun!
SAĞLIK
Yayınlanma: 25 Kasım 2015 - 00:00
Biraz telaşlı, çokça emin!
Gözleri hala her Pazartesi sabahı ve Cuma okul çıkışında yapılan törenlerdeki gibi ışıl ışıl… Hiç bitmemiş aşk, tutku, inanç… Sesler o günlerdeki gibi kararlı… Gözler uzaklarda, gözlerde özlem, ...
SAĞLIK
25 Kasım 2015 - 00:00









