Meriç Ziraat Odası Başkanı Ömer Ergin, Türkiye’nin iklim ve toprak yapısı açısından son derece verimli bir ülke olmasına rağmen çiftçiye gereken değerin verilmediğini söyledi. Tarımsal üretimin önemine vurgu yapan Ergin, “Küçük çiftçi üretimden çekilirken bir yandan da tarıma yeni aktörler giriyor” dedi. İklimi, coğrafyası, geçmişten gelen kültürü ve birikimi ile Türkiye’nin tarımsal üretim için ideal koşullara sahip olduğunu belirten Meriç Ziraat Odası Başkanı Ergni, bir iki tropikal ürün dışında ülkede yetişmeyen ürün olmadığını ve her bölgenin kendine özgü ürünleri olduğunu ifade etti. Türkiye'nin tarımda önemli bir eksiği olduğunu anlatan Ergin, tarıma ve tarımla ilgilenen kesimlere gereken değer verilmediğini kaydetti. Türkiye’de çiftçilerin yok sayıldığını savunan Ergin, “Oysa nüfusu her geçen gün artıyor. Bu nüfusun sağlıklı ve güvenli beslenmesi için tarımsal üretime ve çiftçilere ihtiyacı var. Bugünkü politikalarla bu ihtiyaca yanıt verecek tarımsal üretimin sürdürülemeyeceği çok açık. Çünkü tarımda en önemli sorun yüksek girdi maliyetleri. Ürettiği ürünün bedeli ile maliyetleri karşılayamadığı için özellikle küçük çiftçiler üretimi bırakıyor. Üreticiyken tüketici konumuna geliyor. Küçük çiftçi üretimden çekilirken bir yandan da tarıma yeni aktörler giriyor. Bu aktörlerin bir bölümü ilk kez tarımla tanışıyor. Bir bölümü ise deden kalma geleneksel tarımı daha modern koşullarda yapmaya çalışıyor. Yeni aktörlerin tarıma girmesinin haklı gerekçeleri var. Dünyada tarım ve gıdaya yönelik yatırımlarda ciddi artış var. Dünyanın 7 milyarı aşkın nüfusunun 1 milyarı açlıkla karşı karşıya. Tarım ve gıda üretiminin gelecek 30 yılda iki katına çıkarılması gerekiyor. Ayrıca karlı bir alan olarak görülüyor. Bu nedenle tarımsal yatırımlara ilgi var” şeklinde konuştu. “Üretimdeki değişiklikler fiyatları artırıyor” Üretimde yaşanan bu değişimlerin, gıda fiyatları ile tüketicilere doğrudan yansıdığını vurgulayan Ergin, “Son yıllarda gıda fiyatlarındaki artışın önemli nedenlerinden birisi bu. Fiyat artışları daha da devam edecek. Her ay bir iki tarım ürünü enflasyonun nedeni olarak suçlansa da üretim maliyetleri düşmedikçe, fiyatı artan ürünler tüketicinin cebini yakmaya devam edecek. Bu sorunların yaşanmaması için öncelikle üretimi temel alan ve girdi maliyetlerini düşüren bir tarım politikasına ihtiyaç var. Atatürk dönemi hariç hemen hiç bir dönemde böyle bir politika olmadı. 1980 sonrasında tarımsal üretimi "ithalatla terbiye etme" anlayışı egemen oldu. Bugün de bu politika,bu anlayış daha yoğun olarak sürdürülüyor. Dikkat edin, fiyatı artan her ürün ithalatla "terbiye" edilmeye çalışılıyor. Üstelikte ithalat lobisi kalkan olarak kullanılıyor” ifadelerini kullandı. “Suçlu ithalat lobisi!” Bazı tarım ürünlerinin fiyatı artınca Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı artışın spekülatörlerden kaynaklandığını belirten Ergin, şöyle devam etti: “Fiyat artışının üretimle, ürünlerin az olmasıyla ilgisinin olmadığını, spekülatörlerin, ithalat lobisinin oyunu olduğunu söyledi. İthalat lobisinin fiyatları yükselterek piyasayı yönlendirmek istediğini, medyanın da buna alet olduğunu anlattı. Bu söylem yeni değil. Her defasında tekrarlanıyor. Her seferinde ithalat lobisinden şikayet ediliyor. Suçlanıyor. Ama ne tesadüf ki her defasında da bu ithalat lobisinin istediği yapılıyor. Kuru fasulyenin fiyatı artınca, kamuoyu önünde ithalat lobisi suçlu ilan ediliyor. Sonra kuru fasulyenin gümrük vergisi sıfırlanarak o lobiye ithalat kapıları açılıyor. Yani bir nevi suç ortaklığı. Pirinçte, buğdayda, mısırda daha birçok üründe aynı yöntem uygulanmadı mı? Özetle, üretimi değil, ithalatı temel politika olarak benimseyen ve her adımda üretimi zorlaştırıcı kararlar alan hükümet ve/veya bakanlık acaba neden biz üreticilerin sesini duymuyor da ithalat lobilerinin dediğini uyguluyor?”
GÜNDEM
Yayınlanma: 16 Ekim 2017 - 05:04
ÇİFTÇİ YOK SAYILIYOR
GÜNDEM
16 Ekim 2017 - 05:04





