Klinik Psikolog Betül Aslan, “depremi yaşayan ve en kaz altından çıkanları yeni doğmuş bebek gibi olduğunu zaman ve mekan kavramı kalmadığı için onları bu süreçte acımadan dinleyerek hayata tutunmalarını sağlamak için birlik beraberlik içinde olmalıyız” dedi.
Depremi yaşayan ve televizyonlardan izleyerek etkilenen kişilere neler yapılmalı nasıl yaklaşılması konusunda bilgiler veren Klinik Psikolog Betül Aslan ; “Şuan hepimiz ruhsal kırız yaşıyoruz. Deneyimlerimizle anlayamıyorum ve anlamlandırmıyoruz sözcüklere dökemiyoruz. Burada gazeteciler,doktorlar,siyasetçiler alanda olan hepsi şuanda krize müdahale danışmanlarıyız ve krize müdahale eden kısımdayız. Burada kişilere krize müdahale edilen yöntemle devam etmek zorundayız. Dilemek gerekir o kişileri. Ölenle ölünmez,hayat devam ediyor gibi cümleler değil,daha çok o kişiyi dinlemeye yönelik yaklaşımlar yapılmalıdır. Çünkü o kişinin hayatla kopmuş olan bağını sağlayacaktır.
Deprem travmasına maruz kalmış,etkilenmiş kişilerin hayatla bağı kopmuştur. Hepimiz bir şekilde etkilenmiş durumdayız. Zaman ve mekan algısı olmadığı için bu kişiler çocuksulaşır. Biz bu kişilerin temel ihtiyaçlarına odaklanırız. Bu kişilere bu şekilde yaklaşmak en uygun müdahale olacaktır aksi halde davranışlar travmaya maruz kalabilirler. Kıyaslamaktansa kişiye kişi bazında yaklaşıp hassas davranmak gerekir.
İlk bir ayda krize müdahale dönemidir. Psikoterapi yada tedavi yaklaşımı olmaz. Bu dönemde yalnızca krize müdahale yapılmalıdır. Bir aydan sonra hepsinin bir tedavisi gerekir. Şuan depremin ilk ayında olduğumuz için krize müdahale danışmanları ön planlarıdır. Ve hepimiz şuanda en iyi yapılabilecek onları dinmek.Şuanda bir kişinin travmaya maruz kalması gelecekte 150-200 kişiyi etkileyeceğini gösteriyor. Burada hepimizin elini taşın altına koyması gerekiyor dayanışma içinde olması gerekiyor. Türkiye bu süreçte çok güzel dayanışma örneği gösterdi. Ancak 1999 depremindeki geçmeyen travmalar yeniden tetikleniyor.
Şuna depremden kurtulmuş kişiler yeni doğmuş bebek gibidir hayata yeniden kavuşmuşlardır, onlara bakarken acıma duygusu da değil,şefkatlide değil insanca bir tutumla yaklaşmak gerekir. Onlara karşı duyarlı olduğumuzu göstermek yeterli olacaktır. Çocuklar ve zihinsel engeliler için özel eğitim almak gerekir. Ama çocuğun dili oyundur. Bizim kullandığımız dili anlamayabilir. Ona kalem kağıt vererek yaşadıklarını çizdirmek,rüyalarını anlattırmasını sağlamak ve onu anladığımızı kelimelerle geri yansıtarak korku duygusunu tanımlamasını sağlamak ve onu oyuna çekmek kısada olsa yapılacak müdahale diyebilirim” dedi.





