Kur’an’da, “Allah nezdinde hak din İslam’dır. Kitap verilenler (Yahudi ve Hıristiyanlar), kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur”. (A.İmran:19) buyrulmaktadır.
AYET’İN AÇIKLAMASI;
(‘Din’ kelimesi, itaat ve ceza, millet ve şeriat manalarına gelir. Kur’an-ı Kerimde din kelimesi değişik manalarda kullanılmıştır. Yukarıdaki ayette ise, kullar tarafından uyulması istenen İlahi kanunun kastedildiği anlaşılmaktadır. ‘İslam’ kelimesine de şu manalar verilmektedir; İtaat etmek ve bağlanmak, selamete kavuşmak, ibadette ihlâslı davranmak. Yukarıdaki ayette ‘İslam’dan, tek Allah inancına dayanan ve Hz. Muhammed (sav)’in risaleti ile kemal noktasına ulaştırılmış bulunan ilahi düsturların bütünü kastedilmektedir) şeklindedir.
A. İmran-64’de: “(Resulüm) de ki; ey ehli kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz; Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz Müslümanlarız! deyiniz.”
A.İmran-65’de: “Ey ehli kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Hâlbuki Tevrat ve İncil kesinlikle O’ndan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?”
Bakara:-120’de ise; “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: Allah’ın yolu asıl doğru yoldur. Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” Şeklinde uyarı var.
Her şey gün gibi ortada iken, birileri hala “dinlerarası diyalog” safsatasını çeşitli vesilelerle, usul ve metotlarla Müslümanlara empoze etmeye çalışıyorlar. Hatta bu konuda son olarak da, Dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında görev yapan öğretmenlerin fedakârlıklarını(!) anlatan bir film piyasaya çıkarıldı. TEMMUZ 2004’DE ALİ EREN VAKİT’TEKİ KÖŞESİNDE BİR DE ÖRNEK VEREREK ŞUNLARI ANLATIYOR;
Müslüman oldum, “Gerek Yoktu” dediler, bunlar Misyonerlik yapıyorlar!
Hayret ve dehşetle okuyacağınız aşağıdaki hadise, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’ya giden ve şu anda Nijninograt şehrinde ticarethane işleten bir arkadaşımın ağzından.
Hadise, arkadaşımın Müslüman arkadaşıyla onun sonradan Müslüman olan, 20-22 yaşlarında Emine ismindeki hanımıyla ilgili. Emine ismini, Peygamberimizin annesinin ismi olduğu için özellikle seçmiş. Emine’nin kocası Tataristan’ın Kazan şehrinden ve Moskova müftülüğüne bağlı Moskova (İslâmî) İlahiyat okulundan mezunmuş.ARKADAŞIMIN ANLATTIKLARI:
“Bu ilahiyat mezunu Rusyalı arkadaşım, bir gün bizim dükkâna geldi. Yanında da bizim Müslüman hanımların kapandığı şekilde kapalı genç bir hanım vardı. Rusya’da o şekilde giyinen bir hanım yok gibidir. Öyle İslâmî bir kıyafetle görünce memnun oldum ve ayrıca ilgi ve hürmet gösterdim.
Bu kapalı hanım, arkadaşımın karısıymış. Hanımının sonradan Müslüman olduğunu anlattı. Sohbete başladık. Derken konuşmaya, hanımı da katıldı. Türkçeyi gayet güzel konuşuyor. Kocası Tatar olduğu için, ‘Siz Tatar olmalısınız; Türkçeyi bu kadar iyi nerede öğrendiniz?’ dedim. ‘Hayır, ben Rus’um’ dedi. Defalarca Türkiye’ye geldiğini, bayağı kaldığını söyledi. Türkiye’de İslâmî bir gruptan insanlarla tanışmış, Müslüman olmalarına onlar sebep olmuşlar. Kendisine, Kazanlı olduğu için, Kazan’da da Türkiye’den gelen ailelerin bulunduğunu anlattım ve onlarla temasa geçerse o cemaatin kendisine İslâmiyet hakkında yardımcı olabileceğini söyledim.
Bahsettiğim cemaatin ismini verir vermez, ilk anda sebebini anlayamadığım şiddetli bir tepki gösterdi. Yatıştırmaya çalıştım. Tepkisinin sebebini sorunca, ‘Bana onlardan, o cemaatten bahsetme!’ dedi. ‘Hayrola, nedir? Ne oluyor?’ deyince şunları söyledi: ‘Ben bir Hıristiyandım. Hıristiyanlığın ne olduğunu ben iyi bilirim. Bildiğim için onu bırakıp Müslüman oldum. Müslüman olmanın verdiği heyecanla buralarda okulları olan o sizin görüşmemi istediğiniz kimselere gittim. Müslüman olduğumu söyledim. Bana, “Niye Müslüman oldun! Ne lüzum vardı! Kendi dininde kalsaydın. O da hak dindir!” gibi şeyler söylediler. Onlar burada Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar’ diye cevap verdi.
Değerli okuyucular, bu hadise Dinlerarası Diyalogla hangi gaye ve neticenin hedeflendiğine canlı bir örnektir.
‘Dinlerarası Diyalog’ aşıkları, “Rusya’nın bilmem hangi şehrinde olan şahsî bir hadiseden bahsediyorsun. Ne bilelim doğru olduğunu. Koskoca Rusya’da bir kadın ve kocası? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” demeye kalkışmasınlar, mahcup olurlar. Çünkü ispat edemeyecek olsaydım yazmazdım.
Arkadaşıma, “İcap ederse o kadın ve kocasına ulaşmak mümkün mü?” dedim. “Tabiî ki. Kocasıyla zaten senelerdir tanışıyoruz. Her zaman isteyen kimselerle görüştürebilirim” diyor.
Bu konu, fürûattan değil, imânî bir mesele olduğu için ele aldım. İçki, şarkı-türkü, başörtüsü gibi fürûattan olan meseleleri hiç dile getirmiyorum. Yoksa “Kazakistan’da Cumhuriyet’in 75. yılını kutlamak için Türkiye’den şarkıcı kadınlar götürmek neydi? Kazaklara içki ikram etmek neyin nesi?” gibi sorular da sorabilirdim. Hatta TÜYAP Kitap Fuarı’nda, “Takma kafanı Ali Bey. Kazakistanlılar zaten içkiye alışmışlar. İçki içen bir kimseye içki ikram etmekten daha normal ne var?” diyen televizyon programcısının ismini de verebilirdim. “Aksi” bir “yön”de giden mecmuanın haber müdürünün, “Yurtdışındakilere, oralarda niçin namaz kılmamaları söyleniyor?” soruma, “Arkadaşlar, yurtdışında namazlarını kaş-göz ile kılıyorlar” gibi gülünç bir cevap verildiği üzerinde de durmuyorum.
Ali Eren – Vakit Gazetesi- 07/2004İslam fıkhına göre gayrimüslimler Kâbe haremine dahi giremez. Bunun için kilometrelerce uzaktaki Kâbe sınırlarında uyarı levhaları dahi var. Bunlar herhalde gereksiz yere konmadı.
Fazla söze ne gerek, yazının başında da yazdığım gibi Rabbimiz Al-i İmran Suresinin 19. Ayetinde; “Allah indinde tek din İslam’dır” buyururken diyalogcuların Müslüman olmayanlara da cennetin kapılarını açmak istemesi ne ile izah edilebilir? Dostça kalın…
e-mail: [email protected]
AYET’İN AÇIKLAMASI;
(‘Din’ kelimesi, itaat ve ceza, millet ve şeriat manalarına gelir. Kur’an-ı Kerimde din kelimesi değişik manalarda kullanılmıştır. Yukarıdaki ayette ise, kullar tarafından uyulması istenen İlahi kanunun kastedildiği anlaşılmaktadır. ‘İslam’ kelimesine de şu manalar verilmektedir; İtaat etmek ve bağlanmak, selamete kavuşmak, ibadette ihlâslı davranmak. Yukarıdaki ayette ‘İslam’dan, tek Allah inancına dayanan ve Hz. Muhammed (sav)’in risaleti ile kemal noktasına ulaştırılmış bulunan ilahi düsturların bütünü kastedilmektedir) şeklindedir.
A. İmran-64’de: “(Resulüm) de ki; ey ehli kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz; Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz Müslümanlarız! deyiniz.”
A.İmran-65’de: “Ey ehli kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Hâlbuki Tevrat ve İncil kesinlikle O’ndan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?”
Bakara:-120’de ise; “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: Allah’ın yolu asıl doğru yoldur. Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” Şeklinde uyarı var.
Her şey gün gibi ortada iken, birileri hala “dinlerarası diyalog” safsatasını çeşitli vesilelerle, usul ve metotlarla Müslümanlara empoze etmeye çalışıyorlar. Hatta bu konuda son olarak da, Dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında görev yapan öğretmenlerin fedakârlıklarını(!) anlatan bir film piyasaya çıkarıldı. TEMMUZ 2004’DE ALİ EREN VAKİT’TEKİ KÖŞESİNDE BİR DE ÖRNEK VEREREK ŞUNLARI ANLATIYOR;
Müslüman oldum, “Gerek Yoktu” dediler, bunlar Misyonerlik yapıyorlar!
Hayret ve dehşetle okuyacağınız aşağıdaki hadise, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’ya giden ve şu anda Nijninograt şehrinde ticarethane işleten bir arkadaşımın ağzından.
Hadise, arkadaşımın Müslüman arkadaşıyla onun sonradan Müslüman olan, 20-22 yaşlarında Emine ismindeki hanımıyla ilgili. Emine ismini, Peygamberimizin annesinin ismi olduğu için özellikle seçmiş. Emine’nin kocası Tataristan’ın Kazan şehrinden ve Moskova müftülüğüne bağlı Moskova (İslâmî) İlahiyat okulundan mezunmuş.ARKADAŞIMIN ANLATTIKLARI:
“Bu ilahiyat mezunu Rusyalı arkadaşım, bir gün bizim dükkâna geldi. Yanında da bizim Müslüman hanımların kapandığı şekilde kapalı genç bir hanım vardı. Rusya’da o şekilde giyinen bir hanım yok gibidir. Öyle İslâmî bir kıyafetle görünce memnun oldum ve ayrıca ilgi ve hürmet gösterdim.
Bu kapalı hanım, arkadaşımın karısıymış. Hanımının sonradan Müslüman olduğunu anlattı. Sohbete başladık. Derken konuşmaya, hanımı da katıldı. Türkçeyi gayet güzel konuşuyor. Kocası Tatar olduğu için, ‘Siz Tatar olmalısınız; Türkçeyi bu kadar iyi nerede öğrendiniz?’ dedim. ‘Hayır, ben Rus’um’ dedi. Defalarca Türkiye’ye geldiğini, bayağı kaldığını söyledi. Türkiye’de İslâmî bir gruptan insanlarla tanışmış, Müslüman olmalarına onlar sebep olmuşlar. Kendisine, Kazanlı olduğu için, Kazan’da da Türkiye’den gelen ailelerin bulunduğunu anlattım ve onlarla temasa geçerse o cemaatin kendisine İslâmiyet hakkında yardımcı olabileceğini söyledim.
Bahsettiğim cemaatin ismini verir vermez, ilk anda sebebini anlayamadığım şiddetli bir tepki gösterdi. Yatıştırmaya çalıştım. Tepkisinin sebebini sorunca, ‘Bana onlardan, o cemaatten bahsetme!’ dedi. ‘Hayrola, nedir? Ne oluyor?’ deyince şunları söyledi: ‘Ben bir Hıristiyandım. Hıristiyanlığın ne olduğunu ben iyi bilirim. Bildiğim için onu bırakıp Müslüman oldum. Müslüman olmanın verdiği heyecanla buralarda okulları olan o sizin görüşmemi istediğiniz kimselere gittim. Müslüman olduğumu söyledim. Bana, “Niye Müslüman oldun! Ne lüzum vardı! Kendi dininde kalsaydın. O da hak dindir!” gibi şeyler söylediler. Onlar burada Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar’ diye cevap verdi.
Değerli okuyucular, bu hadise Dinlerarası Diyalogla hangi gaye ve neticenin hedeflendiğine canlı bir örnektir.
‘Dinlerarası Diyalog’ aşıkları, “Rusya’nın bilmem hangi şehrinde olan şahsî bir hadiseden bahsediyorsun. Ne bilelim doğru olduğunu. Koskoca Rusya’da bir kadın ve kocası? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” demeye kalkışmasınlar, mahcup olurlar. Çünkü ispat edemeyecek olsaydım yazmazdım.
Arkadaşıma, “İcap ederse o kadın ve kocasına ulaşmak mümkün mü?” dedim. “Tabiî ki. Kocasıyla zaten senelerdir tanışıyoruz. Her zaman isteyen kimselerle görüştürebilirim” diyor.
Bu konu, fürûattan değil, imânî bir mesele olduğu için ele aldım. İçki, şarkı-türkü, başörtüsü gibi fürûattan olan meseleleri hiç dile getirmiyorum. Yoksa “Kazakistan’da Cumhuriyet’in 75. yılını kutlamak için Türkiye’den şarkıcı kadınlar götürmek neydi? Kazaklara içki ikram etmek neyin nesi?” gibi sorular da sorabilirdim. Hatta TÜYAP Kitap Fuarı’nda, “Takma kafanı Ali Bey. Kazakistanlılar zaten içkiye alışmışlar. İçki içen bir kimseye içki ikram etmekten daha normal ne var?” diyen televizyon programcısının ismini de verebilirdim. “Aksi” bir “yön”de giden mecmuanın haber müdürünün, “Yurtdışındakilere, oralarda niçin namaz kılmamaları söyleniyor?” soruma, “Arkadaşlar, yurtdışında namazlarını kaş-göz ile kılıyorlar” gibi gülünç bir cevap verildiği üzerinde de durmuyorum.
Ali Eren – Vakit Gazetesi- 07/2004İslam fıkhına göre gayrimüslimler Kâbe haremine dahi giremez. Bunun için kilometrelerce uzaktaki Kâbe sınırlarında uyarı levhaları dahi var. Bunlar herhalde gereksiz yere konmadı.
Fazla söze ne gerek, yazının başında da yazdığım gibi Rabbimiz Al-i İmran Suresinin 19. Ayetinde; “Allah indinde tek din İslam’dır” buyururken diyalogcuların Müslüman olmayanlara da cennetin kapılarını açmak istemesi ne ile izah edilebilir? Dostça kalın…
e-mail: [email protected]





