Kim Edirne’de ulaşım sıkıntısı yok diyorsa ya hiç minibüse binmiyor ya da doğru yazmıyordur.Gürkan’a yaranmak için Sedefçi’yi kötülüyorlar.Bu şehre yeni gelenler Edirne’de altyapı yok diyebilir. Ancak 15-20 yıldan bu yana Edirne’de yaşayanlar ‘Altyapı yok’ derken biraz düşünmeleri lazım.Recep Gürkan’ın amacı Türkiye’yi yönetmek. Recep Gürkan ile bir husumetim yok. İKTİDARDA OLMAK YIPRATICI BİRŞEY.Fakat bazı iktidarlar elde ettikleri güçleri kendi lehine çevirmek için kullanırlar. Bunun örnekleri de var. Özellikle belediyecilik daha da güç ve yıpratıcı bir iktidar türüdür. Belediyecilik diğer siyaset türlerinden farklı olarak insanların normal yaşamı ile ilgilidir ve bu konularda herkesin bir fikir yürütmesi de normaldir. Örneğin çöp toplanırken negatif bir durum söz konusu ise vatandaş bunu söyleyecektir. Çöpünün toplanması vatandaşın her gün yaşadığı bir durum ve eksik yapılıyorsa veya yerine getirilmiyorsa vatandaş bunu dillendirecektir. Eğer suları düzgün akmıyorsa veya suları çamurlu akıyorsa buna ilişkin. Konuşacaktır. Sadece şikayet değil, kimileri bu konular hakkında fikir de beyan edecektir. Ulaşımı bütün vatandaşlar kullanıyor. Eğer ulaşımda bir sıkıntı veya eksiklik varsa hem şikayet edecek hem de fikir yürütecektir. Kısacası vatandaşlar günlük yaşamlarında sürekli yaşadıkları sıkıntıları bulundukları bölgedeki yöneticilere anlatırlar veya anlatmak isterler. Vatandaşlar baş başa olduklarında başka, kahvede-sokakta-dernekte veya herhangi bir yerde diğer insanlar arasında farklı şeyler konuşabilirler. Bazen tepkileri her zamankinden daha farklı gösterebilirler vatandaşlar. Sert tepki gösterebilirler ya da normalde kendi aralarında konuştuklarını size söyleyemezler. Siyasetin veya herhangi bir iktidarda olmanın zorluğu budur.Edirne’de çok konuşulan sürekli gündemde olan veya hiç tartışılmayan konular da var. Önemli olan siyasetçilerin veya yetkililerin kendi aralarında ne konuştuğu değildir. Önemli olan vatandaşların kendi aralarında ne konuştuklarıdır. Belediyenin içindeki mekanizmalar, ihaleler, diğer yapılan işler vs. gibi konular ne vatandaşlarımızı ilgilendiriyor, ne de onlar bu konu ile çok ilgileniyor. Aslına bakarsanız insanların belediyeden beklentileri çok fazla değil. Sabah kalktığında tretuar temiz mi diye bakar, ulaşım zamanında yapılıyor mu diye bakar, bir yerde su birikintisi var mı diye bakar, çöpler konteynırdan taşmış mı diye bakar, yeşil alan temiz mi veya düzenli mi diye bakar. Vatandaş belediyeden bunu bekler. Arada sırada insanlarımızın belediyeye işleri düşer. Su faturası ödemek için belediye’ye gider. Kimisi internetten yatırır ancak büyük bir çoğunluğumuzda belediye veznesine gider. Eğer vatandaş belediye’nin veznesinde istediği şekilde işlemlerini halledemez veya çok zaman kaybederse bu durum belediye’ye eksi yazar. Vatandaş bankada da fatura ödemek için bekler ancak bankada beklediği süre içinde kaybettiği zamanı bankanın sorunuymuş gibi düşünmez. Belediye veznesinde su faturası öderken zaman kaybettiyse ve bankada ödeme sırasında işinin geciktiğini fark ettiğinde bu durumun faturasını belediye’ye çıkartır. Başka bir örnek vermek gerekirse vatandaş belediye’ye imar durumu soracaktır. Vatandaş bu durum için kapıdan kapıya gezmiyorsa, hemen belli bir odada, belli bir sürede -örneğin 48 saat içinde- sonuç alabiliyorsa ve bu kimse için farklı olmuyorsa vatandaş için bu yeterlidir. Ruhsat işlemleri yaptırıyorsa, bir proje onayı söz konusuysa ve bu işlemi da uzamadan halledebiliyorsa kimse ona bir engel çıkarmıyorsa, takip etmese bile işlerini halledebiliyorsa hatta ve hatta işlemleri bittiğinde onu arayıp ‘Efendim işlemleriniz tamamlandı. Evraklarınızı alabilirsiniz’ diyebiliyorsa vatandaşlarımız için bu yeterlidir. Belediyenin içinde olan biten süreçte kim ne demiş, ne konuşulmuş bu ilgilendirmez vatandaşları. Vatandaşlar işlerini halledebiliyorsa hiçbir sıkıntı söz konusu değildir.Belediyelerin işi zordur. Sahip olduğunuz şartlar her ne olursa olsun görevinizi yapmak zorundasınız. Şehir yaşadığı sürece belediye de yaşayacak. Şehrin sıkıntılarını çözdüğünüz sürece her şey yolunda demektir. Verdiğim bazı eğitimlerde yoğun İstanbul Trafiğinden bir fotoğraf gösteririm. Bunun nedeni belediyeye benzemesindendir. Yoğun trafikte nasıl bir araç frene bastığında diğer tüm araçlar duruyor ve sonucunda trafik sıkışıyorsa Belediye’de de böyledir işler. Herhangi bir evrak veya iş frene basarsa diğer tüm evrak ve işlerin sürecini etkiler. Bu sonuçta tüm işlerin aksamasına neden olur. O yüzden hiç beklemeden veya aksatmadan bu işleri anında halletmek herkes için faydalıdır. Bu konuda sadece siyasi yetkililere değil tüm belediye çalışanlarına da büyük sorumluluk düşüyor. Özellikle halkla ilişkiler olan bölümlerde büyük sorumluluk düşüyor. Vatandaş geldiği zaman yok kardeşim sen bunu bilmiyor musun, bu iş böyle olmaz gibi sert tavırlarla vatandaşı azarlar gibi davranırlarsa bu davranış doğru bir davranış değildir. Sabırlı ve insan ilişkilerini iyi tutabilmeleri zorunludur. BASIN İLE İLİŞKİLER DAHA KÖTÜBen açıkçası bu dönemde basın ve basın mensuplarıyla olan ilişkilerin daha iyi olacağını tahmin ediyordum. Hamdi Sedefçi’yi ele alırsak anlık patlamaları olan sözünü sakınmayan hatta kırıcı söylemlerde sözler söyleyen bir tarza sahipti. Recep Gürkan ise söylediği sözlere dikkat eden, insan ilişkilerinde çok daha yumuşak bir bağ kuran bir insan. Bu nedenle Recep Gürkan döneminin basınla pek sorun yaşayacağını sanmıyordum. Fakat bugüne baktığımızda basının büyük bir bölümü Belediyenin karşısında gibi görünüyor. Bu sorunu belediyenin çözmesi gerekiyor. Bu konulara dikkat edilmesi gerekir. Elbette Basında çıkan olumsuz haberler belediyeyi memnun etmez. Hiçbir yönetici çok fazla eleştiri almaktan hoşlanmaz. Yönetim tarzı olarak şeffaf yönetim konusunda ne yazık ki yeterli yol alamadık. Şeffaf yönetim konusunda bütün belediye başkanları söz verir ama ilerleyen zaman içerisinde içine kapanır. Bu da zamanla Basın mensuplarının dikkatini çeker. Sonuç olarak da kuşku ve güven kaybına neden olur. Şunun üstünde durmak gerek. Belediye de işini yapacak, Basın mensupları da işini yapacak. Her konuda basın ile anlaşamayabilirsiniz. Hatta kent sakinlerinin tümü belediyenin her yaptığı işi beğenmek zorunda da değil. Basın azınlık olan kesimin de sesi olacak. Bazı haberler belediyenin hoşuna gidebilir ya gitmeyebilir. BASIN ANLADIĞI GİBİ YAZMALIEdirne basını belediyenin her yaptığı işe kötü demiyor ama iyi de demiyor. Basının çoğunluğu yasal kısıtlamaların haricinde, ekonomik şartlar nedeniyle de görevlerini tam olarak yerine getiremiyorlar. Aslında bu durum dünyanın genelinde de böyledir. Özgür basın deriz hep ama bu gerçek değildir. Türk basın tarihinde bir örnek vermek gerekirse 12 Eylül darbesi sürecinde Hürriyet Gazetesindeki bir köşe yazarı Kenan Evren’e hitaben bir yazı yazmıştı. Yazısında ‘Biz bazı şeyleri yazmak durumundayız. Yazdıklarımızın hiçbiri size karşı değil. Bize kızmayın. Ancak biz bunu yapmazsak satamayız’ diyordu. Edirne Valiliği, Edirne Belediye Başkanlığı ya da herhangi bir kurum veya kuruluşun her yaptığı doğru olması diye bir dünya yok. Ben şöyle düşünürüm: ‘Basın anladığı gibi yazmalıdır’ Biz yöneticiler bazen her yaptığımız işi her kesimin anladığını zannederiz ya da söylediklerimizin anlaşıldığını zannedebiliriz. Ancak insanlar bizim her bildiğimiz şeyi bilmiyorlar. Bizim baktığımız yerden bakmıyorlar. Basın diğer bakış açılarını görür ve gördüklerini yazması bana göre yönetenlere büyük bir avantaj ve konfor sağlar. Basın, yöneticilere neyi görmediğini, neyi unuttuğunu, nelere dikkat edilmesi gerektiğini fark ettirir. Basın mensupları zor şartlar altında çalışan ve sürekli halkın arasında bulunan kişilerdir. Tepkiler ve yanlış anlamaları rahatça görebilirler. Sivil Toplum Kuruluşlarından, Örgütlerden, Parti Başkanlıklarından alamadığınız bilgileri ve tepkileri Basın Mensuplarından alırsınız. Yazılan haberler hoşunuza gitmeyebilir. Ancak basın halkın azınlığının da çoğunluğunun da her kesimin sesidir. ULAŞIM SIKINTISIBazı konular var ki zaten tartışılmıyor. Bazı konular ise tartışılıyor. Çok Tartışılan ve bu nedenle daha da dikkat edilmesi gereken önemli konular var. Toplumda en çok konuşulanlardan biri de ulaşım konusudur. Kim Edirne’de ulaşım sıkıntısı yok diyorsa ya hiç minibüse binmiyor ya da doğru yazmıyordur. Biz çok önceleri daha ETUS ortada bile yokken bu konuda uzmanlarla, minibüsçülerle ve diğer ilgililerle bu konuyu konuştuk, tartıştık. Herkesin ortak fikri; ulaşım sisteminin ortaklaşa bir planlama ile yürütülmesinin gerektiğiydi. Ulaşım konusunda akademik ve teknik olarak yapılan doğru bir proje vardı. Yapılan projede temel kabuller ve öneriler yer alıyordu. Projede hattına göre 2 araç, 3 araç bir araya getirilip tek araca dönüştürülüyordu. Araç sayıları ve araçlar yeniden düzenleniyordu. Ana hatlar yani omurga hatlar dediğimiz hatlar vardı ve aktarma sistemi vardı. Aktarma sisteminde belli süreler içinde yapacağınız hat değişikliğinde normalden daha az bir ücret alınıyordu ve gideceğiniz yere 20 dakikada değilde 10-15 dakikada varabiliyordunuz. O dönemde diğer toplu taşımaya müsait değişik boydaki araçları test ettik. Kısacası yapılması gereken ne varsa incelendi ve yapım aşamasına geldi. Ancak problemler başlamaya başladı. Bakanlar kurulu ile ilgili Trafik kanunu ile ilgili problemler çıktı. Ve ilk ciddi sorun sistemin mevcut 234 araç ile yürütülmek zorunluluğu oldu. Böylece mevcut çalışan araç sayısını azaltma, türleri çeşitlendirme ve proje doğrultusunda sağlıklı bir ulaşım sistemi kurma çabası ilk yarayı aldı.İkinci önemli sorun Serhad Birlik bu sisteme girmeyi red etmesiyle yaşandı. Ulaşım Kooperatiflerinin en büyüğü ve en organizesi olan birliğin sisteme katılmamasıyla sorunun kısa sürede çözülemeyeceği de ortaya çıkmış oldu. Bunun üzerine Sisteme katılanların tanımlanmış hatlarda çalışabileceği, katılmayanların hatlarında kısıtlama yapılacağı bir geçiş dönemi başladı. Beklenen kısa sürede tüm araçların sisteme katılmayı kabul edeceği yönündeydi. Ancak o aşamada beklenmedik bir olay tüm dengeleri sistemin aleyhine çevirdi. Vali Nusret Miroğlu ve Emniyet Müdürü Hanefi Avcı belediyenin yetkisinde olan bu kararı tanımadıklarını ilan ettiler ve sisteme girmeyenlerin istedikleri hatta çalışabilmesini sağladılar. Aslında o gün sistem tamamen çöktü. Daha sonra alınan kararlar da problemi çözmek yerine daha da büyüttü.Bu gün gelinen noktada tamamen geçmişe dönmek olanaksız. Mevcut koşullardan kimsenin mutlu olmadığını biliyorum. Her ne kadar aksi söylense de sorun var ve giderek kronikleşiyor. Taraflar kılıçlarını çekmiş bir savaş içindeler. Ancak bu tartışmalar, ya da sorun yok demeçleri halkın ulaşımdaki sefilliğini çözmüyor. Konuyu bir inatlaşmadan çıkarıp en az zararla en iyi sistem nasıl yaparız konusunda ortak akıl üretmediğimiz sürece tartışmak abes. Bir yol bulunacaksa birlikte bulunacak, bulunmak zorunda. GÜRKAN’A YARANMAK İÇİN SEDEFÇİ’Yİ KÖTÜLÜYORLARHamdi sedefçi Edirne tarihine geçmeyi isteyen saldırgan bir politika sergiliyordu. Uyguladığı bu politikada Sedefçi yaptığı işleri insanların gözüne girmesini istiyordu. Farklı bir siyasetçi fotoğrafı vardı Hamdi Sedefçide. Örneğin yollar gündüz yoğun trafik olduğu saatlerde yıkanıyordu. Sabahları yollar niye yıkanıyor gece yıkansın diye sorduğumda Sedefçi’den gece kim görecek yolların yıkandığını cevabını almıştım.Elbette Hamdi Sedefçi döneminde sosyal ve kültürel bakımdan bir boşluk vardı. Diğer yandan Recep Gürkan kültürel konulara daha çok önem veren bir siyasetçi olduğunu görüyoruz. Belediyeleri değerlendirirken olaylara Akla kara gibi bakmamak lazım. Daha fotoğraf çeker gibi bakmak lazım. Bir takım muhalif insanlar diyorki; Hamdi Sedefçi ne yaptı? Recep Gürkan’a yaranmak için Sedefçi’nin her yaptığına kötü diyorlar. ‘Sedefçi 20 senede ne yaptı?’ şeklinde ithamlarda bulunuyorlar. Böyle bir şey yok. Arşivlere bakıp geçmişte yapılan işleri görmek ve objektif olmak lazım. Tabii ki bazı değinilmeyen veya eksik kalan işler vardır. Ancak bu Sedefçi’ye özel bir durum değildir. Herkes her işi yapacak veya tam yapacak diye bir şart koşul yok. 94 seçimlerinde Sedefçi’nin seçim bildirgesinde belli başlıklar vardı. O bildirgede hayal edin diye birkaç konu başlığı vardı. Örneğin 1989-1994 yılları arasında Karaağaç yolunda olmayan tretuvarlarda yürümek gerçekten hayaldi. O zamanlarda yapılan işlerin çoğu bugün eleştirilebilir. Doğru veya yanlış da olabilir. Şunu da belirtmek isterim ki 89-94’te hiç yolu olmayan birçok yerlere yol yapıldı. Kısacası Edirne’de gerçekten hayal olan birçok iş yapıldı. Buna benzer birçok iş var. Unutuluyor ya da unutulmuyor. ALTYAPIBu şehre yeni gelenler Edirne’de altyapı yok diyebilir. Ancak 15-20 yıldan bu yana Edirne’de yaşayanlar ‘Altyapı yok’ derken biraz düşünmeleri lazım. Çilingirler, Ayşekadın, Binevler ve birçok yerde yapılan kazıları, gerçekleştirilen yağmur suyu drenajı sistemi vs. gibi işlerin çapını düşünmeleri lazım. Edirne Belediyesinin ekonomik olarak zorlanmasının en büyük nedenlerinden biri de Sedefçi döneminde yapılan alt yapı çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Örneğin Bostanpazarını su basıyor mu şu anda. Ayşekadında Balta Hotelin oralardan yağmur yağdığında saatlerce yayalar bile o civarlarda gezemezdi. Ayşekadın yerleşkesinin karşısında bulunan kafelerin bodrum katlarını su basardı. Örnekleri bilen insanlar için Edirne’de alt yapı yok kelimeleri yanlış bir tabirdir. Eksiklikler, yanlışlıklar olabilir. Ancak bazı projeleri ve ihaleleri İller Bankası yapıyordu. Siz sadece parayı veriyordunuz. Örneğin Yüksel Yeşil İlköğretim okulu güneyinde bir proje hatası olduğu ortaya çıktı, en büyük sorun da orada yaşanmakta. Bazı bölgelerde su birikintileri oluyor. Bunların bazıları da projeye dahil olmayan yerler ikincisi ise yapılan yolların kaplama standardı. Yağmur suyunu rögarlara ve dolayısıyla kanallarına yönlendirecek şekilde olmaması, üçüncüsü ise şehrin hızla gelişmesi ve yeni alanlara yayılması ve buralarda yaşayan insanların özellikle geniş bahçesi olanların yağmur suyunu drene etmek yerine sistemi etkileyecek uygulamalar yapması. Bahçesini yağmur suyundan arındırmak için yağmur suyu kanalını kanalizasyona bağlayarak tahliye etmesi. Yaptığımız projelerin çoğunda bu sıkıntıyı yaşadık. 2004’de yaptığımız bir toplantıda altyapıyı zorlayacak projeleri dondurma kararı aldık. Çünkü yağmur suyu ve kanalizasyonun verimli işlemesi için uygun olmayan yerler vardı.Ancak Şuanda yapılan daha fazla bina ve yükü değişen semtler var. Bütün tarafların bir araya gelerek tekrar göz atılıp detaylı bir çalışma yapılması gereklidir. Bu çalışmanın bir boyutu yasal gelişmeler diğer boyutu ise kente karşı birlikte işlediğimiz bir suçla ilgili olmalıdır. Bu gün planlanmış alanlarda olması gerekenden daha fazla yapı yapılmıştır. Binlerce planlara, projelerine uygun olmayan yapı olduğu saptanmıştır. Bu bir suç ortaklığıdır. Bu şehirde bulunan tüm müteahhit, mühendis, uzman, mimar, belediyeciler kim varsa bu herkesin suçudur. Yapılması gerekenden fazlası yapıların hep birlikte imal edildiği bir durum. Bu durumu düzeltmek için de herkesin bir araya gelip bu duruma müdahale edip bu sorunu çözmesi gereklidir. Sadece altyapı sorunu değil vatandaşın mağdur eden bazı özel durumlar da var. İmar planı ve projelere uygun olmayan yapılar satın almış vatandaşları da zor durumlarda bırakıyor. Geçmiş dönemlerde yapılan hatalar düzeltilmediği takdirde bundan sonraki dönemlerde de daha da büyük sıkıntılar oluşturacaktır. O, bu, şu değil Edirne adına bir şeyler yapmak için bu hatalar düzeltilmelidir. Çünkü bu hataların bedelini mimarlar veya müteahhitler ödemiyorlar, vatandaşlar ödüyor. -RECEP GÜRKAN’IN AMACI TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEKErken seçim konusu giderek daha fazla dillendiriliyor. Görülen o ki iktidar kendi için uygun bir zamanda erken seçim kararı alabilir. Zaten her yerde aday adayları ortaya çıkmaya da başladı. Ben zamanında bir seçim olursa Recep Gürkan’ın aday olmasını beklemiyorum. Çünkü Recep Gürkan hedef odaklı düşünen, koyduğu hedefe varmak için bulunduğu noktayı basamak olarak kullanan bir siyasetçidir. Belediye onun için bir amaç değil daha yüksek hedeflere varmak için bir araçtır. Onun Partide yönetici olmayı hedeflediğini kendi ifadelerinden yola çıkarak bildiğimi söyleyebilirim. Erken seçim olursa yeniden aday olacağını düşünüyorum. CHP Merkez yönetimin de erken seçim olması durumunda İl, İlçe, Kadın, Gençlik yönetimlerini elinde tutan bir siyasetçiyi istemese bile kenara itebileceğini sanmıyorum. -RECEP GÜRKAN İLE BİR HUSUMETİM YOKBenim Recep Gürkan ile kişisel dostluğum da, kişisel düşmanlığım da yok, olamaz da. Hiçbir arada olmadık, birlikte siyaset yapmadık, birbirimize söz verip sözümüzden caymadık. Edirne’de aktif siyaset yapan hemen herkesin onunla bir sorunu olabilir benim olmaz. En azından Edirne’de önde gelen siyasetçiler içinde ondan kazık yememiş az sayıda kişiden biriyim. O nedenle rahat bir ilişkimiz olur gelecekte de. HAYATI SİYASET OLANLAR, GÜNÜ GELDİĞİNDE SİYASETÇİ OLANLAR VARSiyaset yapacak mısın yapmayacak mısın diye soran dostlarım var. İki çeşit siyasetçi var. Birincisi hayatı siyaset olan yani siyasetten başka bir şey yapmayanlar. İkincisi ise benim gibi mesleki işler yaparken, zamanı ve zemini gelince siyaset yapan insanlar var. Bugün bu şehirde siyaset adına herkesin yeri belli. Milletvekilleri var, Belediye Başkanı var, il, ilçe başkanları vs. her makamın sahibi var. Gün onların görevlerini yapma günü yapacaklar ve sonra da hesap verecekler. Onların her yaptığı ile ilgili, karşı bile olsam, beğenmesem bile görüş açıklamak kamuoyunda tartışmak benim işim değil. Zaten şu anda çok önemli görevleri yürütüyorum ve yaşamımın en mutlu dönemini yaşıyorum. Bu günkü koşullarda hadi koltuk burada gel otur deseler bile kabul etmeyi düşünmem.
GÜNDEM
Yayınlanma: 14 Kasım 2016 - 08:01
Döleneken ile enine boyuna
Edirne Belediyesi eski Başkanvekili Namık Kemal Döleneken, yerel siyasete dair gazetemize önemli açıklamalarda bulundu. Altyapıdan ulaşıma kadar birçok konu hakkında sorularımızı cevaplayan Döleneken, Belediye Başkanı Recep Gürkan ile bir husumeti olmadığını belirterek, “Gürkan’ın amacı Türkiye’yi yönetmek” diyerek çarpıcı bir iddia ortaya attı.
GÜNDEM
14 Kasım 2016 - 08:01





