Her meslek, kamu yararı düşünülerek oluşturulur. Toplum hizmeti, oluşturulan meslekler kanalıyla yerine getirilir. Kamu personeli veya diğer bir ifade ile “Devlet Memuru” dediğimiz bu kişiler içimizden çıkmakta kimimizin annesi, babası, oğlu veya kızıdır bu meslek mensupları. Kamu hizmetini yürüttüklerine göre bizim efendilerimiz değildir. Bilakis bizim hizmetimizi yürüten insanlardır.Belli dönemlerde bu hizmet mensupları kendilerini biraz da toplum bireylerinin cehaletinden faydalanarak toplumun efendisi olarak görmüşlerdir. Bir orman köyünde geçen çocukluğum sırasında hatırlayabildiğim kadarıyla köye ormancı (orman memuru) geldiğinde köylülerin etekleri tutuşurdu. Gelen zatı muhteremi memnun etmek için kuzu kesilir, izzet ikramda kusur edilmezdi. Ormancıdan istenilen de herkesin kapısının önünde bir miktar bulunan kesilmiş meşe odununu görülmemesini sağlamaktı.Öğretmenlik mesleği gereği ise, bırakın halktan almayı, öğretmen sürekli kendinden verir. Benim öğretmenim köyün mektup yazıcısı, dilekçe yazanı, sağlık memuru, ziraat memuru, veteriner görevlisiydi. Benim öğretmenim kiralık köy evinde beş sınıfı bir arada okutur, zil yerine polis düdüğü kullanır, kara tahtayı yumurta akı ve soba kurumu ile karıştırarak boyardı. Resim yeteneği var olduğundan Osmanlı padişahlarının resimlerini kendisi büyütüp sınıfı donatırdı. Tarih şeridi, mevsim şeridi onun kendi imalatıydı. Sabahları çoğu zaman sınıf sobasını biz gidinceye kadar kendisi yakardı. Kış günü uzak mezralardan gelen arkadaşlarımız karda ıslandıklarından önce sobanın önünde üstlerini kurutur, ondan sonra yerlerine otururlardı.Benim öğretmenim, öğretmen okulu sınavları için ben ve arkadaşım Mustafa’yı ellerimizden tutarak dört saatlik yolu bizimle yaya yürüyerek bizi sınavlara yetiştiren bir babaydı, bir anneydi. Sınavı kazandığımda eksik malzememi tamamlayan kişiydi. Kesintisiz her yıl okula gittiğimde cebime karınca kararınca harçlık koyan ağabeydi.Hiç unutmam, altı yıllık öğretmen okulunu kazanmış, orta birden ikiye geçtiğim yıl okul dönüşü ilçe merkezinde karşılaşmıştık. Elini öptüm. Hal hatır sorup sınıfımı geçtiğimi de öğrendikten sonra beni alıp lokantaya götürdü. Garsonu çağırdı, garson makineli tüfek gibi yemekleri bir çırpıda saydı. Öğretmenim bana dönerek “Ne yiyeceksin?” diye sordu.” Kuru fasulye” dedim. ”Be evladı, sekiz aydır bıkmadın mı kuru fasulyeden? Vallah öğretmenim o kaldı aklımda” demem üzerine kahkahayı bastı. Benim siparişimi iptal ederek etli bir yemek söyledi.Nerden mi geldi bu hatıralar aklıma? Geçenlerde doğunun bir köyünde öğretmenlik yapan bir arkadaşımız, öğrencileri okula rahat gelsin diye okul yolunu kendi gücüyle temizlemeye çalışan bir arkadaşımızı izlerken geçmiş günler film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Yine Bitlis’in bir köyünde kız kardeşiyle birlikte öğretmenlik yapan iki gencin giyim ve kırtasiye konusunda elde ettikleri yardım malzemesiyle kendi öğrencilerini donatmanın yanında civardaki okullara da yardımcı olduklarını izledim.Köy enstitülerinin kapatılmasıyla, öğretmen okullarının kapatılmasıyla, taşımalı eğitim ucubesiyle dejenere olan eğitim sistemimiz, bir şeyi yok edemedi: Eğitimcilerin ruhunda oluşan FEDAKARLIĞI… Bu duyguyu hiç kimse yok edemez. Köyde, yönetimin sacayağı olan muhtar, öğretmen ve imam üçgenini taşımalı eğitimle öğretmen ayağı yok edildi. Köyü öğretmensiz bırakmak büyük hataydı. Bu hatanın bedelini bu toplum yıllar sonra çok ağır bir şekilde ödeyecektir.
SAĞLIK
Yayınlanma: 18 Ocak 2016 - 00:00
FEDAKARLIK MESLEĞİ "ÖĞRETMENLİK"
Her meslek, kamu yararı düşünülerek oluşturulur. Toplum hizmeti, oluşturulan meslekler kanalıyla yerine getirilir. Kamu personeli veya diğer bir ifade ile “Devlet Memuru” dediğimiz bu kişiler ...
SAĞLIK
18 Ocak 2016 - 00:00










güzel haber