Yazılarımı takip edenler bilirler. Trafik konusunu “benim kadar güdeme getiren ikinci bir kişi yok” desem abartmış olmam.
Gecikilmiş de olsa ilk etapta şehrin belli noktalarına Elektronik Denetleme Sistemi (EDS) kondu. Bazı yerlerde bu konuda konuşulanlara tanık oldum. Uygulamadan sürücülerin pek çoğunda rahatsız olduğunu gördüm. Çünkü artık istedikleri gibi at koşturamayacaklar!
Her şeyden önce insan olarak diğer insanların kişisel hak ve hukuklarına saygılı olmamız lazım. Kapıkule’den Batı’ya doğru çıktığınızda bizdeki kadar trafik kurallarına uyulmayan, kuralların ihlal bu derece ihlal edildiğini göremezsiniz.
Çükü o ülkelerde şoför kurslarında gerek teorik gerekse pratik olarak dersler yeterince ve gereği gibi verilir. Trafikte kurallara uyulup uyulmadığı, gerek polis gerekse MOBESA veya EDS sistemleri ile takip edilir. Kuralları ihlal edenler layık oldukları cezaya çarptırılır. Böyle olunca da trafikte bir düzen sağlanır. Araçlı olanlar yayanın hakkını, yaya olanlarda araç sürücülerinin hakkını ihlal etmez. Etse de ihlaller asgari düzeye iner.
Bizde, sürücüsü ile yayası ile herkes kendi işinin olduğuna bakıyor. Böyle bir davranış tüm toplumda rahatsızlık meydana getirir, çatışmalara yol açar. Öyleleri var ki, 50 Km. sürat tahdidi olan bir yolda kurallara aldırmadan 70-80 Km. hız yapıyor. Tek yönlü yola “girilmez” levhası olan taraftan rahatça giriyor. Adam 100 – 200 metre yürümemek için aracını yasak veya uygunsuz yere park ediyor. Şehrimizde araç parkı yetersizliği en önemli trafik sorunlarından biri. Ama ne yazık ki, şehir yönetimi bu sorunu hiç değilse 10-15 yıl önce çözeceği yerde hep erteledi.
PEKİ, BU DURUM NASIL DÜZELİR? – Her şeyden önce şoför kurslarında çok daha ciddi eğitimler verilmeli, 5 – 10 saatlik kurs ile ehliyet verilmemeli. Mesela Batılı ülkelerde 20 saatten az direksiyon (pratik) dersi pek verilmez. Bu, kişinin yetersizliğine göre 30 saate de çıkarılır.
– Kurslarda diğer sürücü ve yayaların hak ve hukukuna riayet konusunda çok daha ciddi eğitim verilmeli.
– Kemer bağlamama, vasıta sürerken telefonla konuşma ve benzeri hareketlerden kaçınılması konusunda ciddi bir eğitim verilmeli, sonra da sıkı denetim yapılmalı.
– Kısaca, gerekli bir eğitimden geçirildikten sonra da kurallara uymayanlara cezalar gereği gibi uygulanmalı.
– Mahallelerde bilhassa tek yönlü yollara da yer yer Mobesa konmalı. Zira çok ihlaller oluyor.
– Bir başka önemli husus ise Türkiye’de yaklaşık 20 milyon motorlu araç var. Bu araçların yaklaşık 3,5 milyonu trafik sigortası olmadan kullanılıyor. Bu ne ile izah edilebilir. Bu durum, yeterli trafik kontrolü olmadığını gösteriyor. Düşünün ki, trafik sigortası olmayan 3-4 bin TL değerindeki bir araç sizin 50 – 60 bin liralık arabanıza çarptı ve hurda haline getirdi. Çarpan araç sahibinin herhangi bir gayrimenkulü, geliri yok. Ona verilecek hapis cezası sizin mağduriyetinizi giderecek mi?
Şu unutulmamalıdır ki, başkalarını şu veya bu şekilde (korna çalarak, aşırı hız yaparak, yol vermeyerek, yasak yere park ederek…) rahatsız etmek, zarar vermek “kul hakkı”na girer. Bunun hesabı ahrette sorulur!
Diğer taraftan “Adalet” herkese hakkını vermektir. Yasaları, kuralları çiğneyene ceza verilmesi de “Adalet”in gereğidir, kimse kusura bakmasın! Aksi adaletsizliktir.
TRAFİK KONUSUNDA ŞEHİR YÖNETİMİNİN TRAFİK’TEN SORUMLU BİRİMLERİNE DE BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR! Eksiklikler sık sık kontrol edilerek anında tamamlanmalı. Mesela; Belediye’nin ilgili birimi çıkıp mahalleleri şöyle bir dolaşsın, bakalım olması gereken yerlerde trafik levhaları var mı? Yaya kaldırımlar yer yer işgale uğramış mı? Bazı yerlerde yeni yapılan yaya kaldırımları yürümeye elverişli mi? …
Bilhassa şehrin eski yerleşim semtlerinde hız tahdidi 30 Km. olarak uygulanmalı. Çünkü bu semtlerde çoğu yollar dar. Kontrolsüzlükten dolayı birçok sürücü yolların kesiştiği noktaya (köşeye sıfır) araç park ediyor, bu durum bir yoldan diğer bir yola dönüşü engelliyor veya zorlaştırıyor. Kontrol yapılmayınca bu tür trafik ihlalleri artarak devam ediyor.
Yazdıklarım tüm toplumumuzu ilgilendirir. Yöneticisinden yönetilenlerine, sürücüsünden yayasına herkes üzerine düşeni yapmalı. Şehir, sorumsuzca “at koşturma” mekânı değil! Dostça kalın…Recep ÇINAR
Gecikilmiş de olsa ilk etapta şehrin belli noktalarına Elektronik Denetleme Sistemi (EDS) kondu. Bazı yerlerde bu konuda konuşulanlara tanık oldum. Uygulamadan sürücülerin pek çoğunda rahatsız olduğunu gördüm. Çünkü artık istedikleri gibi at koşturamayacaklar!
Her şeyden önce insan olarak diğer insanların kişisel hak ve hukuklarına saygılı olmamız lazım. Kapıkule’den Batı’ya doğru çıktığınızda bizdeki kadar trafik kurallarına uyulmayan, kuralların ihlal bu derece ihlal edildiğini göremezsiniz.
Çükü o ülkelerde şoför kurslarında gerek teorik gerekse pratik olarak dersler yeterince ve gereği gibi verilir. Trafikte kurallara uyulup uyulmadığı, gerek polis gerekse MOBESA veya EDS sistemleri ile takip edilir. Kuralları ihlal edenler layık oldukları cezaya çarptırılır. Böyle olunca da trafikte bir düzen sağlanır. Araçlı olanlar yayanın hakkını, yaya olanlarda araç sürücülerinin hakkını ihlal etmez. Etse de ihlaller asgari düzeye iner.
Bizde, sürücüsü ile yayası ile herkes kendi işinin olduğuna bakıyor. Böyle bir davranış tüm toplumda rahatsızlık meydana getirir, çatışmalara yol açar. Öyleleri var ki, 50 Km. sürat tahdidi olan bir yolda kurallara aldırmadan 70-80 Km. hız yapıyor. Tek yönlü yola “girilmez” levhası olan taraftan rahatça giriyor. Adam 100 – 200 metre yürümemek için aracını yasak veya uygunsuz yere park ediyor. Şehrimizde araç parkı yetersizliği en önemli trafik sorunlarından biri. Ama ne yazık ki, şehir yönetimi bu sorunu hiç değilse 10-15 yıl önce çözeceği yerde hep erteledi.
PEKİ, BU DURUM NASIL DÜZELİR? – Her şeyden önce şoför kurslarında çok daha ciddi eğitimler verilmeli, 5 – 10 saatlik kurs ile ehliyet verilmemeli. Mesela Batılı ülkelerde 20 saatten az direksiyon (pratik) dersi pek verilmez. Bu, kişinin yetersizliğine göre 30 saate de çıkarılır.
– Kurslarda diğer sürücü ve yayaların hak ve hukukuna riayet konusunda çok daha ciddi eğitim verilmeli.
– Kemer bağlamama, vasıta sürerken telefonla konuşma ve benzeri hareketlerden kaçınılması konusunda ciddi bir eğitim verilmeli, sonra da sıkı denetim yapılmalı.
– Kısaca, gerekli bir eğitimden geçirildikten sonra da kurallara uymayanlara cezalar gereği gibi uygulanmalı.
– Mahallelerde bilhassa tek yönlü yollara da yer yer Mobesa konmalı. Zira çok ihlaller oluyor.
– Bir başka önemli husus ise Türkiye’de yaklaşık 20 milyon motorlu araç var. Bu araçların yaklaşık 3,5 milyonu trafik sigortası olmadan kullanılıyor. Bu ne ile izah edilebilir. Bu durum, yeterli trafik kontrolü olmadığını gösteriyor. Düşünün ki, trafik sigortası olmayan 3-4 bin TL değerindeki bir araç sizin 50 – 60 bin liralık arabanıza çarptı ve hurda haline getirdi. Çarpan araç sahibinin herhangi bir gayrimenkulü, geliri yok. Ona verilecek hapis cezası sizin mağduriyetinizi giderecek mi?
Şu unutulmamalıdır ki, başkalarını şu veya bu şekilde (korna çalarak, aşırı hız yaparak, yol vermeyerek, yasak yere park ederek…) rahatsız etmek, zarar vermek “kul hakkı”na girer. Bunun hesabı ahrette sorulur!
Diğer taraftan “Adalet” herkese hakkını vermektir. Yasaları, kuralları çiğneyene ceza verilmesi de “Adalet”in gereğidir, kimse kusura bakmasın! Aksi adaletsizliktir.
TRAFİK KONUSUNDA ŞEHİR YÖNETİMİNİN TRAFİK’TEN SORUMLU BİRİMLERİNE DE BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR! Eksiklikler sık sık kontrol edilerek anında tamamlanmalı. Mesela; Belediye’nin ilgili birimi çıkıp mahalleleri şöyle bir dolaşsın, bakalım olması gereken yerlerde trafik levhaları var mı? Yaya kaldırımlar yer yer işgale uğramış mı? Bazı yerlerde yeni yapılan yaya kaldırımları yürümeye elverişli mi? …
Bilhassa şehrin eski yerleşim semtlerinde hız tahdidi 30 Km. olarak uygulanmalı. Çünkü bu semtlerde çoğu yollar dar. Kontrolsüzlükten dolayı birçok sürücü yolların kesiştiği noktaya (köşeye sıfır) araç park ediyor, bu durum bir yoldan diğer bir yola dönüşü engelliyor veya zorlaştırıyor. Kontrol yapılmayınca bu tür trafik ihlalleri artarak devam ediyor.
Yazdıklarım tüm toplumumuzu ilgilendirir. Yöneticisinden yönetilenlerine, sürücüsünden yayasına herkes üzerine düşeni yapmalı. Şehir, sorumsuzca “at koşturma” mekânı değil! Dostça kalın…Recep ÇINAR









