Bir kişiyi seversiniz ya da sevmezsiniz…
Ana fikir bu!
Sevmek çoğu zaman başarı, sevmemek de yerine göre başarıdır.
Mesela herkesin sevip saydığı bir insana sizin ısınamamanız veya sevmemeniz anormal bir durum olarak algılanır ve çevreniz tarafından yadırganır.
Bu durumu tam tersine çevir: o zaman da herkesin sevmediği, çevresinde bulunmasından rahatsızlık duyduğu ve sizin sevmeye değer bir şey bulduğunuz herhangi bir insana karşı takındığınız tavır, çevredeki kanaat önderleri tarafından yadırganır.
*
Konuyu şuraya getireceğim…
Aynı ortamda küslük, dargınlık vs. olmaz tarzında bir uyarı aldım.
Bir insanla aynı ortamda olabilmek için illaki karşımdakini sevmem gerekmiyor.
O insanın tavır ve sözleri beni her ne kadar gerse de, kendisinden her ne kadar hoşlanmasam da varlığına ve o an orada olan kişilerin huzuruna duyduğum saygıdan ötürü elbette bu kişiye katlanabilir, o yokmuş gibi davranabilirim.
He bu çevremdeki kişileri rahatsız ederse, gidebilirim de…
Alınma, darılma, gönül koyma felan olmaz…
Herkesin sevdiği birisini sevmek zorunda değilsiniz, sizi herkesin sevdiği veya seviyor gibi üzerine üşüşüp, etrafında dolandığı o kişi veya kişileri sevmek zorunda hiç değilsiniz…
Bu zorunluluğu kendinizde hissetmeyin…
Yine herkesin nefret ettiği bir kişide, bakanların göremediği, görenlerin görmezden geldiği birçok şeyi siz görebilirsiniz…
İşte bunun üzerine gidin…
*
Evvelsi gün bir köşe yazısında “Suçluyu kazıyın, altından insan çıkar” diye bir cümle okudum.
Mesele tam da bu!
Şuan okuduğunuz tüm cümleleri silin atın!
İşte bu cümledir meselenin özü, kökü…
Siz karşınızdakinin özündeki insanı görmek isteyin yeter ki…
*
İnsan, özündeki o saf, temiz, yalın ve içten olan bazı duyguları hala yitirmemişse ve siz onu göremiyorsanız: evet, siz başarısız, kabuklu, sonradan olma, kulaktan dolma ve görme engelli bir insansınız…
Lakin bir kişi, onu değerli kılan o tüm öğeleri yitirip üzerinize boca etmeye çalışıyor ve siz bunun farkına varıp kendinizi uzaklaştırıyorsanız, evet, siz başarılı, hala insana ve ahlaka dair bir kırıntı taşıyan, görme ve duyma yetisini yitirmemiş bir insansız…
Her iki kuramı ters çevirdiğinizde zaten; diğerleri de otomatik cevap olarak karşınızda kabak gibi duruyor olacak…
Uzun lafın kısası kimse kimseyi sevmek zorunda değil kardeşim!
İnsan insanı sever zaten…
*
Bazı insanların yeryüzündeki sinyalleri bozulmuş…
Varoluş sebebini sadece çıkarları ve makamları üzerine kurmuş bu kişiler…
*
Dünyada insan kayıp aranıyor…
Dünyada sevgi kayıp aranıyor…
Dünyada saygı, ahlak, onur, gurur, erdem kayıp aranıyor!
Peki ya çevremize ve kendimize baktık mı?
Bizimde genlerimiz daha doğrusu sinyallerimizle oynanıyor…
Evet bizde irtifa kaybediyoruz dünya denen boş hava sahasında…
Sonuç olarak kişilerin kendisi ile olan yarışlarının bittiği ve etrafındaki kişilerle makam mevki sevdası üzerine uğraşırken kendini kaybettiği bir zaman dilimindeyiz.
Çekemeyenler anten taksın diye bir ergen sözü vardır ya hani…
Bende bu söze ilaveten ve bu zaman dilimine ithafen diyorum ki:
“Bu tip insanlar dünyanın uydusu Ay’ı taksalar hala sinyal sorunu yaşarlar”Gökhan ATEŞ
Ana fikir bu!
Sevmek çoğu zaman başarı, sevmemek de yerine göre başarıdır.
Mesela herkesin sevip saydığı bir insana sizin ısınamamanız veya sevmemeniz anormal bir durum olarak algılanır ve çevreniz tarafından yadırganır.
Bu durumu tam tersine çevir: o zaman da herkesin sevmediği, çevresinde bulunmasından rahatsızlık duyduğu ve sizin sevmeye değer bir şey bulduğunuz herhangi bir insana karşı takındığınız tavır, çevredeki kanaat önderleri tarafından yadırganır.
*
Konuyu şuraya getireceğim…
Aynı ortamda küslük, dargınlık vs. olmaz tarzında bir uyarı aldım.
Bir insanla aynı ortamda olabilmek için illaki karşımdakini sevmem gerekmiyor.
O insanın tavır ve sözleri beni her ne kadar gerse de, kendisinden her ne kadar hoşlanmasam da varlığına ve o an orada olan kişilerin huzuruna duyduğum saygıdan ötürü elbette bu kişiye katlanabilir, o yokmuş gibi davranabilirim.
He bu çevremdeki kişileri rahatsız ederse, gidebilirim de…
Alınma, darılma, gönül koyma felan olmaz…
Herkesin sevdiği birisini sevmek zorunda değilsiniz, sizi herkesin sevdiği veya seviyor gibi üzerine üşüşüp, etrafında dolandığı o kişi veya kişileri sevmek zorunda hiç değilsiniz…
Bu zorunluluğu kendinizde hissetmeyin…
Yine herkesin nefret ettiği bir kişide, bakanların göremediği, görenlerin görmezden geldiği birçok şeyi siz görebilirsiniz…
İşte bunun üzerine gidin…
*
Evvelsi gün bir köşe yazısında “Suçluyu kazıyın, altından insan çıkar” diye bir cümle okudum.
Mesele tam da bu!
Şuan okuduğunuz tüm cümleleri silin atın!
İşte bu cümledir meselenin özü, kökü…
Siz karşınızdakinin özündeki insanı görmek isteyin yeter ki…
*
İnsan, özündeki o saf, temiz, yalın ve içten olan bazı duyguları hala yitirmemişse ve siz onu göremiyorsanız: evet, siz başarısız, kabuklu, sonradan olma, kulaktan dolma ve görme engelli bir insansınız…
Lakin bir kişi, onu değerli kılan o tüm öğeleri yitirip üzerinize boca etmeye çalışıyor ve siz bunun farkına varıp kendinizi uzaklaştırıyorsanız, evet, siz başarılı, hala insana ve ahlaka dair bir kırıntı taşıyan, görme ve duyma yetisini yitirmemiş bir insansız…
Her iki kuramı ters çevirdiğinizde zaten; diğerleri de otomatik cevap olarak karşınızda kabak gibi duruyor olacak…
Uzun lafın kısası kimse kimseyi sevmek zorunda değil kardeşim!
İnsan insanı sever zaten…
*
Bazı insanların yeryüzündeki sinyalleri bozulmuş…
Varoluş sebebini sadece çıkarları ve makamları üzerine kurmuş bu kişiler…
*
Dünyada insan kayıp aranıyor…
Dünyada sevgi kayıp aranıyor…
Dünyada saygı, ahlak, onur, gurur, erdem kayıp aranıyor!
Peki ya çevremize ve kendimize baktık mı?
Bizimde genlerimiz daha doğrusu sinyallerimizle oynanıyor…
Evet bizde irtifa kaybediyoruz dünya denen boş hava sahasında…
Sonuç olarak kişilerin kendisi ile olan yarışlarının bittiği ve etrafındaki kişilerle makam mevki sevdası üzerine uğraşırken kendini kaybettiği bir zaman dilimindeyiz.
Çekemeyenler anten taksın diye bir ergen sözü vardır ya hani…
Bende bu söze ilaveten ve bu zaman dilimine ithafen diyorum ki:
“Bu tip insanlar dünyanın uydusu Ay’ı taksalar hala sinyal sorunu yaşarlar”Gökhan ATEŞ









