Edirneliler onu Saraçlar Caddesinde yaptığı Pandomim ve Kukla performanslarıyla tanıdı. Çoğu sanatçı gibi onun da zorlu bir hayat hikayesi var. Sanat camiası Batuhan Öztürk’ü ‘Nessini’ olarak biliyor. Hayat hikayesine kaldığı yerden devam etmek için Edirne’yi seçmiş ve sevmiş. Farklı projelerinden hayat hikayesine, Türkiye’deki sanattan pandomim ve kukla sanatına kadar pek çok konuyu konuştuk. BİZE BİRAZ KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ?-Birçok kişi tarafından Nessini olarak bilinsem de resmi kayıtlarda Batuhan Öztürk olarak anılıyorum. 1989 Eminönü doğumluyum. 2007 de Büyükşehir Hüseyin Yıldız Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra öğrenim hayatıma Gazi Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkilerinde devam etmeye çalıştımsa da başarılı olamadım. Hali hazırda Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisiyim. Ailemin anlattıkları ve benim hayal meyal hatırladığım kadarıyla annemi güldürebilmek için onun başörtüsünü takıp taklidini yaptığım, oyuncaklarımı kukla yaparak tanıdığım insanları canlandırdığım bir çocukluğum oldu. Sıkıntılı bir çocukluk döneminde biraz daha mutlu olmanın yollarını arıyordum muhtemelen. Sonrasında ‘ Biraz daha mutlu olmaya çalışan çocuk’ zamanla ‘hayatı güzellemeye çalışan çocuk’ olarak değişti diyebiliriz. NESSİNİ KİMDİR VE HİKÂYESİ NEDİR? SANAT HAYATI NASIL BAŞLADI?-Nessini, benim 2013 ten itibaren kullandığım sahne ismim. Kosova’daki ‘ Play for All’ festivalinde tanıştığım sanatçılar ve sanat emekçilerinden etkilenmem sonucu profesyonel olarak sanat hayatıma yön verme kararı aldım ve bir sahne adı kullanmaya başladım. Bu ismin beni tam olarak ifade eden bir isim olması gerekiyordu. ‘ Sen nesin? ’ sorusunu kendime sormam yetti. Ülkemizin en önemli değerlerinden olduğunu düşündüğüm Aziz Nesin’ i, Aziz Dede’ yi kendisine örnek alan bir sanatçı olarak ‘ Nessin-i’ ismini tercih ettim. Bir başka değer Nesimi’ yi de içinde barındırıyordu bu isim. Avrupa’da da piarı olsun diye iki ‘ s’ tercih ettim (Gülüşmeler).Sanat hayatım ise 1999 yılında Çığlık Sokak Tiyatrosunda başladı. Her zamanki gibi politik olarak tiyatroların baskı altında olduğu bir dönemde, mahallemde bir sanat atölyesinin olması çok büyük bir şans olmuştu benim için. Ailem de, uzun yıllardır evin ‘ güldüreni’ olarak sürdürdüğüm tiyatro hayatımı artık usta ellere bırakıp evde rahat bir nefes almak istedi sanırım. Ben ise atölyenin kapısından girdikten sonra yaşadığım atmosferin her zaman hayatımda olması gerektiğinin kararına varmıştım. Oyunculuk ve pandomim eğitiminin dışında hayatla ilgili güzellikler öğreniyordum sonuçta. PANDOMİM VE KUKLA ÇOK GÖZ ÖNÜNDE DURAN BİR SANAT DALI DEĞİL. NEDEN SADECE OYUNCULUK YAPIP GÖZ ÖNÜNDE BULUNMAK İSTEMEDİN?-Dediğim gibi o dönem de çok baskı altında olduğumuz bir dönemdi. Ustam Cemal Uçarman ve oradaki ekibin verdiği mücadeleye rağmen usülsüz bir şekilde atölyemiz kapatıldı. Sonra Ortadirek Tiyatrosunda eğitimime devam ettim. Bir diğer ustam Osman Genç’ in de aynı mücadelesine tanık olmuştum. Ustalarımın tiyatro için verdiği mücadele ise hayat görüşüme yön verdi. BEN TİYATROCU OLACAĞIM. Sahne önünde, sahne arkasında, dekor taşımasında, kirinde, pasında bu mücadelede olmalıydım. İşin içerisinde oyunculukta var tabi ama açıkçası tiyatronun dip köşe neresi varsa orda mücadele vermek daha keyif veriyor bana. 2008 de Maskistanbul’ da Fatih Kolçak’la çalıştığım süreçte olsun, sonrasında kurduğum ekiplerde olsun, yine o süreçte tanıştığım Janset Karavin’ le Düşülke Atölyesi projesini oluşturduktan sonrası olsun hep bu mücadeleyle geçti, geçiyor. Sokakta, kafede, barda, internette, kısacası insana dokunabileceğimiz her yerde. DÜŞÜLKE ATÖLYESİ FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKTI.?-Janset Karavin’le 2010 da Maskistanbul ekibinde tanıştım. Janset Abla da mücadelesine hayran olduğum sanatçılardandır. Daha sonra Düşülke Yayıncılık ve Sahne Sanatlarını kurdu. Hem yazarlık hem yayıncılıkla çok önemli eserler kazandırdı. Maskistanbuldan sonra Düşülke’ de de beraber çalıştık. Sonrasına sahne sanatları kısmını Düşülke Atölyesinde toplama düşüncemiz oldu. Pandomim, kukla, gölge oyunu, mask tiyatrosu, yetişkin ve çocuk oyunlarıyla Avcılarda atölyemizi açtık. ‘ Düşlerimizdeki özgür yeryüzüne’ düsturu ve manifestomuzla da Edirne’ de devam ediyoruz. PEKİ, NEDEN EDİRNE?-İstanbul’dan uzak bir yerde, Avcılarda dahi İstanbul un yozlaşmışlığı ve kargaşası yüzünüze is gibi yapışıyor artık. Ben nefes alamadığımı düşünüp şehri terk etme kararı aldım. Popüler kültürsüzlüğün hâkim olduğu bir şehirde yel değirmenleri kalmamıştı benim için. Tesadüfen Edirne’ ye geldim ve çok sevdim. Taharet musluğunun kullanıldığı en batı il diyorum ben Edirne’ye. Çevremdeki insanlar sevmedi bu cümleyi ama benim için anlamı çok büyük. Doğu’ nun zamanında kazandırdığı bütün güzel şeylerin halen köhneleştirilmediği bir doğu ili ve Batı’ yı da kısmen özümseme yolunda giden bir şehir. Biz toplum olarak bunu yakaladığımız anda aydınlık gelecek bizi bekliyor olacaktır. O yüzden bir sanatçı için mücadele edilecek bir şehir. Uğruna Don Kişot’ luk yapılacak çok sayıda insan var bu şehirde. EDİRNE SEYİRCİSİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUN?-Ben Edirne’ye Nisan ayında geldim. Sezonun kapanmasına bir ay kala yani. O yüzden genel bir değerlendirme yapmak ahkâm kesmek olur benim için. Ama sokakta ya da diğer ekiplerin oyunlarında denk geldiğim kadarıyla anlatmak gerekirse, Edirne bilgiye, sanata, öğrenmeye doymayacağını bilen bir halka sahip. İstanbul un hengâmesinde her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bir kitleden sonra sanatçısına vaha etkisi yaratan bir seyirci diyebilirim. Üniversite toplulukları aktif olarak görev üstleniyorlar şehir dışından tiyatrolar turneye geliyor, demek ki seyircisi sahip çıkıyor. Tiyatro seyirci varsa tamamlanır çünkü. Lakin yerleşik bir tiyatrosunun olmaması bir soru işareti oldu benim için. Bu sezon Edirneye yerleşik bir tiyatro kazandırmak istiyoruz o yüzden biz de. Ekibimizi toparlıyoruz, oyunlarımızı hazırlıyoruz ve yer bakıyoruz. Umarız yeni sezon itibariyle projelerimizi hayata geçirip Edirne Seyircisi karşısına çıkarız SON OLARAK NE SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?-Biz 21. Yüzyılın aydınlık geleceği arifesinde beton yığınlarının arasına masallar mayalamaya çalışmaktayız. Çocukların hayal dünyasındaki gibi güzel bir yeryüzü mücadelemize, Edirne’de devam ediyoruz. Üretimimizi iki kat çabayla sürdürdüğümüz bu süreçte Edirne halkının da sanata ve bilgiye iki kat sahip çıkmasının, toplum olarak hepimizi daha iyi yerlere taşıyacağına inanıyorum. Son olarak da Janset Ablanın birkaç dizesiyle noktalayalım isterseniz. ‘Mağara duvarlarına resimler çizen ilk münzeviden bugüne;Sanatta devrimci güzellemeyi miras bırakan her itilmiş- dışlanmış,Deli gözüyle bakılmış, cesur, cüretkar hatta korkusuz veBağımsız, evcilleştirilmemiş atamıza, İsa, Musa, Muhammet veBilindik unutulduk tüm elçilere, Leonardo’ yaYunus’ a, Nazım’a, Brecht’ e, Ece’ ye, Mallarme’ ye, Aragon’aDostoyevski’ ye ve daha nicelerine selam olsun!’Janset KARAVİN
KÜLTÜR-SANAT
Yayınlanma: 30 Temmuz 2017 - 05:58
Kuklanın ipleri kimin elinde
KÜLTÜR-SANAT
30 Temmuz 2017 - 05:58









