“Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeğe gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.”Bu cümleler büyük halk ozanı, iki gözüm Âşık Veysel’e ait.
Yakalandığı hastalığı anlatıyor.
Yine kendine has sade dil, net tavır.
Tabi kendi deyimiyle başına zindan olunca dünya, babası dayanamaz bu duruma.
Derhal bir saz alır oğlu Veysel’e, halk ozanlarından da şiirler okuyup ezberletir.
Aydınlatır o dünyayı.
Veysel, ilk saz derslerini babasının arkadaşı Âşık Alâ ‘dan alır.
Sazına öyle bir tutunur ki, hayata eskisinden daha çok bağlanır. Tüm alemi sazıyla görür, tüm duygularını özüyle anlatır.İşitme duyusunu tamamen yitirdiği haliyle 9. Senfoni’yi besteleyen Beethoven’in Anadolu’yla harmanlanmış, Anadolu kokan halidir.
Gözün görmesinden daha çok, gönlün görmesinin mühim olduğunun en güzel örneğidir.Günümüzde de ismen “engelliliğin” aslında hiçbir engel oluşturamayacağının canlı örnekleri vardır.
Ampute sporcular mesela..
Ya da paralimpik olimpiyatlarda birçok dalda boy gösteren, yarışan sporcular.
Bir de Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı.
Taraftarların onlara taktıkları isimle, “Engelsiz Aslanlar”!
2005 yılında kurulup, 2006 yılından bugüne tüm sezonlarda nağmalup şampiyon olan, 5 Avrupa, 4 Kıtalararası şampiyonluğu kazanan aslanlar da engel tanımayanların gurur listesine isimlerini altın harflerle yazdırdılar.Ve hiçbir biyolojik engeli olmayan insanlar bilmelidirler ki; iki elinizin, iki gözünüzün, iki kulağınızın ve iki ayağınızın biri aynı zamanda onlarındır.
Herkes, birer engelli adayıdır.
Dünden bugüne, tüm yaşam koşullarında hala ve hala eşitliği sağlamadığımız için de ne kadar utansak azdır.Ve siz, gönlü engelsizler!
Yeter ki inanın.
Veysel’deki baba, günü gelir de kulağından tutup getiriverir size de o sazın.Ali ALKAN
Yakalandığı hastalığı anlatıyor.
Yine kendine has sade dil, net tavır.
Tabi kendi deyimiyle başına zindan olunca dünya, babası dayanamaz bu duruma.
Derhal bir saz alır oğlu Veysel’e, halk ozanlarından da şiirler okuyup ezberletir.
Aydınlatır o dünyayı.
Veysel, ilk saz derslerini babasının arkadaşı Âşık Alâ ‘dan alır.
Sazına öyle bir tutunur ki, hayata eskisinden daha çok bağlanır. Tüm alemi sazıyla görür, tüm duygularını özüyle anlatır.İşitme duyusunu tamamen yitirdiği haliyle 9. Senfoni’yi besteleyen Beethoven’in Anadolu’yla harmanlanmış, Anadolu kokan halidir.
Gözün görmesinden daha çok, gönlün görmesinin mühim olduğunun en güzel örneğidir.Günümüzde de ismen “engelliliğin” aslında hiçbir engel oluşturamayacağının canlı örnekleri vardır.
Ampute sporcular mesela..
Ya da paralimpik olimpiyatlarda birçok dalda boy gösteren, yarışan sporcular.
Bir de Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı.
Taraftarların onlara taktıkları isimle, “Engelsiz Aslanlar”!
2005 yılında kurulup, 2006 yılından bugüne tüm sezonlarda nağmalup şampiyon olan, 5 Avrupa, 4 Kıtalararası şampiyonluğu kazanan aslanlar da engel tanımayanların gurur listesine isimlerini altın harflerle yazdırdılar.Ve hiçbir biyolojik engeli olmayan insanlar bilmelidirler ki; iki elinizin, iki gözünüzün, iki kulağınızın ve iki ayağınızın biri aynı zamanda onlarındır.
Herkes, birer engelli adayıdır.
Dünden bugüne, tüm yaşam koşullarında hala ve hala eşitliği sağlamadığımız için de ne kadar utansak azdır.Ve siz, gönlü engelsizler!
Yeter ki inanın.
Veysel’deki baba, günü gelir de kulağından tutup getiriverir size de o sazın.Ali ALKAN









