Bir yılı daha geride bıraktık. Farkında olalım veya olmayalım ömür sermayemiz tükeniyor.
Ömür şöyle veya böyle geçecektir. Ama önemli olan ömrümüzü, hem dünya hem de ahret için en iyi bir şekilde, ömrü bize verenin isteği doğrultusuna değerlendirmektir. Çükü; ölüm var, ahret var ve de hesap var!
Son Peygamber Muhammed (sav) öyle diyor; “iki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
Mantıken; “bugünüm dünüm ile aynı ise kârım yoksa da en azından zararım da yok” şeklinde düşünülebilir! Ancak geçen zaman, ömürden kaybedilen ve geri getirilmesi mümkün olmayan bir değerdir. Bu bakımdan iki günümüzün birbirine eşit olması telafisi mümkün olmayan bir kayıptır, zarardır. İnsanın bir günü bile telafi edilemeyecek bir zarar olursa, zararla kapatılan bir yıl nasıl telafi edilir?
Bunun için “kayıp yıllar” romanlara, şarkılara, şiirlere dahi konu oluyor.
GEÇEN BİR YILIN MUHASEBESİNİ ÖZETLE YAPACAK OLURSAK; Geride bıraktığımız 2015 yılına İşgaller, mülteci ve terör olayları ile seçimler damgasını vurdu.
2001 ABD’de ikiz kulelerin yıkılmasının ardından icraata konan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), “ basına deklare edilen, dünya kamuoyuna açıklanan hali ile Ortadoğu ve yakın çevresi coğrafyasında yer alan ülkelerde batılı anlamda demokrasinin sağlanması, terörizmin ortadan kaldırılması, ekonomik ilişkilerin arttırılması ve ekonomik işbirlikleri sağlanarak bölgenin istikrara kavuşturulması” şeklinde idi. Ve bu projenin çekirdeğinin Türkiye olarak kabul edilmesi! Batı tipi demokrasiyle yönetilen Türkiye, batı diliyle “Light İslam” (Ilımlı İslam) bir yönetim altında bu ülkelere önderlik yapacak.
İkiz kulelerin yıkılması bahane edilerek Afganistan işgali ile başlatılan proje, daha sonra Irak’ın işgali, Arap Baharı, Libya işgali… Ve 5 yıldır komşumuz Suriye’de devam eden iç savaş. Geride bıraktığımız 2015 yılında Suriye’deki iç savaş, tabir caizse “gemi iyice azıya aldı” dedirtecek türden. Şimdi Suriye’deki karışıklık işin içinden kolay çıkılacak gibi değil. Bütün emperyalist güçler bir ceylana saldıran aç çakallar gibi Suriye’nin üzerine çöktü. Bunun neticesinde yüz binlerce insan hayatını kaybederken milyonlarcası da yerini yurdunu terk etti. Güvenilir gördüğü bir ülkeye sığınmak için her türlü tehlikeyi göze alan insanlardan binlercesi denilerde boğularak cesetleri kıyıya vurdu. 2015 yılında işgallere paralel olarak terör olayları da arttı. Bunların en şiddetlileri ise Temmuz ayında Suruç’ta 32, Ekim ayında Ankara’nın merkezinde 102 ve Kasım ayında Paris’te 132 kişinin hayatını kaybettiği terör olayları oldu.
Ülkemizde sürdürülen PKK terörünün 30 yıllık katliam bilançosu 35 bin insana ulaştı. PKK terörü 2015 yılında adeta zirve yaptı. Hemen her gün şehit haberleri gelmeye devam ediyor.
2015 yılına damgasını vuran en önemli olaylar arasında ülkemizde 2 kez genel seçim yapılması da var. İlki 7 Haziran’da yapılan genel seçimlerde tek parti iktidarı gerçekleşmeyince algı yöntemleri, sürü psikolojileri ile allem edildi, kallem edildi toplumu geçici rahatlatacak bazı vaatler verildi, yandaş medya tam kadro 7/24 devreye girdi, yardım(!) fonunun kapıları ağzına kadar açıldı. İbrahim Veli’nin dediği gibi “seçmen, en kötü hükümetin hükümetsizlikten iyi olduğunu düşünmüş, 2002 fabrika ayarlarına zorlanmış, denenmişi denemek durumunda kalmıştır. Ekonomik tercihlerle siyasi tercihleri yönlendirilmiş, duygusallığa kontrolünden fazla yer vererek, ‘iyi niyeti’ne kurban gitmiştir.
EKONOMİ Mİ?
– Faizle borçlanmaya devam. Borç yiğidin kamçısıdır, borcu borçla öde!
– Üretimle uğraşacak zaman mı var! Elin oğlu her şey üretiyor, ithalata devam.
– KİT’lerle uğraşacak hiç vaktimiz yok! Kalan ne varsa onları da sat.
Peki, muhalefet ne yapıyor? İktidarın çevirdiği filmi seyrediyor!
Şimdi kendimize şu soruyu soralım; 2015 yılını da ‘ucuza harcadık’. İyi de Türkiye nereye gidiyor?VE YILBAŞI ! İslam, kendilerinden olmayan inanç topluluklarına; inanç, sosyal ve siyasal anlamda benzemeyi yasaklamıştır. Bu yasaklama Müslüman toplumunu muhafaza etmek içindir. Fatiha suresinin son ayetinde “bizi Yahudi ve Hıristiyanlara benzetme, onların yoluna iletme” diye dua etmemiz emredilmektedir.
Yılbaşı kutlamalarında kumar, alkol ve zina çeşitleriyle birlikte kamuoyuna sunulmaktadır. Yılbaşı felsefesi ne İslami ve ne de insanidir. İslam dini ile bir ilişkisi ve benzerliği de yoktur. İnsan fıtratı/yaradılışı ile de bir alakası yoktur. Müslümanlar açısından dini, tarihi, sosyolojik ve kültürel bir değer de taşımamaktadır.
Yılbaşı etkinliklerinin semavi dinler ve bozulmamış insan fıtratına sahip olan topluluklar tarafından kabulü mümkün değildir. Çünkü bu etkinlikler tüm Peygamberlerin günah saydığı; büyük günahların sınır tanımaksızın işlenmesine ve görsel bir boyut kazanarak toplumsallaşmasına neden olmaktadır.
Yılbaşı; tüketimin, ağaç katliamının, alkolün, zinanın, kumarın, haz ve zevkin yüksek perdeden toplum katmanında koro halinde icra edilmesinin adıdır.
Peki, bu saydıklarımız İslam’ın ‘haram’ kıldığı ameller değil mi?
Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olan; yapılmasını emrettiklerini yapan/yapmaya çalışan, yasak ettiklerini de yapmayan/yapmamaya çalışan insan demek değil mi?
O halde bu yapılanlar ne ile ve nasıl izah edilebilir?
Türkiye’de olduğu gibi İslam ülkelerinde miladi yılbaşı etkinlikleri devlet destekli kutlanmaktadır. Ve o gün tatildir. Müslüman toplumun çoğunluğu da bu etkinliklere göreceli de olsa katılmaktadır.
Bizim için iki seçenek var; ya Allah’ın kurallarına uyacak rızasını kazanan kul olacağız yahut da kulların koyduğu kurallara gözü kapalı uyarak en hafif tabiri ile gırtlağa kadar günaha batacağız! Bunun başka izahı yok. Allah’ın koyduğu kuralları İnkâr ise kişiyi imandan yok eder! O zaman her türlü küfür yolu açıktır hangine istersen gir, fark etmez!
Noel anlayışı dışında yılbaşı tarzı yaşam biçimi zaten varlığını sürdürmektedir. Yılbaşına birkaç gün kala, yılbaşı kutlamalarının haram olduğunu hutbelerde okumak, gazete köşelerinde yazmak pek bir şeyi değiştirmiyor!
Bu günde yapılan içkili, kumarlı eğlencelerin gerçek Hıristiyanlıkla da hiçbir ilgisi yoktur. Beşeriyetin ıslahı (İnsanlığın düzelmesi) için Allah Teâlâ tarafından gönderilmiş ilahi bir din, Peygamberin doğum yıl dönümünün bu şekilde kutlanmasına müsaade eder mi? İçkili, kumarlı ve insanı küçük düşüren zevklerin terennüm edildiği kutlama törenleri, İlahi bir dinin esaslarıyla bağdaşabilir mi?
Müslümanlar olarak bizim yılbaşımız ‘Hicri Yılbaşı’dır, onun da kendi medeniyet değerlerimize göre kutlama usulleri vardır.
Müslüman, Müslüman’ca yaşamalıdır. Onun için Müslümanlar o akşamki kutulamalardan uzak durmalı, Müslümanca etkinlik ve ibadet ile meşgul olmalı!
Dinimize, iman ve irfanımıza, sımsıkı sarılalım ki dünyada ve ahrette kurtuluş bulalım.
Dostça kalın…Recep ÇINAR
Ömür şöyle veya böyle geçecektir. Ama önemli olan ömrümüzü, hem dünya hem de ahret için en iyi bir şekilde, ömrü bize verenin isteği doğrultusuna değerlendirmektir. Çükü; ölüm var, ahret var ve de hesap var!
Son Peygamber Muhammed (sav) öyle diyor; “iki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
Mantıken; “bugünüm dünüm ile aynı ise kârım yoksa da en azından zararım da yok” şeklinde düşünülebilir! Ancak geçen zaman, ömürden kaybedilen ve geri getirilmesi mümkün olmayan bir değerdir. Bu bakımdan iki günümüzün birbirine eşit olması telafisi mümkün olmayan bir kayıptır, zarardır. İnsanın bir günü bile telafi edilemeyecek bir zarar olursa, zararla kapatılan bir yıl nasıl telafi edilir?
Bunun için “kayıp yıllar” romanlara, şarkılara, şiirlere dahi konu oluyor.
GEÇEN BİR YILIN MUHASEBESİNİ ÖZETLE YAPACAK OLURSAK; Geride bıraktığımız 2015 yılına İşgaller, mülteci ve terör olayları ile seçimler damgasını vurdu.
2001 ABD’de ikiz kulelerin yıkılmasının ardından icraata konan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), “ basına deklare edilen, dünya kamuoyuna açıklanan hali ile Ortadoğu ve yakın çevresi coğrafyasında yer alan ülkelerde batılı anlamda demokrasinin sağlanması, terörizmin ortadan kaldırılması, ekonomik ilişkilerin arttırılması ve ekonomik işbirlikleri sağlanarak bölgenin istikrara kavuşturulması” şeklinde idi. Ve bu projenin çekirdeğinin Türkiye olarak kabul edilmesi! Batı tipi demokrasiyle yönetilen Türkiye, batı diliyle “Light İslam” (Ilımlı İslam) bir yönetim altında bu ülkelere önderlik yapacak.
İkiz kulelerin yıkılması bahane edilerek Afganistan işgali ile başlatılan proje, daha sonra Irak’ın işgali, Arap Baharı, Libya işgali… Ve 5 yıldır komşumuz Suriye’de devam eden iç savaş. Geride bıraktığımız 2015 yılında Suriye’deki iç savaş, tabir caizse “gemi iyice azıya aldı” dedirtecek türden. Şimdi Suriye’deki karışıklık işin içinden kolay çıkılacak gibi değil. Bütün emperyalist güçler bir ceylana saldıran aç çakallar gibi Suriye’nin üzerine çöktü. Bunun neticesinde yüz binlerce insan hayatını kaybederken milyonlarcası da yerini yurdunu terk etti. Güvenilir gördüğü bir ülkeye sığınmak için her türlü tehlikeyi göze alan insanlardan binlercesi denilerde boğularak cesetleri kıyıya vurdu. 2015 yılında işgallere paralel olarak terör olayları da arttı. Bunların en şiddetlileri ise Temmuz ayında Suruç’ta 32, Ekim ayında Ankara’nın merkezinde 102 ve Kasım ayında Paris’te 132 kişinin hayatını kaybettiği terör olayları oldu.
Ülkemizde sürdürülen PKK terörünün 30 yıllık katliam bilançosu 35 bin insana ulaştı. PKK terörü 2015 yılında adeta zirve yaptı. Hemen her gün şehit haberleri gelmeye devam ediyor.
2015 yılına damgasını vuran en önemli olaylar arasında ülkemizde 2 kez genel seçim yapılması da var. İlki 7 Haziran’da yapılan genel seçimlerde tek parti iktidarı gerçekleşmeyince algı yöntemleri, sürü psikolojileri ile allem edildi, kallem edildi toplumu geçici rahatlatacak bazı vaatler verildi, yandaş medya tam kadro 7/24 devreye girdi, yardım(!) fonunun kapıları ağzına kadar açıldı. İbrahim Veli’nin dediği gibi “seçmen, en kötü hükümetin hükümetsizlikten iyi olduğunu düşünmüş, 2002 fabrika ayarlarına zorlanmış, denenmişi denemek durumunda kalmıştır. Ekonomik tercihlerle siyasi tercihleri yönlendirilmiş, duygusallığa kontrolünden fazla yer vererek, ‘iyi niyeti’ne kurban gitmiştir.
EKONOMİ Mİ?
– Faizle borçlanmaya devam. Borç yiğidin kamçısıdır, borcu borçla öde!
– Üretimle uğraşacak zaman mı var! Elin oğlu her şey üretiyor, ithalata devam.
– KİT’lerle uğraşacak hiç vaktimiz yok! Kalan ne varsa onları da sat.
Peki, muhalefet ne yapıyor? İktidarın çevirdiği filmi seyrediyor!
Şimdi kendimize şu soruyu soralım; 2015 yılını da ‘ucuza harcadık’. İyi de Türkiye nereye gidiyor?VE YILBAŞI ! İslam, kendilerinden olmayan inanç topluluklarına; inanç, sosyal ve siyasal anlamda benzemeyi yasaklamıştır. Bu yasaklama Müslüman toplumunu muhafaza etmek içindir. Fatiha suresinin son ayetinde “bizi Yahudi ve Hıristiyanlara benzetme, onların yoluna iletme” diye dua etmemiz emredilmektedir.
Yılbaşı kutlamalarında kumar, alkol ve zina çeşitleriyle birlikte kamuoyuna sunulmaktadır. Yılbaşı felsefesi ne İslami ve ne de insanidir. İslam dini ile bir ilişkisi ve benzerliği de yoktur. İnsan fıtratı/yaradılışı ile de bir alakası yoktur. Müslümanlar açısından dini, tarihi, sosyolojik ve kültürel bir değer de taşımamaktadır.
Yılbaşı etkinliklerinin semavi dinler ve bozulmamış insan fıtratına sahip olan topluluklar tarafından kabulü mümkün değildir. Çünkü bu etkinlikler tüm Peygamberlerin günah saydığı; büyük günahların sınır tanımaksızın işlenmesine ve görsel bir boyut kazanarak toplumsallaşmasına neden olmaktadır.
Yılbaşı; tüketimin, ağaç katliamının, alkolün, zinanın, kumarın, haz ve zevkin yüksek perdeden toplum katmanında koro halinde icra edilmesinin adıdır.
Peki, bu saydıklarımız İslam’ın ‘haram’ kıldığı ameller değil mi?
Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olan; yapılmasını emrettiklerini yapan/yapmaya çalışan, yasak ettiklerini de yapmayan/yapmamaya çalışan insan demek değil mi?
O halde bu yapılanlar ne ile ve nasıl izah edilebilir?
Türkiye’de olduğu gibi İslam ülkelerinde miladi yılbaşı etkinlikleri devlet destekli kutlanmaktadır. Ve o gün tatildir. Müslüman toplumun çoğunluğu da bu etkinliklere göreceli de olsa katılmaktadır.
Bizim için iki seçenek var; ya Allah’ın kurallarına uyacak rızasını kazanan kul olacağız yahut da kulların koyduğu kurallara gözü kapalı uyarak en hafif tabiri ile gırtlağa kadar günaha batacağız! Bunun başka izahı yok. Allah’ın koyduğu kuralları İnkâr ise kişiyi imandan yok eder! O zaman her türlü küfür yolu açıktır hangine istersen gir, fark etmez!
Noel anlayışı dışında yılbaşı tarzı yaşam biçimi zaten varlığını sürdürmektedir. Yılbaşına birkaç gün kala, yılbaşı kutlamalarının haram olduğunu hutbelerde okumak, gazete köşelerinde yazmak pek bir şeyi değiştirmiyor!
Bu günde yapılan içkili, kumarlı eğlencelerin gerçek Hıristiyanlıkla da hiçbir ilgisi yoktur. Beşeriyetin ıslahı (İnsanlığın düzelmesi) için Allah Teâlâ tarafından gönderilmiş ilahi bir din, Peygamberin doğum yıl dönümünün bu şekilde kutlanmasına müsaade eder mi? İçkili, kumarlı ve insanı küçük düşüren zevklerin terennüm edildiği kutlama törenleri, İlahi bir dinin esaslarıyla bağdaşabilir mi?
Müslümanlar olarak bizim yılbaşımız ‘Hicri Yılbaşı’dır, onun da kendi medeniyet değerlerimize göre kutlama usulleri vardır.
Müslüman, Müslüman’ca yaşamalıdır. Onun için Müslümanlar o akşamki kutulamalardan uzak durmalı, Müslümanca etkinlik ve ibadet ile meşgul olmalı!
Dinimize, iman ve irfanımıza, sımsıkı sarılalım ki dünyada ve ahrette kurtuluş bulalım.
Dostça kalın…Recep ÇINAR









