Erimeye başladı şehirler, sökülüyor mühürler kapılardan.
Karartma zamanlarına ait günahlar, af dileniyor.
Limanlardan art arda kalkıyor düşler, yalnız ölümler sokak aralarında…
Bir vakur trajedi taşra aşklarından geriye kalan.Zihinler; gri bir boğulanın eşiğinde, firavun bir can çekişme yaşanılan.Elvedalar yitiriyor varlık sebebini.
Zaten kimse sormadı bize kelimelere anlam yüklerken!
Artık sürüden ayrılan kurt oluyor; kurt kurdu kolluyor.
Kazanan ve kaybeden aynı rolleri oynuyor.Kan sızıyor korkulardan; kıpkırmızı…Şehirler boşalıyor.
Korsanların rehber olduğu zamanlarda kaçış nereye?
Vebaya tutulmuş gibi titremedik mi terk eden her kadının ardından?
Uçsuz bucaksız bir aşağılanmaya gebe değil mi gururumuz?
Yaralara bastırılıyor kasvet, yaratıldığından beri acı hiç bu kadar hafife alınmamıştı!
İç çekilen her yaşam biraz daha sıkıyor boyunlardaki ilmiği.
Ayak altındaki sandalyeler kayıyor boşluğa.Nereden geleceğini bilmediğimiz bir zencefil kokusu Azrail…
Atının yelesinde özgürlük, ‘mavi’ özlem…
Aynı kapının tokmağında ellerimiz.
Kapının arkası sonun başlangıcı.
Katran bir sıkıntı bekleyiş…Mezarlıkları tekrar tekrar ölürken, hangi şehir sırtında taşır bu kadar ölüyü?
Hangi çatı bu kadar hüznü barındırır ıslak bünyesinde…
ki gökyüzünün rengi siyah mıydı?Kızıldeniz’in sularından kurtulmaksa eğer bedel; koşar adım geliyoruz Kleopatra sana…Samet BALTA
Karartma zamanlarına ait günahlar, af dileniyor.
Limanlardan art arda kalkıyor düşler, yalnız ölümler sokak aralarında…
Bir vakur trajedi taşra aşklarından geriye kalan.Zihinler; gri bir boğulanın eşiğinde, firavun bir can çekişme yaşanılan.Elvedalar yitiriyor varlık sebebini.
Zaten kimse sormadı bize kelimelere anlam yüklerken!
Artık sürüden ayrılan kurt oluyor; kurt kurdu kolluyor.
Kazanan ve kaybeden aynı rolleri oynuyor.Kan sızıyor korkulardan; kıpkırmızı…Şehirler boşalıyor.
Korsanların rehber olduğu zamanlarda kaçış nereye?
Vebaya tutulmuş gibi titremedik mi terk eden her kadının ardından?
Uçsuz bucaksız bir aşağılanmaya gebe değil mi gururumuz?
Yaralara bastırılıyor kasvet, yaratıldığından beri acı hiç bu kadar hafife alınmamıştı!
İç çekilen her yaşam biraz daha sıkıyor boyunlardaki ilmiği.
Ayak altındaki sandalyeler kayıyor boşluğa.Nereden geleceğini bilmediğimiz bir zencefil kokusu Azrail…
Atının yelesinde özgürlük, ‘mavi’ özlem…
Aynı kapının tokmağında ellerimiz.
Kapının arkası sonun başlangıcı.
Katran bir sıkıntı bekleyiş…Mezarlıkları tekrar tekrar ölürken, hangi şehir sırtında taşır bu kadar ölüyü?
Hangi çatı bu kadar hüznü barındırır ıslak bünyesinde…
ki gökyüzünün rengi siyah mıydı?Kızıldeniz’in sularından kurtulmaksa eğer bedel; koşar adım geliyoruz Kleopatra sana…Samet BALTA









