İnsanlar arasında sosyal dengenin sağlanması ve insanlık için çeşitli hizmetlerin yapılması bakımından İslam dininde sadaka büyük önem arz eder.
Sadaka, hiçbir baskı ve zorlama olmadan ve insanlara gösteriş yapılmaksızın sadece Allah rızası için ve gönül hoşluğu ile yapılan her çeşit harcamadır.Sadaka konusu Kur’an’da birçok ayette geçer. İki örnek verecek olursak;
“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Tevbe:103)“Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (Münafikun: 10)Peygamberimiz (s.a.v.) da hadislerinde şöyle buyuruyor:
“Kulların sabahladığı her gün (yeryüzüne) iki melek iner. Bunlardan biri: Allahım! İnfak edene (sadaka verene) yenisini ver, diye dua eder. Diğeri de: Allah’ım! Cimrilik edenin malını helâk et, diye beddua eder.” (Buhârî-Müslim)“Sadaka olarak verilen bir parça ekmek, Allah katında Uhud dağı kadar büyür.” (Taberani)
Bugün içinde yaşadığımız düzen zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir düzen. Onun için “Sadaka”ya (yardıma) muhtaç insanların sayısı her geçen gün artıyor. Bunun sonucu olarak da kimileri obeziteden ölürken kimileri de açlıktan ölüyor. İslam tarihi incelendiğinde İslam’ın hayata hâkim kılındığı bazı dönemlerde zekât verilecek fakir (ihtiyaç sahibi) bile bulunmazken, bu gün gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde “sadaka” (yardım) ile yaşamaya mahkûm edilmiş yüz milyonlar var.
Geçtiğimiz günlerde yerel basınımızda çıkan bir haberde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yılın ilk 10 aylık döneminde çeşitli şekillerde Edirne’de yaklaşık 25 bin kişiye 6,5 milyon TL civarında yardım yapıldığını yazdı. Bu yardım sadece şehir Merkezi için ise her 6 kişiden birine yardım verilmiş demektir. İl genelini kapsıyorsa her 16 kişiden birine yardım verilmiş demektir.
Şu bir gerçek ki, toplumumuzun önemli bir bölümü “sadaka”ya “yardım”a muhtaç hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiş demektir. Bunun anlamı; “sadaka toplumu” oluştu!
Peki, bu insanlar nasıl bu hale getirildi?
Tek cevap: Yanlış düzenle, yönetimlerle!
Ülke olarak biz hala G-20 gibi sömürü düzeninin karargâh toplantılarına ev sahipliği yapıyoruz. Dünya’yı sömüren, fakirle zengin arasında uçurumlar meydana getiren bunların düzeni değil mi?
Ülkemizde Millî gelir arttı ama paylaşımda büyük bir adaletsizlik olduğu gibi kaynakların büyük bir kısmı borç ve faize gidiyor. Borç sürekli artarken, üretime yönelik yatırımlar gündeme bile gelmiyor.
Hz. Ömer’in ‘Adil Düzen’indeki anlayış; “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” şeklinde idi.
Bugünkü sömürü düzenindeki anlayış ise, “O koyunu (rantı) ben nasıl kaparım” anlayışıdır.Müslümanlar olarak ne zaman ki bu gerçekleri görecek ve anlayacağız, faizle borçlanmaya, israf ve tüketime dayanan; üretmeyen, adil paylaşım olmayan, içinde zekât müessesesinin bulunmadığı bir düzen yerine “Adil bir düzen”e sahip olacağız, işte o zaman sömürü de, borç da, faiz de sona ere ve denge sağlanır.Bu ise, faiz hesaplamaları yapmakla değil zekât hesaplamaları yapmakla gerçekleşir.
Dostça kalın…Recep ÇINAR
Sadaka, hiçbir baskı ve zorlama olmadan ve insanlara gösteriş yapılmaksızın sadece Allah rızası için ve gönül hoşluğu ile yapılan her çeşit harcamadır.Sadaka konusu Kur’an’da birçok ayette geçer. İki örnek verecek olursak;
“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Tevbe:103)“Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (Münafikun: 10)Peygamberimiz (s.a.v.) da hadislerinde şöyle buyuruyor:
“Kulların sabahladığı her gün (yeryüzüne) iki melek iner. Bunlardan biri: Allahım! İnfak edene (sadaka verene) yenisini ver, diye dua eder. Diğeri de: Allah’ım! Cimrilik edenin malını helâk et, diye beddua eder.” (Buhârî-Müslim)“Sadaka olarak verilen bir parça ekmek, Allah katında Uhud dağı kadar büyür.” (Taberani)
Bugün içinde yaşadığımız düzen zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir düzen. Onun için “Sadaka”ya (yardıma) muhtaç insanların sayısı her geçen gün artıyor. Bunun sonucu olarak da kimileri obeziteden ölürken kimileri de açlıktan ölüyor. İslam tarihi incelendiğinde İslam’ın hayata hâkim kılındığı bazı dönemlerde zekât verilecek fakir (ihtiyaç sahibi) bile bulunmazken, bu gün gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde “sadaka” (yardım) ile yaşamaya mahkûm edilmiş yüz milyonlar var.
Geçtiğimiz günlerde yerel basınımızda çıkan bir haberde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yılın ilk 10 aylık döneminde çeşitli şekillerde Edirne’de yaklaşık 25 bin kişiye 6,5 milyon TL civarında yardım yapıldığını yazdı. Bu yardım sadece şehir Merkezi için ise her 6 kişiden birine yardım verilmiş demektir. İl genelini kapsıyorsa her 16 kişiden birine yardım verilmiş demektir.
Şu bir gerçek ki, toplumumuzun önemli bir bölümü “sadaka”ya “yardım”a muhtaç hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiş demektir. Bunun anlamı; “sadaka toplumu” oluştu!
Peki, bu insanlar nasıl bu hale getirildi?
Tek cevap: Yanlış düzenle, yönetimlerle!
Ülke olarak biz hala G-20 gibi sömürü düzeninin karargâh toplantılarına ev sahipliği yapıyoruz. Dünya’yı sömüren, fakirle zengin arasında uçurumlar meydana getiren bunların düzeni değil mi?
Ülkemizde Millî gelir arttı ama paylaşımda büyük bir adaletsizlik olduğu gibi kaynakların büyük bir kısmı borç ve faize gidiyor. Borç sürekli artarken, üretime yönelik yatırımlar gündeme bile gelmiyor.
Hz. Ömer’in ‘Adil Düzen’indeki anlayış; “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” şeklinde idi.
Bugünkü sömürü düzenindeki anlayış ise, “O koyunu (rantı) ben nasıl kaparım” anlayışıdır.Müslümanlar olarak ne zaman ki bu gerçekleri görecek ve anlayacağız, faizle borçlanmaya, israf ve tüketime dayanan; üretmeyen, adil paylaşım olmayan, içinde zekât müessesesinin bulunmadığı bir düzen yerine “Adil bir düzen”e sahip olacağız, işte o zaman sömürü de, borç da, faiz de sona ere ve denge sağlanır.Bu ise, faiz hesaplamaları yapmakla değil zekât hesaplamaları yapmakla gerçekleşir.
Dostça kalın…Recep ÇINAR









