Trakya Üniversitesi’nde (T.Ü) Uzman ve Bergama UNESCO Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı Başkanı Yaşagül Ekinci Danışan, Sarayiçi Er Meydanı ve Yakın Çevresi Rekrasyon Projesi hakkında çeşitli açıklamalar yaptı. 110 tane Osmanlı Bahçesinden sadece birinin kaldığını bununda Edirne Tavuk Ormanı olduğunu önemle vurgulayan Danışan; Sarayiçi alanı Edirne’nin sahip olduğu çok özel, tek, üstün ve evrensel bir değere sahip. O nedenle proje yapılmamalı. Ayrıca bir miras için diğer miras feda edilmemeli. Kırkpınar da UNESCO’nun somut olmayan miras listesinde önemli bir değer ama onu yaşatırken neden son kalan bu Has Bahçe’den vazgeçiyoruz?” dedi. “HUKUKİ ALT YAPI YOK”Edirne’de gerçekleşen XIII. Uluslararası Katılımlı Ekolojik ve Çevre Kongresinde Türkiye’de Kentsel Kültürel Peyzajların Günce Durumu konusunda Edirne Sarayiçi Alanının Korunması ve Yönetilmesi Örneği teması hakkında bilgiler veren Trakya Üniversitesi’nde (T.Ü) Uzman ve Bergama UNESCO Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı Başkanı Yaşagül Ekinci Danışan, proje hakkında bilgiler verdi. Danışan, Sarayiçi Er Meydanı ve Yakın Çevresi Rekrasyon Projesi’nin Osmanlı döneminden bu yana korunan Kültürel Peyzaj alanı olan son has bahçenin sonunu getireceğini belirtti. Danışan, kültürel peyzaj kavramının Türkiye’de hukuki altyapısı olmadığına ve bu nedenle projelerde yanlışlıklar meydan geldiğini belirterek; “Kültürel peyzaj kavramının uluslararası tanımı var ama Türkiye’de bir tanımı yok, dolayısıyla hukuksal altyapısı da yok. O nedenle de kurumlar bunu çok fazla dikkate almıyor. Kültürel peyzaj kavramını göz önüne alarak bir karar veremiyorlar. Kültürel peyzaj özelinde insan ve doğa ilişkisini gösteren alanlar ve genelde çok geniş alanlar. Mesela Ergene havzası ya da Sarayiçi alanı dediğimizde bir kültürel peyzajdır. Sarayiçi alanı dediğimizde sadece arkeolojik alanı ya da Tavuk Ormanı dediğimiz alandan ibaret değil. Orası Cezaevi’nin arkasına kadar uzanan ve II. Bayezid Külliyesi’ne kadar gelen çok geniş bir alan, aslında kültürel peyzajın bir parçası. Kültürel peyzaj dediğimiz de de aslında Osmanlı Bahçesi dediğimiz kavrama karşılık geliyor. Osmanlı Bahçeleri’nin de Avrupa Bahçeleri’nden ya da İslam Bahçeleri’nden farkı bahçeler çok kategorize edilmez, çiçekler budanmaz, yollar oluşturulmaz. Doğal ortam oluşturulur. Kanallar açılmaz, yapmacık havuzlar yapılmaz ama onun yerine kuşlar su içsin diye küçük süs havuzları yapılır. Ama her zaman mümkün olduğu kadar doğalıkta kalınır. Edirne’deki yaklaşık 300 hektar olan ama günümüze 10’da 1’i kalan Yeni Saray’ın da bahçesinin en önemli özelliği doğallığının muhafaza edilmesi. İçinden 2 tane nehir geçiyor, bu nehirlere akan küçük küçük çaylar, dereler var, tarihi köprüler ve kasırlar, hatta o dönemde saray alanı var. Bu bahçeler aktif bir şekilde Saray’daki devasa askerin, tüm saray erkanının, tüm diğer diplomatların herkesin beslendiği, gıdasının tamamen karşılandığı alanlar. Sadece rekreasyon alanı gibi düşünülmemesi lazım. Zaten Osmanlı’da rekreasyon alanı gibi bir düşünce yok. Çünkü Osmanlı gerçekten de doğanın içinde yaşıyor. Rüzgarı, ışığı, suyu, mevsimsel değişimi, su taşkınları gibi her şey göz önüne alınarak burası bitkilendiriliyor ve ağaç düzeni ona göre oluyor. Biz 10 yıl oraya el atamasak da oradaki bitki, çim, çiçek ölmüyor yani sürdürülebilir. Çünkü doğanın bir parçası olduğu için doğal ortamda yaşamaya devam ediyor” dedi. “300 HEKTARDAN OLUŞAN ALANIN YÜZDE 10’U KALDI”Osmanlı döneminden bu yana 300 hektar olan bu alanın sadece yüzde 10’unun kaldığını belirterek kalan 30 hektar alanın da kaybedilme tehlikesine değinen Danışan; “Dünyada bu şekilde doğallığı ile diğer Avrupa ve İslam Bahçeleri’nden ayrılan Osmanlı Bahçeleri, geçmişte tüm Ortadoğu’daki diğer medeniyetlerin bahçelerinin toplamından daha fazla bahçe var. Günümüzde bunlardan bu doğal ortamında kalmış sadece burası var. 110 tane Osmanlı bahçesinden sadece bu Tavuk Ormanı kalmış. Biz de bu alana bisiklet yolları, yürüyüş yolları yapıyoruz ama bu yollar faunanın ortasından geçiyor. Bu alanda soğanlı bitkiler, kuşların yuvalama alanları var. İnsanlar bu faunayı görsün diye oradaki nemi bozuyorsunuz, sıcaklığı değiştiriyorsunuz. İnsanı soktuğunuz zaman zaten direkt olarak doğal ortamdaki baskı artıyor. İnsanlar kendini güvende hissetsin diye ışıklandırma getirmeniz lazım, tuvaletler, dinlenme masaları koymanız lazım. Böylece zaten 300 hektardan oluşan alanın yüzde 10’u kalmışken siz onun içini parçalıyorsunuz. Kenarına yüzme havuzları yapıyorsunuz, nehrin akış şeklini değiştiriyorsunuz. Orada arkeolojik, tarihi ve kültürel sitin birleştiği yere fuar alanını resmileştiriyorsunuz. 1923’ten beri orada yapılıyor ama siz onu resmileştiriyor, kurumsallaştırıyorsunuz. Orada fuar alanı, festival alanı, konser alanı var. Yani siz kuşların yuva yapması gereken yerde, gece gelip uykuya yatması gereken yerde ışıklar altında havai fişekler altında konser veriyorsunuz. Bu halihazırda yüzde 90’ını kaybetmiş bu kültürel peyzaj alanı için olumsuzdur. Bu sefer o kalan 30 hektarı da kaybediyoruz. O 30 hektar kültürel peyzaj olmaktan çıkıyor” şeklinde konuştu. “EDİRNE’DE BAŞKA ALAN MI YOK?”Sarayiçi Rekreasyon alanı projelerinin her yerde yapılabileceğini belirten Danışan; “Aslında rekreasyon alanı dediğimiz alan, kentsel yeşil alan her yerde yapılır. Alan mı yok Edirne’de? Ama neden yer seçimi olarak bir kültürel peyzaj alanı üzerine yapılıyor? Ben bunu anlamlandıramıyorum” şeklinde duygularını özetlerken konuşmasının devamında; “Tüm dünyanı peşinde koştuğu insan neslinin geleceği için, çeşitlilik için, ekosistemin sürekliliği için hayatta tutmaya çalıştığı kültürel peyzajlardan bir tanesini biz yok ediyoruz. Neden? Rekreasyon alanı oluşturmak için. Aslında rekreasyon alanı dediğimiz alan, kentsel yeşil alan her yerde yapılır. Alan mı yok Edirne’de? Ama neden yer seçimi olarak bir kültürel peyzaj alanı üzerine yapılıyor? Ben bunu anlamlandıramıyorum. Tek bir gerekçe görüyorum. Çünkü bizim kanunlarımızda ‘kültürel peyzaj kavramı’ yok. Doğal, kültürel ve arkeolojik sit kavramlarında kanundan kaynaklı sıkıntılar var. Bu kanun sisteminde ‘doğal miras’ olarak görürsek Tavuk Ormanı’nı, doğal mirasın içinden insanlar yürüyebilir. Doğal miras, bir çam ormanı da olabilir ama bir çam ormanı içinde bisiklet yolu yapılması, koşu yolunun yapılması çok etkilemez. Ama bir kültürel peyzaj alanının içinde bunu yaparsanız, onu yok edersiniz. Kanun ‘doğal miras’ dediği için Belediye de bu çerçevede çalışma yapıyor. Doğal Varlıkları Koruma Kurulu da bu çerçevedeki çalışmalara izin veriyor. Oradaki kültürel peyzajın oluşması insan eli değmeden önceki halinden alınarak aslında 3 bin yıllık. Roma döneminde çiftlikler varmış, Osmanlı da buranın güzelliğini görünce buraya saray yapmış. Ama saray yapısı olarak imara açılan oran bahçenin sadece yüzde 10’una denk geliyor. Geri kalan tamamı gerçekten bahçe. Bu bahçeler, Osmanlı toplumunun yeme, içme kültürü, üretim –tüketim, insan-doğa ilişkileri gibi pek çok konu hakkında bilgi verir. O yüzden zaten kültürel peyzaj diye nitelendirilir. Ama orayı rekreasyon alanı yaptığınız zaman bunların tümünü yok ediyorsunuz. Halbuki orası mümkün olduğu kadar bir kültürel peyzaj olarak doğallığı ile korunmalı ve eğer bir çalışma yapılacaksa da bu yeşil alan genişletilmeli. Oradaki soğanlı bitkileri mi göstereceğim? Yeni oluşturduğum alanlarda o ekim alanlarını oluştururum. Orası bir banka, bir bitki deposudur. Bu genişletilme de özellikle II. Bayezid Külliyesi’ne doğru yapılmalı. Çünkü arşivlerde ve bilimsel araştırmalarda sayılan 110 tane Osmanlı Has Bahçesi’nin 2-3 tanesi de bu külliye içinde ve çevresindedir. 1 tane de değil, 2-3 tanedir ve kaynaklarda ‘Bahçeleri’ diye geçer. Çünkü bu bahçelerde dengeli, mevsimine göre bir gıda ihtiyacı karşılanır, ikincisi ilaç ihtiyacı karşılanır ve üçüncüsü ise hastaların ve saray ahalisinin ruhsal dinginliği için kullanılır” dedi. “TEKRAR BİR LALE DEVRİ YAŞAMAYALIM”Osmanlı’nın Has Bahçeleri’nin doğallığıyla ünlü olduğunu ve geçmişte Lale Devri dönemlerinde bu bahçelerin bozulmaya başlandığını belirten Danışan; “Osmanlı’da bu kültürel peyzaj özelliğinin kaybedilmesi ise Lale Devri’nde Avrupa tarzı bahçe dizaynları ile başlamıştır. Hatta eskiden bahçesinde kendiliğinden yetişen soğanlı bitkileri Avrupa’dan ithal etmeye başlamıştır. Şu anda da o bozulmanın günümüzdeki örneğini yaşıyoruz. Tekrar bir Lale Devri yaşamayalım. Tekrar bir gösterişli yürüyüş alanları, bisiklet alanları buraya yapmayalım. Çünkü bu alanlar her yere yapılabilir. Bizim tüm dünyanın hayran olduğu Osmanlı Saray Bahçeleri’ne dönmemiz lazım. Tavuk Ormanı’nda zaten dünyanın hayran olduğu bu doğallık belirgin seviyede korunmuş. Osmanlı arşivlerinde bitkiler yer alıyor. Oradan bir canlandırmaya ve genişletmeye gidilebilir” şeklinde konuştu. “UNESCO’NUN O ALANDA YETKİSİ YOK”Danışan, yapılacak olan projenin Edirne UNESCO Dünya Mirası Alan Yönetimi Birimi’nin görev tanımı dışında olduğunu belirterek; “Belediye’nin yayınlarına baktığımız zaman bu Tavuk Ormanı ile ilgili daha doğrusu Sarayiçi Kırkpınar Alanı ve yakın Çevresi Rekreasyon Projesi ile alakalı çalışmalarda Edirne Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü UNESCO Dünya Mirası Alan Yönetimi Birimi’nin adı geçiyor. Bu birim, tüm Edirne’yi çalışabilir ama rekreasyon alanı çalışması ve Selimiye Camii’nin yani yetki alanının tamamen dışında. Sarayiçi Projesi, şu andaki kanuna göre doğal, tarihsel ve arkeolojik miras ama aslında kültürel peyzaj. Hangi bilgiyle, hangi donanımla böyle bir şey yapılıyor? Belediyeler, projelerini UNESCO ile bağdaştırarak bir algı yanılması yapıyorlar. Faaliyeti olmayan bir alana UNESCO’nun adı konmuş gibi hissettim. Çünkü Sarayiçi alanı o birimin görev tanımı içinde değil” ifadelerini kullandı. “KIRKPINAR BAŞKA BİR YERE TAŞINABİLİR”Yapılacak farklı bir proje ile Kırkpınar’ın daha önce de taşındığını ve yine taşınabileceğini daha farklı bir alanda bu kültürel peyzaj alanının korunması gerektiğini savunan Danışan; “Sarayiçi’ndeki bu proje bence durabilir, hatta bence durması gerekir. Çünkü bu proje kültürel peyzajın içine giriyor ve kültürel peyzaj özelliğini ortadan kaldırıyor. Oraya standart herhangi bir ilde ya da Edirne’nin de her yerinde görebileceğiniz bir faaliyet getiriyorsunuz böyle bir alanın üzerinde yapıyorsunuz. Halbu ki Sarayiçi alanı Edirne’nin sahip olduğu çok özel, tek, üstün ve evrensel bir değere sahip. O nedenle yapılmamalı. Ayrıca bir miras için diğer miras feda edilmemeli. Kırkpınar da UNESCO’nun somut olmayan miras listesinde önemli bir değer ama onu yaşatırken neden son kalan bu Has Bahçe’den vazgeçiyoruz? 600 küsür gelenek olan Kırkpınar’ın sadece 90 yılı burada. Neden diğer 500 yılı yok sayıyoruz? Kırkpınar taşınabilir ve başka yerlerde yapılabilir. Edirne’de Kırkpınar için alan mı yok? Neden inatla Sarayiçi’nde tutulmak isteniyor. Stadın bir kısmı ve fuar alanının tamamı da arkeolojik sit alanına giren yerler. Oraya kazma vurduğumuzda karşımıza ne çıkacağını da bilmiyoruz. O yüzden belki de bu proje bu yüzden kalacak. Çok fazla bilinmezleri olan ve çok fazla yıkıma sebep olacak bir projeden bahsediyoruz. Ben Belediye olsam, kendim isteyerek durdururum. Madem para var, başka bir alan kazanmak varken neden var olan harika bir alanımızı yok edelim? 1923’ün şartlarında orası uygundu ama artık o şartlarda değiliz. Saplanıp kalmak yerine Kırkpınar’ı taşıyabiliriz” şeklinde konuştu.
YAŞAM
Yayınlanma: 18 Eylül 2017 - 04:51
"SARAYİÇİ PROJESİ YIKIM GETİRİR"
YAŞAM
18 Eylül 2017 - 04:51









