Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi tarafından Türk Dil Bayramı’nın 90’ıncı yıldönümü dolayısıyla dernek binasından dayanışma kahvaltısı düzenlendi.
Atatürkçü Düşünce Derneği adına basın açıklamasını ADD Edirne Şubesi Saymanı Gökay Bilgin, “Ülkemizin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Sözüyle, Siyasal ve Ulusal bağımsızlığımızın ayrılmaz parçası olan “Dil bağımsızlığımızı korumak ve onu geliştirmek” görevini bize verilmiştir” dedi.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi binasında Dil Bayramı’nın 90’ıncı yıldönümü dolayısıyla düzenlen dayanışma kahvaltısında konuşan ADD Edirne Şube Başkanı Celil Özcan “Burada yapmaya çalıştığımız birlik beraberliği dayanışma ruhunu oluşturmaya çalıştık. Bizim genel amacımızda Atatürkçü düşünce derneği olarak budur.Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene” ifadelerini kullandı.
Atatürkçü Düşünce Derneği adına basın açıklamasını ADD Edirne Şubesi Saymanı Gökay Bilgin okudu. Bilgin, açıklamasında şunlara yer verdi;26 Eylül - 5 Ekim 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı'nın son gününde oybirliği ile kabul edilen 26 Eylül Dil Bayramı, aynı zamanda “Dil Devrimi”nin da coşkuyla kutlandığı bir gündür. Ülkemizin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Sözüyle, Siyasal ve Ulusal bağımsızlığımızın ayrılmaz parçası olan “Dil bağımsızlığımızı korumak ve onu geliştirmek” görevini bize verilmiştir.
Önderimiz Atatürk'ün en çok önem verdiği devrimlerden biri olan dil devrimimiz, çağdaşlaşma sürecimizde itici gücümüz olmuştur. Atatürk’ün dilimizin gelişmesi ve yabancı sözcüklerden arındırılması yolunda verdiği savaşımı bize örnek olmuş; bu savaşımın günümüzde de sürdürülmesi gerekliliği gözle görülür hale gelmiştir.
Her fırsatta Atatürk Devrimi’ne saldıran siyasal iktidar; arı, duru ve Ulusal benliğimizin göstergesi olan Türkçemize de, mirasçıları gibi, 12 Eylülcüler gibi saldırmakta, diğer saldırganlara göz yummakta, hatta onları desteklemektedir. Günümüzdeki uygulamalar, Türk Dil Kurumu’nu kapatanların; “devrim”, “barış” vb. sözcükleri yasaklatanların yaptıklarını aratmamaktadır. Dilimize teknolojiyle giren yabancı sözcüklerle savaşım bitmeden, Milli (!) eğitimde yapılan Arapça dayatması, ders kitaplarından Türkçe sözcüklerin ayıklanması ve yerlerine Arapça, Farsça sözcüklerin yerleştirilmesi, en üst kademedeki siyasetçilerin konuşmalarındaki yabancı sözcük sayısının neredeyse Türkçeyi geçmesi, Arapça tabelalara karşı çıkanlara gösterilen tepkiler, gelinen noktayı tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.
Arapça, Farsça, Osmanlıca sözcük ve tamlamalar havalarda uçuşmaktadır ve moda haline gelmiştir. Önderimiz Atatürk’ün inancı, direnci ve dil sevgisiyle bunlarla mücadele edeceğiz. Dilimizi unutanların; özünden, halkından uzaklaşanların düştüğü durumlar tarih kitaplarında yer almaktadır. Aynı hataları yapanları, Türkçenin, dünyanın en zengin dillerinden biri olduğunu unutanları, unutturmak isteyenleri uyarıyoruz ve diyoruz ki:
Atatürk’ün mirasına uygun olarak Türk Dil Kurumu özerk yapısına kavuşturulmalı ve esas işlevine dönmelidir. Eğitim ve bilim dili her düzeyde Türkçe olmalıdır. Türkçe edebiyat ve kültür yayınlarına destek verilmelidir. Türkçenin, ekonomi, bilim ve ticaret dili olması yolunda çabalar arttırılmalıdır. “Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir.” Yani yerli ve milli olmanın yolu, boş sözlerden değil, uygulamalardan ve en önemlisi dilden geçer.Zengin dilimizi sevelim, koruyalım, geliştirelim, yayalım, yaşatalım. Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaralım”.
Atatürkçü Düşünce Derneği adına basın açıklamasını ADD Edirne Şubesi Saymanı Gökay Bilgin, “Ülkemizin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Sözüyle, Siyasal ve Ulusal bağımsızlığımızın ayrılmaz parçası olan “Dil bağımsızlığımızı korumak ve onu geliştirmek” görevini bize verilmiştir” dedi.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi binasında Dil Bayramı’nın 90’ıncı yıldönümü dolayısıyla düzenlen dayanışma kahvaltısında konuşan ADD Edirne Şube Başkanı Celil Özcan “Burada yapmaya çalıştığımız birlik beraberliği dayanışma ruhunu oluşturmaya çalıştık. Bizim genel amacımızda Atatürkçü düşünce derneği olarak budur.Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene” ifadelerini kullandı.
Atatürkçü Düşünce Derneği adına basın açıklamasını ADD Edirne Şubesi Saymanı Gökay Bilgin okudu. Bilgin, açıklamasında şunlara yer verdi;26 Eylül - 5 Ekim 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı'nın son gününde oybirliği ile kabul edilen 26 Eylül Dil Bayramı, aynı zamanda “Dil Devrimi”nin da coşkuyla kutlandığı bir gündür. Ülkemizin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Sözüyle, Siyasal ve Ulusal bağımsızlığımızın ayrılmaz parçası olan “Dil bağımsızlığımızı korumak ve onu geliştirmek” görevini bize verilmiştir.
Önderimiz Atatürk'ün en çok önem verdiği devrimlerden biri olan dil devrimimiz, çağdaşlaşma sürecimizde itici gücümüz olmuştur. Atatürk’ün dilimizin gelişmesi ve yabancı sözcüklerden arındırılması yolunda verdiği savaşımı bize örnek olmuş; bu savaşımın günümüzde de sürdürülmesi gerekliliği gözle görülür hale gelmiştir.
Her fırsatta Atatürk Devrimi’ne saldıran siyasal iktidar; arı, duru ve Ulusal benliğimizin göstergesi olan Türkçemize de, mirasçıları gibi, 12 Eylülcüler gibi saldırmakta, diğer saldırganlara göz yummakta, hatta onları desteklemektedir. Günümüzdeki uygulamalar, Türk Dil Kurumu’nu kapatanların; “devrim”, “barış” vb. sözcükleri yasaklatanların yaptıklarını aratmamaktadır. Dilimize teknolojiyle giren yabancı sözcüklerle savaşım bitmeden, Milli (!) eğitimde yapılan Arapça dayatması, ders kitaplarından Türkçe sözcüklerin ayıklanması ve yerlerine Arapça, Farsça sözcüklerin yerleştirilmesi, en üst kademedeki siyasetçilerin konuşmalarındaki yabancı sözcük sayısının neredeyse Türkçeyi geçmesi, Arapça tabelalara karşı çıkanlara gösterilen tepkiler, gelinen noktayı tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.
Arapça, Farsça, Osmanlıca sözcük ve tamlamalar havalarda uçuşmaktadır ve moda haline gelmiştir. Önderimiz Atatürk’ün inancı, direnci ve dil sevgisiyle bunlarla mücadele edeceğiz. Dilimizi unutanların; özünden, halkından uzaklaşanların düştüğü durumlar tarih kitaplarında yer almaktadır. Aynı hataları yapanları, Türkçenin, dünyanın en zengin dillerinden biri olduğunu unutanları, unutturmak isteyenleri uyarıyoruz ve diyoruz ki:
Atatürk’ün mirasına uygun olarak Türk Dil Kurumu özerk yapısına kavuşturulmalı ve esas işlevine dönmelidir. Eğitim ve bilim dili her düzeyde Türkçe olmalıdır. Türkçe edebiyat ve kültür yayınlarına destek verilmelidir. Türkçenin, ekonomi, bilim ve ticaret dili olması yolunda çabalar arttırılmalıdır. “Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir.” Yani yerli ve milli olmanın yolu, boş sözlerden değil, uygulamalardan ve en önemlisi dilden geçer.Zengin dilimizi sevelim, koruyalım, geliştirelim, yayalım, yaşatalım. Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaralım”.









