ŞENER URFA/ÖZEL

Trakya Üniversitesi Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon programını 1’incilik ile tamamlayan Hüseyin Kına, Tunca Köprüsünde gerçekleşen restorasyon çalışmaları hakkında önemli açıklamalarda bulunup, alınması gereken önlemlere dikkat çekti.
Edirne’mizdeki tarihi köprülerimiz de 2005-2006 yılları arasında gerçekleşen restorasyon çalışmalarının ardından Edirne Valiliğinin almış olduğu karar doğrultusunda 14 yıl sonra tekrar restorasyon çalışmalarına başlanan Tunca Köprüsündeki taşlar matkap yardımıyla sökülmeye devam ediyor. Yaklaşık 4 hafta daha süreceği öğrenilen çalışmalar kapsamında Meriç Köprüsünde de restorasyon çalışmalarının önümüzdeki günlerde başlayacağı öğrenildi. Restorasyon çalışmalarında kaymak kireç, taş tozu ve kum gibi malzemelerin kullanılacağı da öğrenilirken, restorasyonu gerçekleştirilen firmanın Bosna Hersek’teki Mostar Köprüsü’nün restorasyonunu yapan firma olduğu belirtildi.
14 yıl sonra tekrar restorasyon çalışmalarının gerçekleşmesine birçok kişi tarafından tepki gösterildi. Özellikle sosyal medya paylaşımlarında yer alan tepkilerden bazılarında, 2005 restorasyonun da uygun malzemelerin kullanılmadığı iddia edildi. Tüm bu söylentiler Edirnelilerin aklında soru işareti bıraktı. Edirne Gazetesi olarak Trakya Üniversitesi Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon programını 1’incilik ile tamamlayan Hüseyin Kına ile köprülerimizdeki restorasyona dair söyleşi gerçekleştirdik. Kına, restorasyon hakkında önemli bilgiler açıkladı.
Tunca ve Meriç köprülerinin Mimar Sinan tarafından yapıldığına dair yanlış bilgiler paylaşıldığını söyleyen Kına, Tunca ve Meriç köprülerinin yapımında Mimar Sinan’ın hayatta olmadığını belirtti.
Kına, Mimar Sinan’ın 1489-1588 yılları arasında yaşadığı hatırlatarak, Tunca Köprüsünün 1608 yılında, Meriç Köprüsünün ise 1842 yılında yapıldığını belirtti.
14 yıl sonra tekrar gerçekleşen restorasyon ile ilgili açıklamalarda da bulunan Kına, Köprüler de 2005-2006 yıllarında yapılan kapsamlı restorasyon da kullanılan taşların, günümüz ağır taşıtlarına ve bu taşıtların yarattığı titreşimlere dayanmadığını söyledi.
Köprülerde Antik Roma İmparatorluğundan beri genel olarak küfeki taşı ve kireç taşı kullanıldığını belirten Kına, “Yağan yağmur ve eriyen kar taşın bünyesine teneffüs eder hava farklılıklarından dolayı taştan buharlaşan su ve içinde kalan tuzların kristalleşerek taşın damarlarında basınca yol açar ve taşların patlayıp parça kopmasına sebep olur.” açıklamasında bulundu.
Restorasyonda özgün taşlardan daha kalın taş kullanmak bir çözüm olsa da çok uzun vadeli değildir diyen Kına, “en iyisi taşıt trafiğini komple kaldırmaktır, onu da Edirne halkı ister mi bilemeyiz” dedi.
Yapılan restorasyon çalışmalarında bulunan görevlilerin elinde asli malzemelerin ne olduğu konusunda yeterince doküman var ve resmi kararda alınan malzemeler dışında kesinlikle başka malzemeler kullanamazlar diyen Kına, Edirne’deki restorasyon çalışmalarının çok ciddi kontrol mekanizması için gerçekleştiğinin altını çizerek, “dedikodulara değil eşin ehline kulak verin” çağrısında bulundu.

KÖPRÜLERİN TARİHİ
Sultan Mecid – Mecidiye – Yeni – Meriç Köprüsü taş olarak yapılmadan önce burada sanatlı büyük bir ahşap köprünün varlığı bilinmektedir (Bu ahşap köprü eski kaynaklarda ve Edirne’nin kadimleri tarafından I. Murad Han Köprüsü, İkinci Köprü ve Demirtaş Köprüsü olarak da bilinirdi). Taş köprünün inşasına başlanmadan hemen önce Rus işgaline uğrayan Edirne (1829), oldukça harap bir durumdayken, Sultan II. Mahmud Han buradaki halkın moralini düzeltmek ve Edirne’de askeri birlikleri denetlemeye geldiği zaman varlıklı bir Ermeni’nin padişah onuruna verdiği davette köprünün yapım emrini verir (1842). Lakin padişahın ömrü, o gün şartlarının zorluğundan ve maddi olanaklardan dolayı bu köprünün yapımını görmeye yetmez. Köprü Sultan Abdülmecid Han döneminde 1847 senesinde tamamlanır ve padişahın onuruna köprüye Sultan Mecid – Mecidiye Köprüsü ismi verilir. Köprüye ithaf edilen bu ismin yanında Edirne halkı bu köprüye Dış Köprü demesiyle birlikte onun yapım emrini veren sultana ithafen, Mahmudiye bazen de Mecidiye ve Yeni Köprü adını verdi. Fakat günümüzde bu sanatlı köprü Meriç Köprüsü olarak bilinmektedir.
Köprü Edirne’nin günümüzde Meriç Nehri üzerindeki tek taş köprüsü olmakla birlikte Osmanlıların Edirne’ye kazandırdığı son sanatlı taş köprüdür. Köprü hörgüçlü tipte, özenle işlenmiş kesme taşlardan yapılmış, kemerleri sivri formdadır. 12 gözlü olan köprünün, boyu 220 m., genişliği 7 m. ‘dir. Köprünün Tarih Köşkünün kubbesinin içerisinde çok sanatlı freskler (duvar resimleri) mevcuttur. Tarih Köşkünün bulunduğu ortadaki ayağının altında 1 olmak kaydı ile diğer ayaklarda da simetrik olarak 5 er, toplam 11 tane tahliye gözü vardır. Köprünün tam ortasına konumlandırılan mermerden ve çok sanatlı olan bu Tarih Köşkünün üstünde önceleri demirden güneş sembolü olmasına karşın günümüze ulaşmamıştır. Tarih köşkünün karşısında yine mermerden bir balkonu vardır ki oradan bakıldığında tüm Meriç Nehri ihtişamı ile görülebilir. Köprünün kitabesi işgal sırasında Edirne’de yaşayan Neyyir isimli bir hain tarafından yok edildiğinden 1966 yılında eskisinin bire bir kopyası niteliğinde sanatlı şekilde yeniden yapılmıştır. Köprünün her iki kıyısında da gemi, kayık ve sandalların yanaşabilmesi için kesme taşlardan rıhtım yapılmıştır. Nitekim taş köprü yapılmadan önce de burada oldukça yoğun yapılan bir nehir ticareti mevcuttu. Köprünün selyaranları, akıntı yönü olan kuzeybatı yönünde üçgen çıkıntılar üzeri basamaklı piramit, diğer tarafında da yedi köşeli dairesel bir kaide üzerinde köşeleri belirgin külah biçimindedir.
Köprünün iki kitabesi vardır. İlki Sultan II. Mahmud Han zamanında Pertev Paşa tarafından yazılmıştır. İkinci kitabesi de Şair Zîver tarafından kaleme alınmıştır. Binaenaleyh daha önce de bahsettiğimiz üzere savaş döneminde Edirne işgal edildiği zaman bir hain tarafından bu kitabe çalınır veya yok edilir. Nitekim 1966 yılında eskisinin kopyası şeklinde Mustafa Uğur tarafından yazılıp mermere işlenerek yerine yerleştirilmiştir.
Trakya Üniversitesi Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon programını 1’incilik ile tamamlayan Hüseyin Kına, Tunca Köprüsünde gerçekleşen restorasyon çalışmaları hakkında önemli açıklamalarda bulunup, alınması gereken önlemlere dikkat çekti.
Edirne’mizdeki tarihi köprülerimiz de 2005-2006 yılları arasında gerçekleşen restorasyon çalışmalarının ardından Edirne Valiliğinin almış olduğu karar doğrultusunda 14 yıl sonra tekrar restorasyon çalışmalarına başlanan Tunca Köprüsündeki taşlar matkap yardımıyla sökülmeye devam ediyor. Yaklaşık 4 hafta daha süreceği öğrenilen çalışmalar kapsamında Meriç Köprüsünde de restorasyon çalışmalarının önümüzdeki günlerde başlayacağı öğrenildi. Restorasyon çalışmalarında kaymak kireç, taş tozu ve kum gibi malzemelerin kullanılacağı da öğrenilirken, restorasyonu gerçekleştirilen firmanın Bosna Hersek’teki Mostar Köprüsü’nün restorasyonunu yapan firma olduğu belirtildi.
14 yıl sonra tekrar restorasyon çalışmalarının gerçekleşmesine birçok kişi tarafından tepki gösterildi. Özellikle sosyal medya paylaşımlarında yer alan tepkilerden bazılarında, 2005 restorasyonun da uygun malzemelerin kullanılmadığı iddia edildi. Tüm bu söylentiler Edirnelilerin aklında soru işareti bıraktı. Edirne Gazetesi olarak Trakya Üniversitesi Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon programını 1’incilik ile tamamlayan Hüseyin Kına ile köprülerimizdeki restorasyona dair söyleşi gerçekleştirdik. Kına, restorasyon hakkında önemli bilgiler açıkladı.
Tunca ve Meriç köprülerinin Mimar Sinan tarafından yapıldığına dair yanlış bilgiler paylaşıldığını söyleyen Kına, Tunca ve Meriç köprülerinin yapımında Mimar Sinan’ın hayatta olmadığını belirtti.
Kına, Mimar Sinan’ın 1489-1588 yılları arasında yaşadığı hatırlatarak, Tunca Köprüsünün 1608 yılında, Meriç Köprüsünün ise 1842 yılında yapıldığını belirtti.
14 yıl sonra tekrar gerçekleşen restorasyon ile ilgili açıklamalarda da bulunan Kına, Köprüler de 2005-2006 yıllarında yapılan kapsamlı restorasyon da kullanılan taşların, günümüz ağır taşıtlarına ve bu taşıtların yarattığı titreşimlere dayanmadığını söyledi.
Köprülerde Antik Roma İmparatorluğundan beri genel olarak küfeki taşı ve kireç taşı kullanıldığını belirten Kına, “Yağan yağmur ve eriyen kar taşın bünyesine teneffüs eder hava farklılıklarından dolayı taştan buharlaşan su ve içinde kalan tuzların kristalleşerek taşın damarlarında basınca yol açar ve taşların patlayıp parça kopmasına sebep olur.” açıklamasında bulundu.
Restorasyonda özgün taşlardan daha kalın taş kullanmak bir çözüm olsa da çok uzun vadeli değildir diyen Kına, “en iyisi taşıt trafiğini komple kaldırmaktır, onu da Edirne halkı ister mi bilemeyiz” dedi.
Yapılan restorasyon çalışmalarında bulunan görevlilerin elinde asli malzemelerin ne olduğu konusunda yeterince doküman var ve resmi kararda alınan malzemeler dışında kesinlikle başka malzemeler kullanamazlar diyen Kına, Edirne’deki restorasyon çalışmalarının çok ciddi kontrol mekanizması için gerçekleştiğinin altını çizerek, “dedikodulara değil eşin ehline kulak verin” çağrısında bulundu.

KÖPRÜLERİN TARİHİ
Sultan Mecid – Mecidiye – Yeni – Meriç Köprüsü taş olarak yapılmadan önce burada sanatlı büyük bir ahşap köprünün varlığı bilinmektedir (Bu ahşap köprü eski kaynaklarda ve Edirne’nin kadimleri tarafından I. Murad Han Köprüsü, İkinci Köprü ve Demirtaş Köprüsü olarak da bilinirdi). Taş köprünün inşasına başlanmadan hemen önce Rus işgaline uğrayan Edirne (1829), oldukça harap bir durumdayken, Sultan II. Mahmud Han buradaki halkın moralini düzeltmek ve Edirne’de askeri birlikleri denetlemeye geldiği zaman varlıklı bir Ermeni’nin padişah onuruna verdiği davette köprünün yapım emrini verir (1842). Lakin padişahın ömrü, o gün şartlarının zorluğundan ve maddi olanaklardan dolayı bu köprünün yapımını görmeye yetmez. Köprü Sultan Abdülmecid Han döneminde 1847 senesinde tamamlanır ve padişahın onuruna köprüye Sultan Mecid – Mecidiye Köprüsü ismi verilir. Köprüye ithaf edilen bu ismin yanında Edirne halkı bu köprüye Dış Köprü demesiyle birlikte onun yapım emrini veren sultana ithafen, Mahmudiye bazen de Mecidiye ve Yeni Köprü adını verdi. Fakat günümüzde bu sanatlı köprü Meriç Köprüsü olarak bilinmektedir.
Köprü Edirne’nin günümüzde Meriç Nehri üzerindeki tek taş köprüsü olmakla birlikte Osmanlıların Edirne’ye kazandırdığı son sanatlı taş köprüdür. Köprü hörgüçlü tipte, özenle işlenmiş kesme taşlardan yapılmış, kemerleri sivri formdadır. 12 gözlü olan köprünün, boyu 220 m., genişliği 7 m. ‘dir. Köprünün Tarih Köşkünün kubbesinin içerisinde çok sanatlı freskler (duvar resimleri) mevcuttur. Tarih Köşkünün bulunduğu ortadaki ayağının altında 1 olmak kaydı ile diğer ayaklarda da simetrik olarak 5 er, toplam 11 tane tahliye gözü vardır. Köprünün tam ortasına konumlandırılan mermerden ve çok sanatlı olan bu Tarih Köşkünün üstünde önceleri demirden güneş sembolü olmasına karşın günümüze ulaşmamıştır. Tarih köşkünün karşısında yine mermerden bir balkonu vardır ki oradan bakıldığında tüm Meriç Nehri ihtişamı ile görülebilir. Köprünün kitabesi işgal sırasında Edirne’de yaşayan Neyyir isimli bir hain tarafından yok edildiğinden 1966 yılında eskisinin bire bir kopyası niteliğinde sanatlı şekilde yeniden yapılmıştır. Köprünün her iki kıyısında da gemi, kayık ve sandalların yanaşabilmesi için kesme taşlardan rıhtım yapılmıştır. Nitekim taş köprü yapılmadan önce de burada oldukça yoğun yapılan bir nehir ticareti mevcuttu. Köprünün selyaranları, akıntı yönü olan kuzeybatı yönünde üçgen çıkıntılar üzeri basamaklı piramit, diğer tarafında da yedi köşeli dairesel bir kaide üzerinde köşeleri belirgin külah biçimindedir.
Köprünün iki kitabesi vardır. İlki Sultan II. Mahmud Han zamanında Pertev Paşa tarafından yazılmıştır. İkinci kitabesi de Şair Zîver tarafından kaleme alınmıştır. Binaenaleyh daha önce de bahsettiğimiz üzere savaş döneminde Edirne işgal edildiği zaman bir hain tarafından bu kitabe çalınır veya yok edilir. Nitekim 1966 yılında eskisinin kopyası şeklinde Mustafa Uğur tarafından yazılıp mermere işlenerek yerine yerleştirilmiştir.









