Edirne Barosu Aile ve Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Bedia Mutlu Mirzabey, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yayınladığı mesajında İstanbul Sözleşmesinin önemine vurgu yaptı.
Mirzabey açıklamasında şu ifadelere yer verdi, “1857 yılında , kadınların eşit işe eşit ücret, günde sekiz saat çalışma ve doğum izni talepleriyle başlattıkları eşitlik mücadelesinde, hakları uğruna can verdiği gün başlayan, hak arama mücadelesi günümüzde , kadın sorunlarına çözüm , kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın kaldırılması ve kadına yönelik şiddete son verilmesi istemlerinin; dile getirildiği eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin mücadelesi günüdür.
İlk mücadelenin başladığı tarihten günümüze kadar geçen bir buçuk asırlık zamanda , maalesef kadın hakları yönünden oldukça yavaş ilerleyen gelişme yaşanmıştır. Dünya Emekçi Kadın Hakları gününün bu yıl diğerlerinden farklı olarak pandemi sürecinde kadınların yükünün çoğaldığı , emeklerinin arttığı bir dönem yaşamaktayız.Pandemi sürecinde hem evde hem işte canlarını hiçe sayarak çalışmak zorunda olan kadınlarımızı takdir ediyoruz.
Kadını etkileyen en temel sorunlar sosyal koşullarla ilişkili olup cinsiyete dayalı şiddet ve yoksulluktur. Ülkemizde 18 yaşından önce evlenen her iki kadından biri, 18 yaşından sonra evlenen her üç kadından biri yakınlarındaki erkekler tarafından fiziksel ya da cinsel şiddet görmekte, eğitim düzeyinin düşük olması şiddet görme riskini artırmaktadır. Dünya ve Türkiye de kadınlara yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. Resmi rakamlara göre 7 yılda %1400 artış göstermiştir. ‘Şiddetin dili’ konusunda toplum bilinçlendirilmeli ve kadın cinayeti haberlerinin teşvik içermemesi için ,haberlerin sunumu gözden geçirilmelidir. Toplumun kadın bedenine ve emeğine yönelik mülkiyet algısı kadınlara yönelik her türlü saldırının yüzyıllardır bir savaş silahı olarak kullanılmasının başlıca nedenidir. Bu algının kırılması gerekmektedir.
Kadın bir ülkenin geleceğidir. Cinsiyet ayrımcılığı ve kadına yönelik şiddetin artmasının temelinde yatan sosyo kültürel sebeplerin üniversitelerce araştırılması elde edilen verilerin bilimsel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tespitler sonrası toplumun tedavi sürecinde tüm kurumların payına düşen görevi getirmesi ile iyileşmeye yaklaşılacaktır. Baromuz olarak her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.Kadın haklarının ihlali; hukuk , eğitim, kültür, ekonomik alanında gerekli çalışmaların yapılması ile düzelecektir.
Sağlıklı bir toplumun ancak ve ancak ,kadın haklarının ihlal edilmediği , kadının eşit ve özgür bir birey olarak var olduğu, cinsiyet ayrımcılığı yapılmadığı zaman var olabilir. Atatürk ilkeleri ışığında ve Cumhuriyetimize bağlılıkla, mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşırız.
Mirzabey açıklamasında şu ifadelere yer verdi, “1857 yılında , kadınların eşit işe eşit ücret, günde sekiz saat çalışma ve doğum izni talepleriyle başlattıkları eşitlik mücadelesinde, hakları uğruna can verdiği gün başlayan, hak arama mücadelesi günümüzde , kadın sorunlarına çözüm , kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın kaldırılması ve kadına yönelik şiddete son verilmesi istemlerinin; dile getirildiği eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin mücadelesi günüdür.
İlk mücadelenin başladığı tarihten günümüze kadar geçen bir buçuk asırlık zamanda , maalesef kadın hakları yönünden oldukça yavaş ilerleyen gelişme yaşanmıştır. Dünya Emekçi Kadın Hakları gününün bu yıl diğerlerinden farklı olarak pandemi sürecinde kadınların yükünün çoğaldığı , emeklerinin arttığı bir dönem yaşamaktayız.Pandemi sürecinde hem evde hem işte canlarını hiçe sayarak çalışmak zorunda olan kadınlarımızı takdir ediyoruz.
Kadını etkileyen en temel sorunlar sosyal koşullarla ilişkili olup cinsiyete dayalı şiddet ve yoksulluktur. Ülkemizde 18 yaşından önce evlenen her iki kadından biri, 18 yaşından sonra evlenen her üç kadından biri yakınlarındaki erkekler tarafından fiziksel ya da cinsel şiddet görmekte, eğitim düzeyinin düşük olması şiddet görme riskini artırmaktadır. Dünya ve Türkiye de kadınlara yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. Resmi rakamlara göre 7 yılda %1400 artış göstermiştir. ‘Şiddetin dili’ konusunda toplum bilinçlendirilmeli ve kadın cinayeti haberlerinin teşvik içermemesi için ,haberlerin sunumu gözden geçirilmelidir. Toplumun kadın bedenine ve emeğine yönelik mülkiyet algısı kadınlara yönelik her türlü saldırının yüzyıllardır bir savaş silahı olarak kullanılmasının başlıca nedenidir. Bu algının kırılması gerekmektedir.
Kadın bir ülkenin geleceğidir. Cinsiyet ayrımcılığı ve kadına yönelik şiddetin artmasının temelinde yatan sosyo kültürel sebeplerin üniversitelerce araştırılması elde edilen verilerin bilimsel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tespitler sonrası toplumun tedavi sürecinde tüm kurumların payına düşen görevi getirmesi ile iyileşmeye yaklaşılacaktır. Baromuz olarak her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.Kadın haklarının ihlali; hukuk , eğitim, kültür, ekonomik alanında gerekli çalışmaların yapılması ile düzelecektir.
Sağlıklı bir toplumun ancak ve ancak ,kadın haklarının ihlal edilmediği , kadının eşit ve özgür bir birey olarak var olduğu, cinsiyet ayrımcılığı yapılmadığı zaman var olabilir. Atatürk ilkeleri ışığında ve Cumhuriyetimize bağlılıkla, mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşırız.









