Türkiye’nin kanayan yarası olan alınan tedbirlere rağmen eski eş, eski sevgili hatta anne ve baba şiddetine maruz kalan ve öldürülen kadınlarımızı neden koruyamıyoruz? Kadına yönelik şiddet ve Kadın Cinayetlerinde Dünya ülkeleri arasında en üst sıralarda olan Türkiye, bu durumu nasıl sonlandıracak? Türkiye kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde istenmeyen bir konumda. Neredeyse Türkiye’nin farklı illerde her gün bir kadının öldürüldüğünü gösteren raporlar adeta durum hakkında konumumuzun ne kadar kötü olduğunu ifade ediyor. Son günlerde Edirne’de yaşanan Keşan'da Didem Uslu'nun babası tarafından ve Havsa ilçesinde ise Kübra Olgun Şahin'in eşi tarafından öldürülmesi alınan tedbirlerin ne kadar yetersiz olduğunu ortaya koymakta. Edirne Kadın Merkezi Danışma Derneği Kadın Kurultayı Bileşeni üyeleri, Keşan ilçesinde Didem Uslu'nun babası Hasan Uslu tarafından, Havsa ilçesinde de şiddet gördüğü eşine boşanma davası açan Kibra Olgun Şahin'in eşi Emre Şahin tarafından öldürülmesini protesto etti. Londra Asfaltı üzerinde bulunan Özgür Kadın Heykeli önünde Edirne Kadın Merkezi Danışma Derneği bir basın açıklaması yaptı. Bildiriyi Edirne Kadın Merkezi Danışma Derneği-Kadın Kurultayı Bileşeni adına Hülya Bodur yaptı. “YASALARIN YAŞAMA GEÇİRİLMESİ KARŞISINDA YETERSİZ KALMAKTADIR”Dernek bileşenlerinden yapılan basın açıklamasında günümüzde uygulanan yasaların yaşama geçirilmesi anlamında yetersiz olunduğunu ifade ederek; “21 yaşında 3 aylık evli olan Kübra, yaşadığı şiddet dolayısıyla birinci ayın sonunda ailesi ve jandarma ile birlikte yaşadığı evden alınmıştır. 2 aydır ailesinin yanında saklanan Kübra, dün boşanmak istediği eşi tarafından pompalı tüfekle öldürülmüştür. Uzaklaştırma kararı alınmasına rağmen korunamayan Kübra ile birimiz daha yok edilmiştir. Kadına yönelik şiddet sadece kadının sorunu değildir. Şiddet bir insan hakları ihlalidir. Şiddet mağdurunu koruyan, şiddet uygulayanı cezalandıran yasalar var. Ancak korunma uygulamaları ve sığınma evleri yeterli değil. Bu nedenle hakkını aramak isteyen, şiddette dur diyen kadını devlet yeterince koruyamamaktadır. Erkek egemen zihniyet ve kadın-erkek eşitliğini göz ardı eden anlayış, şiddetin önlenmesi konusunda yasaların yaşama geçirilmesi karşısında yetersiz kalmaktadır” dedi. “YA BİR OLURUZ, YA DA BİR, BİR YOK OLURUZ”Kadına yönelik şiddet hakkında kadınların birlik olmasını ifade eden Bodur, Son günlerde gündemde olan İstanbul Sözleşmesi hakkında da açıklamalarda bulundu. Bodur; “Türkiye İstanbul Sözleşmesini ilk imzalayan ülke olarak kadına yönelik şiddetle mücadelede çok önemli bir sorumluluğun altına girmiştir. Türkiye olarak CEDAW’a imza koyan ülkemiz; İstanbul Sözleşmesinin 25'inci madde gereği, şiddet vakalarında derhal baroya bildirim yapılması ve avukat atanmasının istenmesini. Tüm kamu görevlilerinin aldıkları ihbar üzerine işlem yapma zorunluluğunun ve aksi takdirde İstanbul Sözleşmesi madde 29 gereği tazminat yükümlülüğünün olduğunun kendilerine hatırlatılması ve dikkatlerinin çekilmesini. Şiddet mağduru kadınlar için de 6284 sayılı yasanın uygulanmasını. Yasa gereği nüfusu 50 bin üzerinde olan belediyelerin sığınak açmak için çalışmalar yapmasını gerektirmektedir. Kadına yönelik şiddetin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, Devletin; ilgili kurumlarıyla sorumluluk üstlenerek, tüm sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliği yaparak gerekli sosyal politikalar uygulanmalıdır. Şiddet hepimizi öldürüyor. Kadın hareketi olarak şiddet davalarının takipçiyiz. Ya bir oluruz, ya da bir, bir yok oluruz” dedi.
YAŞAM
Yayınlanma: 21 Ocak 2019 - 05:08
NE ZAMAN SON BULACAK?
YAŞAM
21 Ocak 2019 - 05:08









