Gazetecilik, kamuoyunu doğru ve hızlı bilgilendirme görevidir. Polis, jandarma ve diğer kolluk kuvvetlerinin görevi ise kamu düzenini sağlamak, olay yerini güvenlik altına almak ve vatandaşın can güvenliğini korumaktır. Aslında her iki taraf da aynı amaca hizmet eder. Ancak son dönemde yaşanan bazı uygulamalar, basın mensupları ile kolluk kuvvetlerini istemeden de olsa karşı karşıya getiriyor.
Özellikle trafik kazaları ve asayiş olaylarında, sıcak hava nedeniyle şapkasını çıkarmış bir polis memurunun, bekçinin ya da jandarma personelinin görüntülenmesi konusunda yaşanan hassasiyet, zaman zaman gereksiz tartışmalara neden oluyor. Oysa basın mensubunun amacı bir personeli hedef göstermek değil, yaşanan olayı kamuoyuna aktarmaktır.
Dün Şükrüpaşa Mahallesi'nde meydana gelen iki ayrı trafik kazasını takip etmek için olay yerine gittiğimizde buna benzer bir durumla karşılaştık. Görevini yapan bir polis memurunun, görüntü alınmasına karşı oldukça tepkili olduğunu gördük. Yaşanan diyalogdan, bu konuda personelin ciddi bir baskı hissettiği ve zor durumda kaldığı anlaşılıyordu.
Elbette kolluk kuvvetlerinin de uyması gereken kurallar vardır. Ancak kavurucu sıcakların etkili olduğu yaz günlerinde, saniyeler içinde çekilen bir görüntü nedeniyle personelin tedirgin olması ne basına ne de güvenlik güçlerine fayda sağlar.
Bu nedenle ilgili kurumların konuya ilişkin daha net, daha uygulanabilir ve sahadaki gerçekleri dikkate alan bir düzenleme yapması faydalı olacaktır. Basın mensuplarının görevini rahatça yapabilmesi, kolluk kuvvetlerinin de sürekli "Acaba görüntülendim mi?" endişesi yaşamaması gerekir.
Basın ile kolluk kuvvetleri birbirinin rakibi değil, toplumun huzuru ve doğru bilgilendirilmesi için görev yapan iki önemli unsurdur. Bu iki kesimin karşı karşıya gelmesine neden olan uygulamalar gözden geçirilmeli, hem personeli hem de basın mensuplarını rahatlatacak makul çözümler üretilmelidir.
Çünkü kazanan ne polis olmalıdır ne gazeteci... Kazanan, doğru bilgiye ulaşan toplum olmalıdır.






